Son günlerde politikacıları dinliyoruz.

Nalıncı gibi hep kendilerine yontuyorlar.

Kimi diyor ki: “Sıralama şöyle olsa, üç çıkar.”

Kimi diyor ki: “Sıralama şöyle olsa, dört çıkar.”

Aslında CHP’lilerin söylemek istedikleri şu: “Beni en çok ikinci sıraya yazın, üçüncüyü çıkartalım.”

AK Partililerin de söylediği şu: “Ben ilk üçe gireyim, dört çıkartalım.”

Oysa ne yaparsan yap…

Mesela, AK Parti’ye üç tane kimsenin bilmediği ismi koy. Bölgesel dengeleri de gözetme. Zaten üç çıkartıyor.

CHP’ye de ilk iki sıraya iki tane zenci koysan, bu halk seçer.

Onun için, kimse kendinde boncuk aramasın.

CHP’nin ikinci sıra adayı evden çıkmasın, poster bastırmasın meclise gider.

Aynı şey AK Parti’nin üçüncü sırası için de geçerli.

Son üç seçimdir bu böyle.

Efendim, bölgesel dengelermiş. Ne dengesi, ne yengesi?

Köksal Toptan, Fazlı Erdoğan ve Polat Türkmen, iki dönem üst üste aynı listeden seçilmedi mi? Ne dengesi bu?

Hiç kimsenin tanımadığı Prof. Dr. Ercan Candan, AK Parti’nin ikinci sırasından seçilmedi mi?

Kimse kendi kendine gelin güvey olmasın.

Kendine güvenen, “bende boncuk var” diyen bağımsız aday olsun da görelim…

Zambak-zumbak…


CHP Kozlu eski İlçe Başkanı Temel Kıral, Halkın Sesi Gazetesi’ndeki köşesinde, CHP’de milletvekili aday adaylarını değerlendirirken, yazısını şöyle bitirmiş: “Sağlam kişiliği ile Şeref Aydınlı, ‘Vadideki Zambak’ olmaya en güçlü aday.”

Bir Devrekli gazeteci olarak Şeref Aydınlı’yı iyi tanıyorum.

Ben aynı görüşte değilim.

Eğer Vadi’de bir zambak açacaksa, bu zambak Umut Başoğlu olur.

Üstelik Kıral’ın Aydınlı hakkında yaptığı yorum, Umut Başoğlu’na daha çok uyuyor.

Ne diyorduk küçükken: “Zambak-zumbak, dön arkana iyi bak.”

Öyle bir durum yani…

Kıssadan Hisse: Denemeyi göze al…


Kral, maiyetini önemli bir görev için sınamak istemiş. Birçok güçlü ve akıllı adam etrafına toplanmış. Kral, onları bugüne kadar görüp görecekleri en kocaman kapının önüne getirerek şöyle söylemiş: "Siz akıllı insanlar, benim bir sorunum var ve hanginizin bunu çözebileceğini görmek istiyorum. Burada krallığımdaki en büyük ve en ağır kapıyı görüyorsunuz. Hanginiz bunu açabilirsiniz?"

Saray mensuplarından bazıları, “Açamayız” der gibi başlarını sallamış. Diğerleri, çevresindekilere göre daha akıllı sayılanlar, kapıyı daha yakından incelemiş, fakat onlar da açamayacaklarını kabul etmişler. Bu akıllı insanlar böyle söyleyince, saraylılar sorunun çözülemeyecek kadar zor olduğunda fikir birliğine varmışlar.

Sadece bir vezir, kapının yanına giderek onu şöyle bir gözden geçirmiş ve elleriyle yoklamış, açmak için çeşitli yolları denemiş, en sonunda kuvvetle yüklendiğinde ağır kapı açılmış. Meğer kapı zaten tam kapalı değilmiş ve açmak için deneme isteği ve yüreklilikle davranma cesaretinden başka bir şey gerekmiyormuş.

Kral vezire şöyle demiş: "Sadece gördüğün ve işittiğine bağlı kalmadan, kendi gücünü devreye soktuğun ve denemeyi göze aldığın için saraydaki görevi sen alacaksın. "

Günün Fıkrası: Asansör…


Kadın doktora gitmiş, "Doktor Bey, kocam kendini asansör sanıyor" demiş.

Doktor: "Peki, hanımefendi, eşiniz niye gelmedi sizinle?"

Kadın: "Getireceğim, ama bir türlü bu katta durmuyor ki…"

Günün Sözü:

İnsan seksen yaşında doğup 18 yaşına kadar yavaş yavaş yaşasa daha mutlu olurdu.

Mark Twain