Kendi içinde bütünselliği olan son üç yazıma; Din ve Akıl, Karşı Mahallede Kimler Oturur?, Köprüden Önce Son Çıkış, Pusula ve Facebook sayfamda çok sayıda yorum ve eleştiriler yapıldı.
Okurlarımla tek tek polemiğe girmek yerine
konuyu genelleştirelim ve kapatalım.
1- Muhafazakâr kesimin en büyük iddiası, Cumhuriyetin kurucu unsurlarının
halkı hor gördüğü, aşağıladığı, 1923den beri
baskılanmış, sindirilmiş, aşağılanmış ve ötekileştirilmiş vaziyette
beklemekteydiler.
Önce bu ifadede bir itiraf var.
Gerçekten bu iddiayı öne sürenlerin genetik değilse de, siyasi ataları Cumhuriyetin kurucu unsuru
değildiler. Kuvayı Milliye´ye katılmadılar. İşgalci Yunan ordusunu Padişah ordusu ilan eden Vahdettine uydular.
Bu aslında söyleyenlerin
bile inanmadığı bir yalandır. Cumhuriyet öncesinin, o çok abarttıkları Osmanlı
dönemine bir bakalım;
Osmanlıya göre; Türk, etrak-ı biidraktır."
Yani, kaba ve zekâ
yoksunudur.
Yoksul köylüler, aşar
vergisini Osmanlı adına acımasızca tahsil eden Mültezimlerin, derebeylerin
pençesi altında kıvranmaktadır.
Adalet, savunma hakkının
olmadığı Kara Kadıların iki dudağı arasındadır.
Okuma-yazma oranı akıl almaz
derecede düşüktür.
Yani halk, sadece vergi ve
asker veren, ama eğitim, sağlık, sosyal güvenlik vb. alanlarda devletten hiçbir
şey alamayan bir güruhtur.
Oysaki cumhuriyet, Türk milletini, zeki ve çalışkan; köylüyü,
milletin efendisi olarak görmüştür.
Eğitim, sağlık, sosyal güvence gibi alanlarda çağdaş medeniyet normlarına ulaşmaya
çalışmıştır. Halkevleri, Köy Enstitüleri gibi kurumlarla aydınlanma ve eğitim
atılımı başlatılmıştır.
Size bu konuda yerel bir
örnek göstereyim
[*]
[*] [*]
Yıl 1933
Dil Tarih,
Tiyatro, Sanatlar, Spor, Sosyal Yardım, Kütüphane ve Yayıncılık, Köycülük, Dershaneler
ve Kurslar, Müze ve Sergi gibi tam dokuz şubesi olan Zonguldak Halkevi, 3
Haziran 1933 tarihinde Köylü Gecesi
düzenler.
Her köyden 6 kişi ve köy
öğretmenlerinin katıldığı gecede, köylülere, Köy Kanunu, Cumhuriyet, Zührevi ve Diğer Hasatlıklardan Korunma,
Cumhuriyetin Yurttaşlara Verdiği Haklar konularında bilgi verilmiştir.
Daha sonra köylüler, şehirliler ve Vali, birlikte yemek yemiş ve eğlenmişlerdir. (Zonguldak TSO Cumhuriyetin 10uncu Yılı Kitabı)
Yıl 1939
Zonguldak Halkevi,
Gaca Köyünü ve yakın yerleşimleri ziyaret eder.
Bu ziyarette; 90 ev halkına
sabun ve tuz, 140 talebeye kalem, defter, kâğıt, silgi, kalemtıraş, 15 çocuklu
aileye oyuncak, asker ailelerine mektupluk zarf ve kâğıt dağıtılmış, Halkevi
doktorlar tam 353 hastayı muayene ederek ilaç vermiş.
Bu malzeme ve hizmete bugün
dudak bükebilir ve hafife alabilirsiniz. Ama 1939 koşullarında bu hizmete paha
biçilemezdi. (Karaelmas Karasevdam kitabım,
Sayfa 158-159)
Bu halkı hiçe sayan
Osmanlıya karşın, cumhuriyetin bakış açısı ve yaptıklarını karşılaştırın
Hor görme ve aşağılama
Hadi canım sende!
[*]
[*] [*]
2- Kemalist, laik kesim dine
karşıdır.
