Hukuk devletinin gereği olarak yaşamımızı her alanda düzenleyen birçok kanun bulunuyor.
Mevzuatlar, yönetmelikler, genelgeler, kurallar, kaideler, ilkeler, prensipler, gelenekler, görenekler, ahlaki ve dini değerler de cabası.
Bunlara da yardımcı kanun diyebiliriz.
Bu kanunların kimi sıkıdır, insanları çok sıkar.
Bazı insanlar yapıları itibarıyla sıkıntıya gelemezler, kurallara uymayı sevmezler.
Bazıları da bir şekilde sahip oldukları etiketlerle, yani bulundukları konum, makam, mevki itibarıyla veya parasal güçleriyle ya da hatırlı dostları sayesinde kendilerini toplum içinde ayrıcalıklı görürler, avantajlı olmak isterler.
Bunlar kurallar bize uygulanmasın isterler.
Biz kırmızı ışıkta geçebilelim, alkollü araç kullanabilelim, direksiyon başında cep telefonu ile konuşabilelim, yasak yere park edebilelim, ehliyet, ruhsat ve kimlik kontrolüne tabi tutulmayalım isterler.
Bunlar defterimiz, kitabımız incelenmesin isterler.
Dükkan önüne mal koyup kaldırımı işgal ettiklerinde zabıta kendilerine bir şey demesin isterler.
Kuralları ihlal ederler, yasaları çiğnerler ama ceza ödemek istemezler.
Hatalarımız görmezden gelinsin, idare edilelim isterler.
Oysa herkes kanunlar önünde eşittir.
Hukuk devletinin gereği olan bu gerçek bazen kağıt üzerinde kaldığı için bazı kişiler kanunlar önünde biraz daha eşittirler demek daha doğru olur diye düşünüyorum.
Yaşamımızı düzenleyen o kadar çok kanun var ki bu kanunların bazıları güncelleştirilmediği için uygulanır olmaktan çok uzak.
Kimi yetersiz ve caydırıcı değil.
Kimi uygulanıyor, kimi uygulanmıyor.
Kimine uyuluyor, kimine uyulmuyor.
En çok uyulmayan ve uygulanmayan yasal düzenlemelerden biri direksiyon başında cep telefonu kullanma yasağı.
Sokakta yürürken her gün direksiyon başında cep telefonu ile görüşen onlarca sürücü görüyorum.
Hem de ana caddede herkesin gözü önünde.
Bu tablo karşısında iyi ki fahri trafik müfettişi değilim diyorum.
Yoksa bu sürücülerin hali nice olurdu.
Peynir ekmek gibi ceza keserdim herhalde.
Yine caddeden geçerken işyerlerinde sigara içenleri gördükçe de iyi ki dumansız hava sahası koruyucusu değilim diyorum.
Aynı şekilde cezaların havada uçuşması kaçınılmaz olurdu.
Yere izmarit atanı, tüküreni, çöp atanı, ırmağı kirleteni de affetmezdim.
İyi ki zabıta ya da polis değilim.
Yoksa bu saydığım kural ihlallerini yapanların elimden çekeceği vardı.
Bunun için görevli olmaya ne gerek var, ara ilgili kurum ve kuruluşları, yap şikayetini, gereken yapılsın diyebilirsiniz.
İyi de ana caddede cep telefonu ile konuşarak araç sürenleri, işyerlerine sigara içenleri görmesi gerekenler görmüyor mu?
Olacak iş mi bu?
Hem sonra hangi birini şikayet edeceksin?
Ayrıca vatandaşı şikayete alıştırmamışsınız, teşvik edip özendirmemişsiniz ki.
Böyle de bir sorunumuz da var.
Buna bizde muhbirlik, bir başka deyişle ispiyonculuk, gelişmiş ülkelerde ise vatandaşlık görevi diyorlar.
Biz henüz gelişmiş ülkelerdeki mertebeye erişemedik.
Daha 10 fırın ekmek yedik, 30 fırın kaldı, onu da yersek ancak olur.
Anlayacağınız &[#]8220;ölme eşeğim ölme, beni dağlara kovma&[#]8221; durumu.
