Cümle korkunç…

Dehşet verici…

Düşündürücü…

Ürpertici…

Ama dikkate alınması gerekir.

Hiçbir zaman istemeyiz.

Ama tansiyonun kaç olduğunu görmek istemeyenlerin görmesi için yazıyorum bunları…

Durum tespiti yapmak ve yaşanabilecek tatsızlıkların önceden önlenmesi adına yazıyorum.

Sağduyunun galip gelmesi adına yazıyorum.

[*] [*] [*] [*]

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Karadon Müessese Müdürlüğü’nün özelleştirilmesi için gönderdiği yazının ardından maden işçisinin sesi yükseliyor.

Şimdilik sahada olan daha çok maden işçisi…

Esnafın nerede olduğu belli değil.

Son eylem, bu anlamda çok önemliydi.

En önemli sonuç, ortaya konulan kararlılıktı.

[*] [*] [*] [*]

Genel Maden İşçileri Sendikası'nın (GMİS) yaptığı eyleme katılan maden işçileri öfkeliydi.

O öfke, önceki Genel Başkan Eyüp Alabaş'ın sözlerine de yansıdı...

Pusula TV'den canlı yayınlanan yürüyüşte soruları yanıtlayan Eyüp Alabaş, Zonguldaklıların geçmişte maden ocaklarına silah zoruyla sokulduğunu hatırlatarak, "Zorla soktular, zorla çıkaramazlar.

Burayı kan dökmeden özelleştiremezler.

Hükümet bunu göze alıyorsa, özelleştirsin" dedi...
Bu sözlerinin öncesinde ve sonrasında, nedenlerini detayları ile anlattı.

Ama, “Burayı kan dökmeden özelleştiremezler” sözleri, günlerdir devam eden gerilimin en can alıcı ifadesiydi.

[*] [*] [*] [*]

Bu sözü daha önce birkaç işçiden de duymuştuk.

Ama bunu söyleyen, hem de canlı yayında söyleyen sıradan, boş biri değildi.

Sendikal anlamda GMİS’e ve Zonguldak’a önemli şeyler katan Eyüp Alabaş’tı.

Önceki Genel Başkanlardan Ramis Muslu, Ramazan Denizer ve Eyüp Alabaş, aralarındaki tüm kırgınlıklara rağmen aynı safta kol kola, omuz omuza yürüdüler.

AK Parti kimliği ile tanıdığımız ve TTK’ya işçi aldırmayı başarmış Ramazan Denizer de, “Ö-zel-leş-ti-re-mez-lerrrr” diyordu, yine yayınımızda…

Öyle veya böyle atfedilen bütün siyasi kimlikler askıya alınmış, kent ve madenci kimliğinde buluşulmuştu.

[*] [*] [*] [*]

Son eylemin öncekilerden en önemli farkı da burada ortaya çıkıyor.

Ve o tepki, o endişe, o karşı duruş, Eyüp Alabaş’ın sözlerinde başka bir anlam kazanıyor.

Düşündürüyor…

Endişelendiriyor…

Dikkat çekiyor…
Tam 41 yıl önce Kozlu’da askerin namlusundan çıkan mermilerle şehit olan Satılmış Tepe ve Mehmet Çavdar’ı hatırlatıyor.
[*] [*] [*] [*]
Zonguldak tarihini bilmeyen, ama Zonguldak hakkında ahkam kesen siyasetçilere, kendi beceriksizliklerinin faturasını Zonguldak’a, Zonguldaklıya ödetmeye çalışanlara bunları iyi hatırlatmak gerekir.
[*] [*] [*] [*]

Eyüp Alabaş’ın sözlerine gelince…

Son günlerde bir grup işçinin, “Kendimizi madene kilitleriz, çıkmayız”, “Kan akmadan burasını özelleştiremezler” şeklindeki duruşlarının en somut yansımasıydı bu sözler.

Ve Ankara’ya en net mesajdı…

Alabaş böyle derken, yeni bir yapılanmaya, zararın azaltılmasına duyulan zaruriyeti de görmezden gelmiyor.

Ama Ankara’nın niyetinin iyi olmadığını da haykırıyor.