Bu da utanmazca bir yalan.
1922 yılında Bakanlar Kurulunun ilk toplantısında konuşan Atatürk, Yunan
çekilişi sırasında birkaç bin caminin yakılıp-yıkıldığını belirtmiş ve Bu camileri yenilemek
görevimizdir. Bu hizmeti nutuk atmadan, gösterişe kaçmadan, siyasete alet
etmeden yerine getirelim demiştir.
Cumhuriyet kurulana kadar, büyük çoğunluk Kurandan
habersizdi. Hocaların, Kitap diyor ki
sözünün peşinden söylediklerini bilirdi. Atatürk, Elmalılı Hamdi Yazıra parasını
bizzat vererek, Kuran-ı Kerimin
Türkçe Mealini yazdırdı, bastırdı ve dağıttı. Halk, Kuranın ne dediğini
anladı.
1923 yılında bugünkü İmam Hatip Liselerinin temeli olan Dar-ül Hilafe kuruldu. Atatürk, bu
okulu ziyaretinde, "Memnuniyetle görüyorum
ki, eğitim ve öğretim cidden dini hakikat içerisindedir. İnşallah aranızdan
Farabiler, İbn-i Sinalar çıkacak" demişti.
1927 yılında tüm Türkiyede,
okulların iki katı, 14 bin 425
okula karşılık, 28 bin 705 cami vardı.
1924 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu.
1933 yılında İlahiyat Enstitüsü, 1949 yılında Ankara Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi açıldı.
Bu mu dine karşı olmak?
Hadi canım sen de
[*]
[*] [*]
3- Din eksenli bir toplum
kurmakla halk kurtulur. Bu günkü iktidar bunu yapmaktadır ve başarılıdır. AKP
iktidarı başarılıdır.
Halkın dini duygularını sömürerek iktidar olmak isteyen ve
olan bütün muhafazakâr kadrolar bu yalanı da söyler. Hem de gözümüzün içine
baka baka
Din ve Akıl başlıklı yazımda, AKPnin dinin emrine rağmen
yapmadığı yirmiyi aşkın sorun belirtmiştim. Ama en önemlisi de şudur:
Bu kadrolar, sömürüyü engelleyecek tek bir düzen değişikliği yapmışlar ya da
iddiasında bulunmuşlar mıdır?
Yaptıkları tek şey, Kapitalizm kekini din kreması ile
kaplayıp helal (!) pasta niyetine halka yutturmak olmuştur.
Gerisi laf-ı güzaf
[*]
[*] [*]
KADIN CİNAYETLERİ
Her gün bir yenisini duyuyoruz.
Bazı erkek(!) müsveddelerinin yaratılışın kendilerine verdiği
bir kaç santimlik fazlalığı, eş-evlat-akraba-başkası ayrımı yapmadan kadın
katletmeye gerekçe olarak kullanmalarını aklım almıyor.
İnsan olmaya aykırı bu
katliamları kınıyor, yargının bu eksikli katillere toleranssız, hiçbir muafiyet
tanımayan bir anlayışla cezalandırmasını diliyorum.
[*]
[*] [*]
İÇ GÜVENLİK PAKETİ
Yurttaş olmak, yurttaş olarak saygı görmek, kendini güvende hissetmek
İşte hükümetin hazırladığı İç güvenlik Paketi, yukarıdaki hak ve özlemleri tehdit ediyor.
Paketin içeriğini ve tafsilatını kolayca öğrenebilirsiniz.
Ama asıl olan, hukukun koruma ve güvence sınırlarının
daraltılması
İçişleri Bakanı, Vali, Emniyet Müdürü, Komiser, zincirindeki
şahısların yetki ve inisiyatif kullanma haklarının arttırılmasıdır.
Ben şahsen, kaderimin Sık
ulan sık karakterli bir kamu görevlisinin inisiyatifine bırakılmasını
istemem.
Kesinlikle bilinmelidir ki, Dipten Gelen Dalga bu şekilde engellenemez.
Asıl olan, yurttaşını koruyan hukuki yapılanma, topluma sevgiyle
bakan iktidar, adil yargı, denetlenebilir emniyet personeli zincirinin
oluşturulmasıdır.
[*]
[*] [*]
Bu tavanın balıkları;
birliğiniz ve dirliğiniz daim olsun