"Cumhuriyet’in Işığında Geleceğe Bakış" konulu söyleşi için Zonguldak’a gelen CHP eski Milletvekili ve İstanbul eski İl Başkanı Berhan Şimşek, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'i, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı karşılıklı ziyareti eleştirince, CHP Zonguldak İl Başkanı Devrim Dural ve Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem salonu terk ettiler!

Kente misafir olarak gelmiş eski milletvekili ve il başkanına yapılan demokrasi ve nezaket dışı bu hareket ayıplandı!

Tahsin Erdem ve Devrim Dural, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e yaranmak için ne yapacaklarını bilememişler!

Devrim Dural, "milletvekili adayı" olacak ya!

Ey Allah’ım ya...

Koltuk için koca koca adamların yaptıklarına bakar mısınız?

CHP, aynaya bakmalı!

CHP’liler ve CHP medyası, Zonguldak İl Özel İdaresi’ne alınan işçiler konusunda çalmadık davul bırakmadılar!

Kuru gürültüden başka bir şey olmadı!

Eleştiri yaparken, herkes aynaya bakmalı!

Sen "çocuklarının arkadaşı" diye karı-kocayı işe alırsan, başkasına laf edemezsin!

Zonguldak Belediyesi’nden söz ediyoruz!

Başkan Tahsin Erdem’in ilk işe aldığı karı-koca, çocuklarının arkadaşıydı!

"Özel Kalem Müdürü" de çocuklarının arkadaşı çıktı!

"Başkan Yardımcısı" eşinin arkadaşı!

Biz, "Zonguldak Belediye Başkanı"nın kim olduğunu merak ediyoruz!

Belediyede Tahsin Erdem’den çok Mustafa Özdemir’in sözü geçiyor olabilir!

Ve bunlar hep bir ağızdan AK Parti’nin işe alımlarını eleştiriyorlar!

Elinize biraz yetki geçince, ne yaptığınızı gördük!

Köy toğuğu...

Cumartesi günü bahçedeydim.

Biraz güneş ısıttı bizi...

Biraz biz güneşi ısıttık.

Biraz çalıştık.

Pat telefon...

“Abi nasılsın? Sen köy toğuğu seversin” dedi.

Bahçede çalışan adam köy toğuğunu sevmez mi?

“Devrek’e gelüsen toğuk hazır” dedi.

Filyos’a gidecekken, Devrek’e gittik.

Köy toğuğumuzu aldık.

Bir-iki ziyaret yaptık.

Devrek çalkalanıyor!

Bürokrasi ayrı, siyaset ayrı, magazin ayrı!

Devrek tabiriyle...

“Ortalık çatıraya...”

Neyse, oradan çıktık, geçtik Filyos’a...

Gittik Leb-i Derya’ya...

"Derya"larla açtığımız haftayı "Derya" ile kapattık!

Çinekopları ağlatmadan yedik!

Çok geç kalmadan eve döndük.

Toğuk meselesine gelince...

Bu arada, Devrek köylerinde tavuğa "toğuk" denir.

Toğuğu henüz yiyemedik.

Analizi yapıp haber vereceğim.

Bizde köy toğuğu suda haşlanır.

Sonra ev yufkasından yapılan bütün böreğin üstüne konur, öyle yenir.

Ama artık börekle uğraşan yok.

Suyu ayrı, eti ayrı yenir.

Eğer bu tavuk güzelse, size adresi vereceğim.

Şimdi “Devrek’e gittin, bize tavukları anlatıyorsun” diye kızıyor olabilirsiniz!

Lavukları da anlatacağım!

Belediyeyi soyanları!

Malzeme çok...

Çift sarılı magazin haberlerimiz olacak!

Rafadan mı olsun?

Biraz fazla mı pişsin?

Sahanda mı olsun?

Ona karar veremedik!

IQ seviyesi...

Okuduğunu anlamayan!

Baktığını göremeyen!

IQ seviyesi ortalamanın çok altında olan kişiler, lütfen bizim sektörümüzün dışında kalsın!

Kimse aç kalmaz!

Her malın bir alıcısı olur!

Onlar da bir iş bulur, evlerine ekmek götürür!

Kütüphanenin adı değişmiş!

Kampüsün adı değişmiş gibi yazıyorlar!

Annesinin adı nerden çıktı evladım?

Bunlara IQ seviyesine göre para versen, aç kalırlar!

“Sibop iğnesi kadar akılları yok” deyince, kızıyorlar!

Ama “Kamyon lastiği kadar kafası var” deyince, seviniyorlar!

Kamyon lastiği çok pahalıymış!

Kendilerini değerli sanıyorlar!

