Orta Asya'dan çıkmışlar yola.
Vura vura...
Gelmişler buraya...
E-Devlet.
Soyağacına bakıyorum
1838 yılına kadar gidiyor.
Ordu Altınordu.
1864 yılında Alaplı Gümeli'de doğan var.
Muhtemel...
Bundan birkaç yıl önce gelmişler.
Tabii bizim bölge orman.
Kesmişler tarla yapmışlar.
Kesmişler, odun yapmışlar.
Kesmişler ağaçtan kap-kacak yapmışlar.
Kereste yapıp satmışlar.
Kesmişler.
Kendilerine ev yapmışlar.
En son bizde o evleri yıktık.
Geriye doğru bakalım.
150 yıl geriye bakıyoruz.
Burada bırakılan tarladan başka hiçbir iz yok.
Birde porsuk ağacımız var.
4 bin küsur yaşında...
Eğer birinin işine yarasaydı.
Zaten yaşına bakmazlar.
Onu da keserlerdi.
[*][*][*]
Olaya şuradan bakıyorum.
İnsanlar yaşadığı yerlerde iz bırakırlar.
Eskiler öyle yapmış.
Han, hamam, cami, köprü, çeşme...
Hatta mezar taşı bırakmışlar.
En önemlisi...
Yazılı eser.
Kendi penceremden bakıyorum.
Görebildiğim dünyaya...
Bizimkiler ev yapmış.
Baraka.
Hiçbir ustalık belirtisi yok.
Gönye yok.
Düzen yok.
Sadece sığınak.
Biz ne yaptık?
Yıktık.
Yerine betondan barınak yaptık.
Bizim yaptıklarımız da en fazla 100 yıl ayakta durur.
Sonra onlar da yıkılır.
Hatta o kadar bile kalmaz.
İmkanımız olsa.
Biz yıkar.
Yeni fikirlerimizi ilave eder.
Yeniden yaparız.
[*][*][*]
Mesela...
Devletin imkanı var.
Daha doğrusu.
Bütçesi var.
Bir yönetici geliyor.
İhalesini yapıyor.
İşi yapıyor.
Sonra diğeri geliyor.
İş yarım kaldıysa.
Zaten sil baştan.
Eğer iş tamamlandıysa.
Mümkün olan en kısa sürede...
Bazen öyle oluyor ki...
Aynı yönetici.
Aynı mühendis.
Aynı iş...
Söküp söküp yeniden yapıyor.
Nerede diye sormaya gerek yok.
Kafanızı kaldırın.
Etrafınıza bakın.
Her yerde bu tanıma uyan çalışmalar görebilirsiniz.
[*][*][*]
Anlık düşünüyoruz.
Bir aklımız bir aklımızı tutmuyor.
Günlük yaşıyoruz.
Sonra da hayata alışamadan şu dünyadan göçüp gidiyoruz.
Birinci gün ateş oluyor.
İkinci gün kor.
Üçüncü gün kül.
Dördüncü gün bir rüzgar çıkıp küllerimizi savuruyor.
Geri bizden emare kalmıyor.