Zonguldak Barosu’nun “Hak ve Özgürlükler Çerçevesinde İnsan” söyleşisi için önemli bir konuk vardı Zonguldak’ta.

İnsan hakları savunucusu ve medya hukuku konusunda Türkiye’nin çok önemli bir ismi, yakın ilgisini ve desteğini bizlerden esirgemeyen dostumuz Avukat Fikret İlkiz.

Zonguldak Barosu’nun düzenlediği söyleşide, moderatörlüğünü yapan isim ise, yine değerli bir hukukçu, hukukçuların ağabeyi Kaya Taşçakmak oldu.

Baro Başkanı İbrahim Kerem Ertem’in yoğun çabalarına rağmen özellikle genç hukukçuların ilgisizliği dikkat çekti.

Emeği geçenleri kutluyoruz.

[*] [*] [*]

Programın hemen sonrasında İlkiz’i, Pusula TV’de konuk ettik.

Kendisine gündeme ilişkin sorularımız oldu.

Özgürlüklerin öncelikli olması gerektiğini ifade eden İlkiz’in vatandaşa ve bizlere de tavsiyeleri vardı.

[*] [*] [*]

Dedi ki İlkiz:

“Öncelikle vatandaşın yorumlamasından öte ‘biz nasıl görüyoruz?’ önce ona bakmalıyız. Bence Türkiye’de yaşayan insanların hukuki güvenliğe sahip olması gerekiyor.

Burasının korkulan ülke ya da korkularla yaşanılan ülke olmaktan mutlaka çıkartılması gerekiyor.

Çünkü hukuk, bir anlamda özgürlüklerin sağlanmasıdır.

Biz bu ülkenin insanlarına karşı temel hak ve özgürlükleri açısından sorumluyuz.

Devlet insanların temel hak ve özgürlüklerini kısıtlamaya cesaret edemez ve etmemelidir de zaten.

[*] [*] [*]

Dünyanın daha yaşanılır ve daha zengin olabilmesi için en başta ifade özgürlüğünün ve basın özgürlüğünün mutlaka sağlanması gerekir.

Bunlar sağlandığı zaman halkın ne gördüğünü ve nerelerde eksik olduğunu bulmaya çalışmalıyız.

Ben önce kendim nasıl bakıyorum, onu sağlamalıyım, daha sonra da halkımızın bakış açısı altında sürekli kendimi sorumlu sayarak onlara karşı olan borcumu ve bu topraklarda yaşayan insanlara borcumu ödemek için var gücümle çalışmak zorundayım.

[*] [*] [*]

Ondan sonra şu soruyu sormalıyım: ‘Halkımız nasıl bakıyor?’ Halkımız şöyle bakıyor: Siz halkın nasıl baktığını insanlara sorarak öğrenebilirsiniz. ‘Sadece pazarda fiyatların nasıl olduğunu soran haberler yapılmalı, ama bunun yanında yaşadıkları ülkedeki gelişmeleri soran haberler de yapılmalı’ diye düşünüyorum.

[*] [*] [*]

Yani ‘10 Aralık 1948’ dediğiniz zaman, ‘İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ dediğiniz zaman, ‘Acaba pazarda alışveriş yapmakta olan Hatice Hanım biliyor mu? Ne biliyor?

Bu konuda neler yapılması lazım?’ gibi haberler yapıldığı zaman ihtiyaçları da tespit etmiş olursunuz.

Bu bir yöntemdir, bir yoldur.

Aynı şekilde bana da sormanız gerekir.

‘Siz mahkemelerdesiniz, siz adliyedesiniz, siz hukukçu olarak eksiklikleri gidermek konusunda ne yapıyorsunuz?’ diye sormanız gerekir.

‘Halk ne istiyor?’ diye sormak lazım, bu eksiklikleri tespit etmek lazım ve bunları da tartışmaya açmak lazım.”

[*] [*] [*]

Bunları neden paylaştık?

