“Basılmamış kitabın suç olduğu ülkede, yayınlanmış
dizi niye suç olmasın?”



Böyle diyerek
hükümet-cemaat tartışmasının bir safında yer alabiliriz.



Ama farklı bir
şekilde bakmalıyız, bu olaya…



Basılmamış kitap
da suç olmamalı.



Yayınlanmış dizi
de suç olmamalı.



Cemaat, hükümeti
“hırsız” diye suçluyor.



Hükümet ise,
cemaati “kumpasçı” diye suçluyor.



Hükümetin ilk
icraatı, Tahşiye örgütü üzerinden cemaatin üzerine yürümek oldu.



Ergenekon’dan
yürüseydi, daha iyiydi.



Ama cemaat,
Ergenekon operasyonunu hükümetin desteğiyle yaptı.



Hükümetin
yapmaya çalıştığı şey, cemaati kendi başına işlediği suçlarla köşeye
sıkıştırmak.



Futbol takımı
tutar gibi siyasi parti tuttuğumuz için hükümete karşı olan CHP bile cemaatin
safına geçiverdi.



“Filler tepişir, karıncalar ezilir” diye çok
bilinen bir söz vardır.



Hükümet-cemaat
çekişmesinin tam karşılığı budur.



Zaman Gazetesi;
Ahmet Şıklar, Tuncay Özkanlar, Nedim Şenerler tutuklanırken, “Suçları gazetecilik değil” diye manşet
atıyordu.



Bugün aynı
gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı gözaltında.



Dumanlı,
operasyonlara karşı çıkan Gazeteci Ahmet Şık’a selam çakıp, “Çıkınca ilk seninle görüşeceğim”
diyor.



Tarih, gerçekten
tekerrürden ibaret…



Gülme komşuna,
gelir başına.



Zamanında
yediğin hurmalar…



Çok şey
söylenebilir.



Keşke; bu
olaylar hiç olmasaydı.



Keşke; hükümet,
cemaate bu kadar yol vermeseydi.



Keşke; cemaat bu
kadar güçlenmeseydi.



Keşke; cemaat
hükümete, hükümet cemaate savaş açmasaydı.



Keşke; hem Ergenekon
soruşturmasında, hem de cemaat soruşturmasında insanlar haksız yere gözaltına
alınmasa, cezaevinde yatmasalardı.



Türkiye, gerçek
bir hukuk devleti olsaydı...



Kimse hukukun
dışına çıkmasaydı…



Gücü ele geçiren,
hukuk sistemini ele geçirmeseydi…



İnşallah,
Türkiye yakın gelecekte normalleşir, her şey yerli yerine oturur.



Birbirimizi
anlamak için başımıza taş düşmesini beklemek zorunda kalmasak…



Sizce de öyle
değil mi?





Günün Fıkrası: Deneme…





Büyük bir
sanayici, eski okul arkadaşlarından birinden şöyle bir mektup almıştı:



“Sevgili dostum; beraber geçirdiğimiz tatlı günlerin
hatırasına hürmeten, oğlum Ali´ye fabrikada bir iş vereceğini ve...”



Sanayici, mektuba
hemen şu cevabı gönderdi:

“Sayın Ahmet Bey; beraber geçirdiğimiz
günleri ben de unutamam. Fakat ne yazık ki, fabrikamda şimdilik boş bir yer
olmadığı için...”



Eski arkadaşın
ikinci mektubu:



“Geçen mektubumda bir teferruattan bahsetmeyi
unutmuşum. Oğlum işe girerken kendisine miras kalan 500 milyon lirayı da
sermaye olarak size vermek kararındadır.”



İkinci cevap:



“Sevgili dostum; oğlunuzu bağrımıza basmaya hazırız.
Derhal bana gönder. Lisede ne yaman bir çocuktun, hatırlıyorsun değil mi?”



Üçüncü ve son
mektup:



“Düzeltme 1: Oğlumun hiç sermayesi yoktur. 2: Zaten
benim oğlum yoktur. 3: Senin yine okuldaki gibi olup olmadığını öğrenmek
istemiştim. Öğrendim. Teşekkürler!”





Günün Sözü:





İnsanların çoğu,
işlenmemiş kıymetli taşlar gibidir. Tüm güzelliklerinin ve parlaklıklarının
meydana çıkması için, daha iyi insanlarla bir araya gelip cilalanmaları
gerekir.



S. Similes