[*] [*] [*] [*]

Bir taraftan, “Özelleştirme İdaresi Başkanlığı acele etmiş” diyerek, adeta dalga geçen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Ali Rıza Alaboyun…

Diğer taraftan, özelleştirmeci olduğunu inkar etmeye çalışırken, kendi çelişkilerinde takılıp düşen AK Parti Milletvekili Hüseyin Özbakır…

Günü kurtarmaya çalışan Milletvekili Faruk Çaturoğlu ve sonuç alamasa da net bir dille özelleştirmeye karşı çıkan Özcan Ulupınar…

Bir de kim vurursa, onun kalesine giren İl Başkanı Zeki Tosun var.

[*] [*] [*] [*]

Ne yazık ki, hiç biri tansiyonun yüksekliğini AK Parti Merkez İlçe Başkanı Metin Karaduman kadar göremedi.

Karaduman, dün başladığı ve tempolu devam eden görüşmelerle kurum yönetimi, işçi ve sendikalardan çözüm önerilerini alarak, rapor haline getirmeye çalışıyor.

Bu şekilde hem tansiyonu düşürmeye, hem de son seçimde AK Parti’ye oy vermiş ve Özcan Ulupınar’ı Ankara’ya göndermiş maden işçisinin, sendikanın ve Zonguldak’ın derdini Ankara’ya anlatmaya çalışıyor.

[*] [*] [*] [*]

Önümüzdeki günler neler gösterecek, göreceğiz.

Ama Eyüp Alabaş’ın sözlerini ve maden işçisinin attığı;

“Özbakır şaşırma, sabrımızı taşırma” sloganlarını hafife almamak gerekir.
Ve en önemli detay…

Milletvekilleri, teşkilat kıvranırken, Ankara’dan, birinci ağızdan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’tan hala ses seda yok…

Canı cehenneme!

Terör yine galip geldi.

İnsanlık, ne yazık ki, yine sınıfta kaldı.

Ne yazık ki, ne çok insan “onun teröristi, bunun teröristi” demeden yaşananlar karşısında birbirini ötekileştirmeden duramadı.

Ülkeler tepişti.

Ülkeler, filler gibi tepişmeye devam edecek.

Olan yine masum insanlara oldu.

Çocuklara oldu.

Yine öyle olacak.

Aylan bebeğin cansız bedeninin kumsalda nasıl uzandığı anı hatırladınız mı?

Hatırlayın.

Tekrar bakın.

İstanbul’da, Fransa’da ve dünyanın dört bir yanında öldürülen bebekleri, çocukları düşünün.

Belki biraz vicdanınız sızlar.

Belki o zaman “ama”sız bakabilirsiniz olaylara…

Yüreğiniz biraz insanlık görür.

İnsan olduğunuzu hatırlarsınız.

Aklınızın var olduğunu hatırlarsınız belki…

Utanmanız, sıkılmanız yoksa devam edin.

Şükrü Erbaş’ın, "Çocukların Ulusu Yok" şiiri aslında anlatıyor her şeyi…

"Canı cehenneme rahat uyuyanın
Kapısını örtenin, perdesini çekenin
Yüreği yalnız kendiyle dolu olanın
Duvarları ancak çarpınca görenin
Canı cehenneme başkasının yangınıyla
Evini ısıtıp yemeğini pişirenin..."

Yine bir başka söz şöyle;

“Çocuklarınıza sevmeyi öğretin,
insanı, hayvanı, doğayı...

Çocuklarınıza kendilerine yapılmasını istemediği şeyleri,
başkalarına yapmamayı öğretin...

Dünyanın her hangi bir yerinde, hiç bir suçu, günahı olmadığı halde haksızlığa uğrayan, acı çeken bir insan varsa, o acının aslında, ben insanım diyen, her insanın acısı olduğunu öğretin...

Çocuklarınıza merhametli, iyi kalpli, doğru, dürüst, adaletli olmayı öğretin…”

Olaylar, ölümler, katliamlar karşısında sözlerinin önüne veya sonuna “ama” koyanlardan, bu ülkede yaşananlardan üzüntü, başka ülkelerde olanlardan keyif alanlardan inanın utanır olduk.

Şairin dediği gibi;
“Canı cehenneme başkasının yangınıyla
Evini ısıtıp yemeğini pişirenin…"