Cep telefonu dedik, sigara dedik, çöp dedik, trafik kuralları dedik, şimdi de resmi ilan diyelim.
İğneyi başkasına çuvaldızı kendimize batıralım.
Kendimizden yani gazetecilik sektöründen pay biçecek olursak bizde bir resmi ilan mevzuatı var uyabilene helal olsun.
Uyması da zor, uygulaması da.
O kadar çok madde var ki bunların hepsine uymanız gerekiyor.
Ya uyacaksınız ya uyacaksınız.
Uy(a)mazsanız resmi ilan yayınlama hakkınızı kaybedersiniz.
Bu hakkı kaybederseniz günlük gazete çıkaramazsınız.
Günlük gazete çıkarmak ve bu gazeteye resmi ilan almak kolay değil.
Hele vasıflı gazetelerde şartlar çok daha ağır.
Bartın&[#]8217;daki gazetelerin hepsinin birden bu ağırlığı kaldırması zor.
Mevzuata uymakta zorlananlar bazı maddelerin boşluklarından yararlanarak, bazı maddelerden de boşluk yaratılarak üretilen nalıncı keseri tarzı yorumlarla ve geçici çözümlerle ayakta durmaya çalışacak.
Tabi hukuk devleti olduğumuz için eninde sonunda adalet yerini bulacak ve bu sorunlar mutlaka çözülmesi gerektiği gibi çözülecek.
Hukuk devletinde saman altından su yürütemezsiniz.
Sadece yürüttüm, yürütüyorum sanırsınız.
Diyelim ki vergi borcu gibi bir takım sorunlarınız var ve bu yüzden gazetenizi kendinize değil de başkasına ait gösteriyorsunuz.
İstediğiniz kadar böyle yapın.
Gerçek bir gün er geç ortaya çıkar.
Bir gün gelir mutlaka gereği yapılır.
Biz bu aşamada bir kez daha uyarı görevimizi yapalım ve &[#]8220;Kanunlar, kurallar uyulmak ve uygulanmak için var&[#]8221; diyelim.
Kurallara uymayı ve harfiyen uygulamayı ne zaman öğrenirsek işte o zaman gelişir, büyür ve kalkınırız.
İki gün önce Dünya Sigarayı Bırakma Günüydü.
Bu özel gün nedeniyle uzmanlar tarafından yapılan açıklamalarda insanlara sigaranın zararları bir kez daha anlatıldı, bu alışkanlıktan vazgeçilmezse hangi sonuçlara katlanılacağı hakkında ayrıntılı bilgiler verildi, ürkütücü rakamlar açıklandı, hayati uyarılar yapıldı.
Televizyonlar, gazeteler, radyolar bu konuda yayınlar yaparak toplumun dikkatini çekmeye çalıştılar.
9 Şubat&[#]8217;ın hatırına &[#]8220;Bugün Sigara Bırakma Günü&[#]8221; diyerek, yapılan uyarıları dikkate alan olmuş mudur, olmuşsa bunlar kaç kişidir?
Bir başka deyişle bu anlamlı günün yüzü suyu hürmetine kaç kişi sigarayı bırakmıştır dersiniz.
Bu kadar uyarıya, tavsiyeye, tehlikeye, olumsuz örneğe, ölüme, sakat kalmaya, hastalığa, kansere karşı insanların Sigara Bırakma Merkezlerine koşarak sigarayı bırakmaları gerekir diye düşünüyorum.
Toplu halde sigara bırakmalar olması gerekirdi.
9 Şubat tarihli gazeteler sigaranın kötülüklerini anlatan haberlerle doluydu.
10 Şubat tarihli gazeteler de buna uygun olarak sigarayı bırakanların haberleriyle dolu olmalıydı.
Final böyle olmalıydı.
Gerçi sadece bu olay 9 Şubat&[#]8217;a özgü değil, o günle sınırlı tutmamak lazım.
9 Şubat&[#]8217;ta bırakmadıysanız 10 Şubat&[#]8217;ta bırakın, 11 Şubat&[#]8217;ta bırakın.
Benim gibi 18 Şubat&[#]8217;ta bırakın.
Şubat bu konuda çok verimli, hayırlı, uğurlu bir aydır.