Birçok şehirde içme suyu ihtiyacı hazır sularla karşılanırken Bartın&8217;ın içilebilir nitelikte iki tane suyu olmasının bizim için ne kadar büyük bir zenginlik olduğunu düşünebiliyor musunuz?


Kavşak suyu kalitesinde sokaklarındaki çeşmelerden bedava içme suyu akıtan şehir sayısı herhalde çok azdır.


Malumunuz dünyamız petrol değil de su yüzünden savaşların çıkacağı bir döneme doğru koşar adım ilerliyor.


Ayrıca küresel ısınma nedeniyle mevsimlerin değiştiği ve suların giderek azaldığı bir süreci yaşıyoruz.


Bartın&8217;ın üç tarafı sularla çevrili ve bu kente tarihte sular ilahı anlamına gelen Parthenius denilmiş diyerek, ne var bunda, iki kaynak az bile, üç-dört kaynağımız daha olmalıydı diyenler olabilir.


Bu görüşler haklı da olabilir.


Bartın gibi su cenneti bir şehirde mevcut kaynaklarda arıza veya başka sebeplerden dolayı kesinti olduğu zaman üçüncü dördüncü kaynağı devreye sokup şehrin susuz kalmasını önleyebilmeliyiz.


Depodaki çatlağa yaptığı müdahale ile kayıp kaçağı önleyerek kavşak suyunu bollaştıran belediyemiz inşallah bu dediklerimizi de yapar da su sorunu diye bir sorunumuz olmamış olur.


Bir başka dileğimiz de kavşak suyunun her gün verildiği günleri de görmektir.


Adına türküler yazılan bu suyun önemini anlatmama gerek yoktur sanırım.


Bartın&8217;ın iki tane içilebilir suyu var ama içme suyu olarak şehirde yüzde 99.9 kavşak suyu tercih ediliyor.


İkisi de arıtıldığı halde binalardaki musluklardan akan Ulupınar suyu değil de Amasra Kazpınarı&8217;dan çıkan ve sokaklardaki çeşmelerden akan kavşak suyu içme suyu olarak kullanılıyor.


Bu tercih biri yeni diğeri eski iki güzergahı olan Amasra için eski antik yolun tercih edilmesi gibi bir şey.


Biliyorsunuz kavşak suyu belediyenin depodaki çatlağı gidermesi sonucu iki günde bir iki-üç saatten iki günde bir 12 saate dönüştü.


Kavşak suyundaki ani bollaşma bazı kişilerin kafasında soru işaretleri oluşturmuş, acaba suya başka bir su mu karıştı diye merak edilmişti.


Kıt olan, kısıtlı akan ve çeşme başlarında vatandaşlara yıllarca sıkıntılar yaşatan bu suyun bir anda bollaşması doğal olarak şüphe uyandırmıştı.


Makine Mühendisi Faruk Papila da bunun üzerine kendi çapında bir inceleme yapmış, elde edilen sonuçlarda değerlerin çeşmeden çeşmeye değişmesi üzerine merakları daha da artırmıştı.


Duyarlı vatandaş Papila&8217;nın uyarıları belediye tarafından dikkate alındı.


Belediye ekipleri ile kavşak suyu havzasında inceleme yapan Papila, çeşmelerden aldıkları numuneleri analiz ettiklerini, suyun süzülerek yukarıya çıkarken sertliğinin azaldığını öğrendiğini ve sorun bulunmadığını söyledi.


Kavşak suyu düne kadar Hema&8217;nın havzadaki Kazpınarı kömür kuyusu ve bu alanda yaptığı sondajlar nedeniyle gündemdeydi.


Bu yüzden aylarca, yıllarca tartışmalar oldu.


Hema ve kavşak suyu epeydir bir arada konuşulmuyor, bu kelimeler yan yana gelmiyor, aynı cümlede kullanılmıyor.


Yapılan açıklamalara göre havzada durum normal.


Suyu gönül rahatlığıyla içebileceğimiz söyleniyor.


Şimdilik bir sorun görünmüyor.


İleride ne olur bilinmez.





Memleketimden çevrecilik manzaraları II



Aslında bu konu da başlı başına bir maden.


Takdir edersiniz ki madenleri de işlemek lazım.


En son 20&8217;incisini klavyeye (kaleme) aldığım &8220;memleketimden gazetecilik manzaralarının&8221; eline su dökemez ama malzeme bol olduğu için en az onun kadar uzun bir yazı dizisi olur.


