Son
dönemde Karabük’ü konuşuyoruz.



Zonguldak’ın
eski içesi Karabük’ü…



Dünün
cılız Karabük’ünü…



Denizi
olmayan Karabük’ü…



Zonguldak’tan
kopup giden Karabük’ü…



Giden
anlatıyor.



Gören
anlatıyor.



Ballandıra
ballandıra anlatıyor.



Nasıl
anlatmasın?



Nasıl
anlatmayalım?





Zonguldak’ta
uzun süredir bir Karabük aldı başını gidiyor.



Karabükspor
değil, sadece konuştuğumuz.



Belediyecilik
uygulamalarını konuşuyoruz.



Fark
yaratan hizmetlerini konuşuyoruz.



Pozitif
yaklaşımını konuşuyoruz.



Her
mahalleye kurulan sosyal yaşam merkezlerini konuşuyoruz.



Mahallelere
kurulan yürüyen merdivenlerini konuşuyoruz.



Asansör
kulelerini konuşuyoruz.





Belediye
Başkanının makamını mahallelere taşımasını konuşuyoruz.



Dolup
taşan OSB’sini konuşuyoruz.



Söz
konusu Filyos Projesi olduğunda Zonguldak’tan daha fazla ilgilenmesini
konuşuyoruz.



Otoparklardan
toplanan paralarla 400 öğrenciye sağlanan bursu konuşuyoruz.



Sigara
içmemesi durumunda bu bursların siyasi görüşü sorulmaksızın tüm öğrencilere
verilmesini konuşuyoruz.





Yine
Belediye Başkanı Rafet Vergili’nin almadığı maaşını, bizzat kendisi tarafından
karşılanan belediye başkanlık makamının masraflarını konuşuyoruz.



Rafet
Vergili’nin fark yaratan bakış açısını konuşuyoruz.



Vergili’nin
üniversiteye arazi kazandırmak için ortaya koyduğu çabaları konuşuyoruz.



Yapımına
başlanan “Kanyonpark”ını
konuşuyoruz.





Sadece
Rafet Vergili mi?



Hayır…



TBMM
Başkanlığı yapan Karabük’ün AK Partili Milletvekili Mehmet Ali Şahin’i konuşuyoruz.



AK
Partinin diğer Karabük milletvekillerinin çabasını konuşuyoruz.



MHP’li
muhalefet partili Belediye Başkanı Rafet Vergili ile AK Partili iktidar
milletvekili Mehmet Ali Şahin ve diğerlerinin hizmet konusundaki birlikteliğini
konuşuyoruz.



Ankara’daki
lobi oluşumlarını konuşuyoruz.



Muhalefet
partili belediye başkanının, iktidar partisi milletvekillerine teşekkürünü
konuşuyoruz.



İktidar
partili milletvekillerinin, muhalefet partili belediye başkanına teşekkürünü
konuşuyoruz.





Girişini
konuşuyoruz.



Çıkışını
konuşuyoruz.



Ortasını
konuşuyoruz.



Üniversitesini
konuşuyoruz.



Öyle
değil mi?



Önceki
akşam haftalık “Artı Eksi” programında
Karabük Belediye Başkanı Vergili’nin bireysel ve kurumsal çabalarını dinlerken,
bunları neden konuştuğumuzu daha iyi anladım.



Program
üç bölüm halinde pusula TV´nin internet adresinde var.

TV’de
izleme şansınız olmadıysa, bu kente karşı biraz olsun kendinizi sorumlu
hissediyorsanız açın, izleyin.





Bakın
Karabük’ün muhalefet partili Belediye Başkanı Rafet Vergili neler anlatıyor?



Zaman
ayırın, izleyin.



Bu
kentte siyasetçiyseniz, mutlaka izleyin.



Bu
kentte kendinizi siyasetçi, belediye başkanı falan zannediyorsanız, açın
izleyin.



Bu
kentte kendinizi söz ve yetki sahibi olarak görüyorsanız, açın izleyin.



Daha
doğrusu gerçekten taşıdığınız kimliğin hakkını vermek bu kente hizmet etmek
istiyorsanız, açın izleyin.





Hatta
hazır seçim öncesiyken aday adayları da izlesin.



Büyük
çoğunluğu bu kentten bihaber aday adayları da izlesin.



Anlatmakla
olacak gibi değil.



İzleyin.



Dinleyin.



Zonguldak’ın
neden geri kaldığını, Karabük’ün nasıl uçtuğunu görün.



Vergili’nin
konuşmasının detaylarına burada yer vermiyoruz.



Ama
şu kadarını eklemezsek, eksik kalır.





Diyor
ki Vergili:



“Ben 6 yılda beş
defa Ankara’ya gittim. Ben Ankara’ya niye gideyim ki? Biz belediye olarak ne
gerekiyorsa yapıyoruz. Mehmet Ali Şahin’i telefonla arıyorum, o da, sağ olsun,
gerekenleri yapıyor. Kendilerine de teşekkür ediyorum.”





Diyor
ki Vergili:



“Ben 1990
senesinde Başbakanlığa giderken tüm partilerin mensuplarını toplayıp öyle
gidiyordum. Zonguldak’ın önce bu mantığa ulaşması lazım…”





Diyor
ki Vergili:



“Seçildiğim
günden bu yana belediye başkanlığı makamımda hiç siyaset yapmadım. Hiçbir
müdürü, ‘Sen şu partilisin, bu
partilisin’
diye görevden alıp başka bir müdür getirmedim. Müdür
arkadaşların çoğu AKP Siyaset Akademisi’nden çift diplomalı arkadaşlarımız.
Onların siyaseti falan beni ilgilendirmiyor. Benim başkan yardımcılarımdan biri
sosyal demokrat, yıllardır ona görev verilmemiş. Ben geldim, ona görev verdim.
Kendisi çok dürüst bir arkadaş olduğu için ona bu görevi verdim.”





Diyor
ki Vergili:



“Bir Mehmet Ali
Şahin faktörüne bakalım, bir de sizden çıkan bakanların faktörüne bakalım. 5
yıldan beri hala şu Zonguldak’ın girişindeki tünelden bu tarafa doğru dürüst
gelemiyoruz. Siyaset yapılacaksa, şimdi burada yapalım. Meclis Başkanı bile
çıkarttınız, bizim değerlerimiz daha farklı. Bir Karabüklü olabilmek ya da
Zonguldaklı olabilmek çok farklı bir şey...”





Diyor
ki Vergili:



“Bakıyorum,
burada 30 yıldır milletvekilliği yapmış, çocukluğumdan beri tanıdığım
milletvekilleri hala devam ediyor. Ben Zonguldaklıya da bir anlam veremiyorum,
gerçi koyduğunuz zaman aynı kişilere biz de oy veriyorduk. Bir bakarsınız ‘ne eseri var, ne yaptı?’ diye… Buna
bir kere verdin, bir daha verdin, ondan sonra ısrarın anlamı ne, anlamıyorum.”





Vergili’ye
çok teşekkür ederim.



Bunları
bizimle paylaştığı ve mukayese şansı verdiği için.



Umarız,
bunların kente bir katkısı olur.



Umarız,
Zonguldak’ta bunlardan ders çıkaranlar olur.





Fikirlerin
değil, kişilerin peşinde koşan, birbirinden korkan, aşağılık kompleksli
Zonguldaklılara selam olsun!