Ülkede onca şey yaşanıyor.

Bunlar yaşanırken, yeni yasalar çıkarken neyi ne kadar tartışabiliyoruz ki?

Mesela, son dönem tartışılan “makul şüphe” kavramı…

İçinde kocaman bir gizli özne taşıyor.

[*] [*] [*]

Diyor ki İlkiz bu konuda:

“Şubat ayında yapılan düzenlemede, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda 116’ncı maddede ‘makul şüphe’ kavramı vardı.

Bunu doğru bulmadılar, ‘bunu kuvvetli şüphe yapalım ve kuvvetli şüphe varsa, biz insanların evlerinde ve iş yerlerinde gidip arama yapalım ya da kuvvetli bir şüphe varsa o kişiyi yakalamayı, tutuklamayı gerçekleştirelim’ dediler.

Delil arayalım, somut olgu olsun ve ondan sonra kuvvetli şüphe varsa işlemi gerçekleştirelim.

Bu düzenleme iyi bir düzenlemeydi.

Neden bu düzenlemeyi yaptınız da daha sonra bu düzenlemeyi bozdunuz? Bu düzenleme güzel bir düzenlemeydi. Neden yeniden eski haline dönecektiniz, neden bu düzenlemeyi yaptınız?”

[*] [*] [*]

Türkiye’nin sorgulaması gereken kavramlardan biri de bu.

Son dönem yapılan düzenlemeler, Türkiye’nin gündemindeki bazı davalarla örtüştürülüyor.

Ancak kanun kanundur.

Yani hepimiz lazım olduğunda makul şüpheli olabiliriz!

Sonra ayıkla pirincin taşını…

“2014 basın için kara bir yıl oldu”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın düzenlediği “Basında Davalar Yılı: 2014” başlıklı toplantıda, gazetecilere en çok baskının yapıldığı yılın 2014 olduğuna dikkat çekildi. 2014 yılında gazetecilerin akreditasyon, yayın yasağı, işsizlik, gözaltı ve fiziksel saldırılarla baskı altına alınmaya çalışıldığı, sadece 17-27 Aralık süreciyle ilgili 60’ın üzerinde gazeteciye 100´ü aşkın davanın açıldığı açıklandı.

TGC Başkanı Turgay Olcayto, şunları dile getirdi:

“2015 yılına girerken toplumla ilgili iyi şeyler söylemeyi çok isterdik.

Ne yazık bu dileğimiz 2014 yılında gerçekleşmedi.

2014’te gazeteciler için açılan davalara baktığımız zaman içimiz kararıyor. Türkiye’de halkın bilgilenme kanalları tıkanmış bulunuyor.

Mahkeme yasaklarıyla halka bilgi ulaşmıyor.

Düşünceyi ifade özgürlüğünün önündeki engeller hiç bitmiyor.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, sadece gazeteciler açısından taraftır.

Hiçbir tarafın yandaşı değiliz.

Son günlerde ‘çamur at, izi kalsın’ anlayışı var.

Gazetelere baskın düzenleniyor.

Nereden bakarsanız bakın, düşünce ve ifade özgürlüğüne getirilen yeni bir engeldir bu.

Hem kamuoyu üzerinde hem de medya üzerinde korku yaratılıyor.

Biz buna korku iklimi diyoruz.

İnsanları edilgin kılmaya yönelik davranıştır.

Makul şüphe uygulaması 4 Aralık’ta Meclis’ten geçti.

Makul şüphenin Meclis’ten bu kadar kolay geçmemesi gerekiyordu.

Muhalefetin kamuoyunun tepkisi nerede?”

Siyasi davalarla ilişkili olan gazetecilere yönelik zaman zaman linç kampanyası yaşanırken, bizler de yerelde sık sık mahkemelere gidiyoruz.

Yaşanan tüm tartışmalara karşın basın hürriyeti konusunda savcıların, hakimlerin adaletine güveniyoruz.

Güvenmek zorundayız.