Yazarımız Ali Kaya diyor ki:
Fıkra yazsam daha iyiydi.
Devam ediyor:
Bu konuda bir küskünlüğüm var.
Zonguldak konusunda yazmamaya niyetliyim.
Çünkü yazdıklarımı suya yazılmış yazılar, camdaki buğuya yazılmış yazılar gibi görüyorum.
Bir sahip çıkan, değerlendiren biri yok.
Neden yerli kömür üretimi arttırılmalı? şeklinde 18 sayfalık bir broşür hazırlamıştım.
Bu yazım, Pusula Gazetesinde bütünüyle yayınlandı.
İnternet ortamından çeşitli kişilere ulaştırdım, milletvekillerine ulaştırdım, ama bu konuya sahip çıkan olmadı.
Bu konuda bir tartışma başlasın istedim, fikir soran bile olmadı.
Zonguldak, eğer kendi sorunlarına sahip çıkmıyorsa, Zonguldak, Ben rahatım, iyiyim, sıkıntım yok diyorsa, bizim de dışarıdan kimsenin başını ağrıtmaya hakkımız yok, yazmayalım diyorum.
Fıkra yazalım, gırgır yazalım, onlar daha çok okunuyor.
Ciddi bir konuda yazdığımda 350-400 okur tıklıyor.
Ama gırgır yazdığımda 700-800 okur tıklıyor.
Bu kenti anlamıyorum, bu kent nasıl bir kent, aklım almıyor.
O yüzden de hiç kendimizi yormaya gerek yok.
Ben 18 sayfalık bir broşür için tam 6 ay çalıştım.
İstatistiki rakamlar çıkardım, tablolar çıkardım, hepsi boşuna
Demek ki bir tane fıkra yazsaydım daha iyiydi.
Gerçekten de böyle.
Bu duyguyu bazen hepimiz yaşarız.
Kimsenin başını ağrıtmaya hakkımız yok.
İnsanlar renkli şeyler istiyor.
Cıvıl cıvıl...
Magazinsel...
Ne diyorlardı?
Janjanlı!
Bel altı şeyler yazmak lazım!
Dedikodu yazmak lazım!
Birilerine küfür etmek lazım
Fıkra yazmak lazım.
Hepimiz biliyoruz ki, böylesi daha fazla alıcı buluyor.
Daha fazla takipçi buluyor.
Daha fazla izleyici buluyor.
Hatırlayanlar bilir.
Pusula Dergisinde mizah sayfasında yer verdiğimiz, Ati-Koduda yazılanlar, devlet meselesi haline gelirdi.
Hiç unutmuyorum, bu minik sütunda yazan bir olaydan dolayı dönemin Valisi, kahve içmeye davet etmiş, iş dönüp dolaşıp bu sütunlarda kast edilen kadının kim olduğuna gelmişti.
Vali Bey, istediği yanıtı alamamış, bunun üzerine farklı manevralarla ismi öğrenmeye çalışmıştı.
Elbette kendince bir gerekçesi vardı.
Kurum bünyesinde çalışan böyle biriyle ilgili tedbir almak istiyordu.
Ancak yine de Vali ile ciddi bir mesele konuşmak varken, bir memurun yüzüne gözüne bulaştırdığı fantezisini konuşmak garipti.
Ati-Kodunun isim babası değerli büyüğümüz Namık Aşcı olmuştu.
Bilseydi böyle şeyler yazılacağını, herhalde isim babası olmazdı.
Koca dergide kente dair onca önemli konu varken, burada yazılanlar, kentin çok önemli sorunuymuş gibi tartışılır hale geliyordu.
Bunları yaşayan, bilen biri olarak Ali Kaya Ağabeyimize hak vermemek elde değil.
Ancak yine de kentin duyarlı insanlarını yok sayamayız.
Zaman zaman darlansak da bu gerçekliğin gölgesinde yazmaya devam etmek zorundayız.
Vali, Belediye Başkanı, Emniyet Müdürü
Farkında mısınız?
Zonguldak kent merkezinde olağanüstü bir trafik yaşanıyor.
Biz farkındayız olmasına da, farkında olmayanlar ve olanı görmek istemeyenler var.
Elbette, zor bir coğrafyada duruyoruz.
Elbette, tüneller açılınca 2 yıl sonra bu sorun azalacak.
Ancak birkaç basit müdahale ile sorun azaltılamaz mı?
İnanın kendimizle ilgili değil bu durum.
Hani o bir türlü geçemeyen ambulansların acı sirenleri yok mu?
İçinde belki de son nefesi vermek üzere olan insanlar.
Çaresiz insanlar.
İşte onlar bunları yazdıranlar.
Onların adına yazıyoruz.
Onların, yakınlarının ve 112 sağlık çalışanlarının adına soruyoruz?
Neden bekliyorsunuz?
Neyi bekliyorsunuz?
Çok basit bir soru ve öneri.
Soru şu?
Saat 16.00 ile 18.00 arası TIR ve kamyonların kentin mecburiyet caddesi olan Gazipaşaya neden sokuyorsunuz?
Öneri şu:
Valilik, Emniyet Müdürlüğü ve Belediye
Trafik Komisyonu
Kurallar getirin.
O kuralların başında da en kritik saatlerde TIR ve benzeri araçların Gazipaşaya girme yasağı olsun.
Mesela, beton mikseri de sokmayın.
Yani o kuralı uygulayın.
Adamına göre davranmayın.
Kömürcüden, hazır betoncudan korkmayın.
Siz azınlığın değil, çoğunluğun sağlık ve huzuruna göre hareket etmek zorundasınız.
Öyle değil mi?