Geçen haftaki yazımda, ülkede gelir dağılımının 12 yılda son derece vahim hale geldiğini, kitlelerin hızla yoksullaştığını, ücret ve maaşların, bırakın yoksulluk, açlık sınırının altında kaldığını, bu nedenle insanların aldatıcı gündemle ilgilenmek yerine bu durumu sorgulamaları gerektiğini anlatmaya çalıştım.

Bu yazım, altı yüz ellinin üzerinde okunmuş, elliyi aşkın beğeni almış, iki eleştiri yorumu gönderilmiş.

Yorumcular, yukarıdaki söylediklerime hiç değinmeden, “yüzde 52 oy almış bir dünya liderine alışmam, halkın tercihine saygı duymam” gerektiğini söylüyor. Hele ki, bunlardan birinin Düzce’den Hakan Kaynak olması beni gerçekten şaşırttı.

Çünkü Hakan Kaynak, benim en ısrarlı okuyucularımdan. Sürekli eleştiren yorumlar gönderir, eleştirileri de seviyeli ve dolu doludur.

Kısacası Kaynak, muhalifimdir, ama birikimli ve donanımlı biridir.

Demek ki, ortada önemli bir sosyal, toplumsal anlamda patolojik bir olgu var.

Bu iki okuruma ve aynı şekilde düşünenlere internetten Hz. Google’a başvurup, “Stalin Tavuğu” konusunu aramalarını öneriyorum.

Tamamlayıcı olarak da aşağıdaki anı-anlatı ilave edeyim.


Diyap Ağa, 1921 Meclisine Dersim Milletvekili seçilir.

Yunan işgal güçlerinin Polatlı’ya kadar gelmesi karşısında Mecliste Ankara’nın tahliyesi, Kayseri’ye çekilme gündeme gelir. Diyap Ağa, buna karşı, “Biz buraya kaçmak için değil, dövüşmek için geldik” demesiyle ünlüdür.

Onun bir başka özdeyişi de ünlüdür.

Diyap Ağa, milletvekili seçilince, Ankara’ya gitmek üzere atına bindiğinde, atın yularını tutan adamlarından biri kendisine, “Diyap Ağa, artık mebus oldun, gidince bizleri unutmayasın” der.

Diyap Ağa şöyle karşılık verir:

“Siz sütsünüz, ben de bu sütün kaymağı, eğer siz bozulursanız, ben de bozulurum.”


Bu hafta bir de fıkra anlatayım.

Anlatması benden, yorumlamak sizden…


Temel ile Dursun, sabah kahvede karşılaşırlar.

Dursun, üzgün ve tedirgindir.

Temel sorar:

“Ula Tursun, pi derdun mi var?”

“Yok pi şey…”

“Var, var, söyle pakayum.”

“Bu gece fena bi rüya gördüm.”

“Ne gördün?”

“Diyemem.”

“Ula söylesena!”

“Ama kizma!”

“Yok, söyle…”

“Rüyamda sana fena pi şey ettum.”

“Nasi yani?”

“Anla işte…”

“Peki, ben ne ettum?”

“Hi煔

“Çekup senu vurmadum mi, seni dövmedum mi?”

“Yok…”

“Ula ‘şimdi olmaz, başim ağriy’ de mi demedum?”

“Yok…”

Temel, hırsla sandalyesini 45 derece çevirip kara kara düşünmeye başlar.

Dursun:

“Bağa kızdun mi?”

“Yok ula, ne kızacağum sağa, oh oldi bağa!”


MEVLANA VE YOLSUZLUK HAFTALARI


Geçtiğimiz hafta Mevlana’yı andık.

CHP de “Yolsuzlukla Mücadele Haftası” ilan etti.

Bu iki konu için aşağıdaki sözü kabul edin…

Denizi bir testiye döksen ne alır?

Bir günün kısmetini…

Harislerin göz testisi dolmadı!

Mevlana Celâlettin Rum-i

(Mesnevi’den )


Bu tavanın tüm balıkları; birliğiniz, dirliğiniz daim olsun