Malumunuz çevreciliği santrallere karşı çıkmaktan ibaret zanneden bizim çevreciler şu sıralar pek sessizler.


Hema&8217;nın ÇED başvurusunun başına gelenler hem çevrecileri susturdu hem de şirketi.


Bir ara neydi o öyle; Sanki açıklama yarışması düzenlenmiş de taraflar birbirine laf üstüne laf yetiştiriyor, basının başı dönüyordu.


Çevrecilerin konuşması Hema&8217;ya endeksli.


Hema şirketinin de gerçi onlardan kalır yanları yok.


Anlayacağınız taraflar birbirini kolluyor


Biri bir açıklama yaptı mı diğeri de yapıyor. Biri sustu mu diğeri de susuyor.


Tolga Tonguç&8217;un ve bir şirket yetkilisinin geçen akşam düzenlenen iftarda yaptığı konuşmayı saymazsak epeydir bir sessizliktir gidiyor.


Bu sessizlik bize pek hayra alamet gibi gelmiyor. Umarım fırtına öncesi sessizlik değildir.


Bence taraflar birbirini beklememeli. Bu sözüm özelikle Hema şirketine.


Şirket &8220;Kuyu çalışmalarının hepsi tamamlandı mı, galeri sürme işlemleri hangi aşamada, kuyudan kaç metrelik bir tünel açıldı, kömür üretimine hazırlık süreci bitti mi, ilk kömür ne zaman çıkıyor, metan gazı çalışmaları ne durumda?&8221; gibi konularda basını ve kamuoyunu sürekli bilgilendirmeli.


Bunlara &8220;İstihdam rakamları kaça ulaştı, işe alımlar devam ediyor mu, santral konusu ne olacak ve yeni ÇED başvurusu&8221; gibi konuları da eklemek lazım.


Hema&8217;nın konuşması için çevrecileri beklemesine gerek yok.


Yaptıkları çalışmaları ne kadar anlatırlarsa o kadar inandırıcı olurlar.


Hem de arayı soğutmamış olurlar.


Bu arada yurdun değişik yerlerinde de santrallerle ilgili gelişmeler oluyor.


Haber kanalı NTV de çevreci programlara son zamanlarda daha fazla yer vermeye başladı.


Bay Yeşil&8217;de geçen akşam Bursa Karacabey&8217;de kurulması planlanan termik santralle ilgili bir program vardı.


Santralin yapımcısı olarak Maliye Eski Bakanı Kemal Unakıtan&8217;ın oğlunun adı geçiyor.


Vatandaşlar tepki gösteriyor, santrali istemediklerini söylüyor.


Hidroelektrik santrallere de yoğun bir şekilde tepki var.


Memleketimden çevrecilik manzaralarının birincisinde çok sayıda telefon almıştım.


Arayanlar, &8220;Bu çevreciler birçok fabrikanın arıtması çalışmıyor, dereler kimyasal atıkla doldu, bunu neden görmüyorlar&8221; diyorlardı.


Kış gelince daha çok kaçak kömürle kendisini gösteren hava kirliliğini, Bartın ırmağında her sene toplu balık ölümlerine yol açan kirliliği de görmüyorlar.


Görmüyorlar çünkü sadece santralleri görüyorlar.


Zonguldak&8217;tan Bartın-Zonguldak-Karabüklüler Derneği Başkanı Şenol Çakar, &8220;Amasra; Tarihin üzerinde oturan kent&8221; başlıklı yazımıza yaptığı yorum da bu bağlamda çok manidar.


Sayın Çakar bakın ne diyor, gelin birlikte okuyalım:


&8220;Özellikle kale içindeki konutların nasıl oluyor da iskana açık olduğunu ve yapılaşmaya izin verildiğini anlayamıyorum.


Ayrıca santral istemezük diye yeri göğü inletenlerin Amasra için bir çivi çakmadıklarına hayret ediyor ve Amasra&8217;nın bu kadar sahipsizliğe, talana, yalana karşı ayakta kalmasına şaşırıyorum.


Yazın araçların kentin içine doldurulmasına, yürüyecek yer kalmadığı halde bunun için özellikle esnafların araçları dükkanlarının önüne sıkıştırmalarına hiç mi hiç mana veremiyorum.


Bu cennet için sadece ve sadece konuşuyor, sırtından para kazanıyor, ama verdiklerine karşı asla vefa göstermiyoruz. İşte biz bu memleketin insanlarıyız&8221;


Yorum böyle.


Şenol Çakar&8217;ın dediği gibi işte biz bu memleketin insanlarıyız.