İnsan gerçekten üzülüyor!

Kıssadan Hisse: Zehir...

Anadolu’nun güzel bir sahil kasabasında Gülçiçek adlı kız evlenir. O zamanlarda adet olduğu üzere kocası ve kaynanası ile aynı evde birlikte yaşamaya başlar.

Lakin kısa bir müddet sonra kaynanası ile geçinmenin o kadar kolay olmadığını anlar. İkisinin de kişiliği tamamen farklıdır. Bu da onların sık sık kavga edip tartışmalarına yol açar. Bazen tartışma ve bağırma sesleri komşularına kadar ulaşır. Evdeki hengame kasaba geleneklerine göre hoş bir davranış değildir ve çevrenin tepkisini alır. Genelde kabahat yeni gelinde bulunur ve ikaz edilir.

Birkaç ay sonra, bitmez tükenmez gelin-kaynana kavgaları, hayatı ev halkı, komşuları ve annesi ile karısı arasında kalan eşi için de cehennem haline getirmiştir.

Artık bir şeyler yapmanın gerektiğine inanan genç kız soluğu, babasının da arkadaşı olan ve aynı zamanda Mevlevi dervişi olan kasabanın baharatçısında alır ve derdini anlatır. “Kaynanasını sakinleştirecek, sinirini yatıştıracak bitkisel bir karışım hazırlamasını” rica eder.

Yaşlı baharatçı derviş, ona bitkilerden yaptığı bir şurup hazırlar ve şöyle tembihler:

“Bu karışım etkilidir, ancak tesiri iki yönlüdür. Ya yaşlı kadınının sinir sistemine etki yaparak onu sakinleştirecek, veya ters tesir ederek onu yavaş yavaş öldürecektir. Bunu 3 ay boyunca her gün azar azar kaynanan için yaptığın yemeklerin içine koymalısın. Karışım kesinlikle az dozda verilecektir. Böylece eğer ters etki görülürse, yaşlı geçimsiz kadının gelini tarafından öldürdüğü belli olmamalıdır.”

Yaşlı adam, ayrıca genç kıza kimsenin ve özellikle eşinin şüphelenmemesi için, bu müddet esnasında kaynanasına çok iyi davranmasını ve ona en güzel yemekleri yapmasını, banyosuna yardım etmesini ve küçük hediyeler almasını da tembihler.

Bu çift yönde etkili ilaca fazla da aklı ermeyen, ama bir umutla fayda bekleyen Gülçiçek sevinç içinde eve döner, baharatçı dervişin dediklerini aynen uygular. Her gün en güzel yemekleri yapıyor, kaynanasının tabağına da azar azar muhtemel ilaç-zehiri damlatıyordu. Kadına sıkça banyo yaptırıyor, temizliyor, küçük hediyeler ve çiçekler alıyordu.

Bir süre sonra, kayınvalide çok değişmişti. Gelinine kızı gibi davranmaya başlamıştı. Artık onu üzmüyor, kötü konuşmuyor ve her yapılana teşekkürle, gülücüklerle karşılık veriyordu. Hatta bir keresinde, kendisine annesinden kalan ve çok değer verdiği pırlanta yüzük-küpe-kolye takımını zorla gelinine hediye etmişti.

Evde bahar rüzgârları esmeye başlamıştı. Herkes birbirine iyilik yapmak için adeta fırsat kolluyordu. Ama genç kız, kendisini çok ağır bir yükün altında hissetti. Yaptıklarından bin pişman vaziyette baharatçı dükkânının yolunu tuttu ve yaşlı dervişe, şu ana kadar kaynanasına verdiği muhtemel ilaç-zehirleri onun kanından temizleyecek bir iksir hazırlaması için yalvardı. Yaşlı kadının artık ihtimal de olsa ölmesini istemiyordu.

Derviş, yaşlı gözlerle ve pişman vaziyette karşısında konuşup duran Gülçiçeğe baktı ve kahkahalarla gülmeye başladı...

“Sevgili Balçiçek... Sana verdiklerim sadece vitaminlerdi. Olsa olsa kayınvalideni sadece güçlendirdin. Hepsi bundan ibaret. Gerçek zehir ise beyninde olandı. Sen yaşlı kadına iyi davrandıkça beynindeki zehir de dağıldı ve yerini sevgiye bıraktı. Böylece siz gerçek bir ana-kız oldunuz. Haydi artı hayatı kendine, eşine, kayınvalidene ve herkese cennet yap…” dedi.

Hisse: Gül veren elde gül kokusu kalır. Sevilen insan, sevgisini diğer insanlarla paylaşan insandır. (Alıntı)