Melih Aşık’ın, “Özür Mevsimi” başlıklı yazısı hepimiz için çok anlamlıydı.

Siyasi ve toplumsal nezaketten uzak olan herkese güzel bir gönderme olmuş.

Diyor ki Melih Aşık:

“Bizim millet iki konuda zorlanır..

Bir teşekkür etmek, iki özür dilemek...

Oysa ikisi de uygarlık işaretidir...

Ne var ki, yerli-yersiz özür dilenmez.

Hele siyaset ve diplomaside özrün bir anlamı, şekli, adabı vardır.

Geçenlerde CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Dersim olayları nedeniyle özür diledi. Geçerli olur mu? Hayır...

Özrü ‘fail’ diler...

Veya failin temsilcileri...

Eğer özür dilenecekse, CHP’yi değil, devleti temsil eden birilerinin dilemesi gerekir.

O da Başbakan’dır.

Peki, Başbakan’ın yarım ağız özür dilemesi yeterli olur mu?

Hayır. Onun da koşulları ve gerekleri var.

Özür dileyen...

Mağdur ettiği için derin pişmanlık hissettiğini açıklayacak.

Verdiği zararlar için tazminat ödemeyi kabul edecek.

Hukuki yaptırımları kabul edecek...

O suçu bir daha işlemeyeceğine söz verecek...

Siyasi amaçla, bir partiyi köşeye sıkıştırmak ya da gündemi değiştirmek için yapılan özrün anlamı ve değeri yoktur.

Filozof Kathleen Gill diyor ki:

‘Özür dilenen kişi, dileyenin gelecekte benzer haksızlıklardan uzak durmaya çalışacağına inanmalıdır.’

Siyasi özür ciddi bir eylemdir.

Gündelik siyasi tüketim malzemesi değildir.”

Gelin görün ki öyle mi?

Değil.

Sözler güzel de, iş uygulamaya gelince pek öyle değiliz maalesef.

Dört bir tarafta samimiyetsizlik hakim.

Toplum önderlerine bakıyorsunuz.

Siyasilere bakıyorsunuz.

Onların pek çoğu, bu toplumun kötü örneği…

Çelişkiler içinde yaşarken; bu ülkeye, bu kente umut olmak istiyorlar.

Olmaz…

Olamazlar…

Ömürleri kısa sürer.

Kim yaparsa yapsın, elbet hepimiz bir gün olur, duvara toslarız.

Hep diyoruz ki:

“Samimiyet…”

“Mertlik…”

“Adamlık…”

Siyasi liderler, belediye başkanları, toplum önderleri, ya da kendisini toplum önderi olarak göstermeye çalışanlar defolu defolu dolaşıyor sakaklarda…

Hal böyleyken, nasıl sağlıklı nesiller yetiştireceğiz?

Nasıl güveneceğiz birbirimize...

Taraftar takipte…

Zonguldak Kömürspor-Ankara Adliyespor maçında tribünlerin muhteşem görüntüsü, İstanbul basınını etkiledi.

Taraftarımız, gazetelerde ve internet sayfalarında manşetlere çıktı.

İstanbul basınından arkadaşlarımız aradı dün peş peşe.

Arayanlardan biri de, Cumhuriyet Gazetesi Haber Müdürü Aykut Küçükkaya oldu.

Küçükkaya, aslen Zonguldaklı olmasına karşın pek gelemez şehrine.

Sonunda taraftar vesile oldu.

Bazı bilgiler sordu.

Ekibiyle birlikte Zonguldak’a maça gelmek istiyorlar.

Bu muhteşem seyirciye bir tam sayfa ayırmaya, yazı dizisi yapmaya hazırlar.

Bunca karmaşa içinde kent adına sevindirici bir durum.

TV ve diğer gazetelerin spor servisleri de yakından ilgileniyor

Niğde maçı sonrası Zonguldak’taki maçta tribünler çok önemli.

Yani Çatalca maçında…

Taraftar aynı şovunu yapmaya hazır olsun.

Bu arada, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ı da maça bekliyoruz.

Milletvekilleri Köksal Toptan, Ercan Candan, Özcan Ulupınar, Mehmet Haberal ve Ali İhsan Köktürk’ü de bu maça bekliyoruz.

Reklam yaparlar!

Türkiye’nin her tarafında modern stadyumlar yapılırken, bir türlü yenilenmeyen, yenisi yapılmayan Karaelmas Kemal Köksal Stadyumu’nda fikirleri değişir…

Gerçek sevgi…

Zonguldaklı yazar İrfan Yalçın, Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı’nın (ZOKEV) düzenlediği söyleşide, “Son Bahçeler” adlı kitabını okurları için imzaladı.

Yalçın, insanları sınıflara bölen zihniyetlerle ilgili çok haklı bir tespitte bulunuyor.

Diyor ki;

“Bu romanımda yaşamı sorguluyorum.

Yaşamı da Türkiye çerçevesinde sorguluyorum.

Az gelişmiş kapitalist bir ülkede sevgilerin büyüyemeyeceğini, gelişemeyeceğini biliyorum.

Sevgilerin ancak sınıfsız toplumlarda gerçek sevgiler olabileceğini biliyorum.

Ama yine de bizim gibi toplumlarda kendini aşmış kişiler için, yaratıcılığı gelişmiş kişiler için gerçek sevgi vardır.

Marks, ‘Eğer biz karşımızdakinin sevgisinden memnun değilsek, kabahat bizdedir’ diyor. ‘Biz onu iyi sevememişizdir’ diyor.

Ama, yalnız bizimle yok ki onun ilişkisi…

Onun girdiği çeşitli toplumsal kesimler var, onlardan da etkileniyor.

Yanlış söylediğini söylemiyorum ama, toplum bir bütündür.

Sadece birkaç kişi ile ilişkilerimiz yok bizim.

Bizi her şey etkiliyor.

Sınıfların olduğu bir yerde gerçek sevgi, gerçek toplum olamaz.”

Aynen böyle;

Herkes kendi sınıfını sevmeye çalışırsa, gerçek sevgi nasıl olacak?

Bırakın, saygı nasıl olacak?