Pusula TV için heyecan dorukta. Dün arkadaşlarımız ilk jeneriği döndürdüler.
Pusulanın
ekranı bizleri müthiş heyecanlandırdı. Stüdyoda led ışıkları yaktığımızda
ortaya çıkan aydınlık, bu işte geldiğimiz noktayı da gösteriyor aslında.
Artık
tünelin ucu göründü. Işığı gördük.
Hafta
sonuna kadar tüm ince ayrıntıları bitirip önümüzdeki hafta başından itibaren
yayına başlayabiliriz.
Çabamızı
bilen dostlarımız gelip ziyaret ediyorlar.
Rejiyi,
stüdyoyu görenler şaşırıyor.
Merak
etmeyin, biz de şaşırıyoruz.
Çok
daha ucuza mal edebileceğimiz analog sistem yerine dijital sisteme
döndürdüğümüz yayın sistemi, ekonomik olarak başımızı döndürdü.
Ama
olsun. Hep en iyisini yaptık. Yine en iyisini yapmalıydık.
Yayına
başladığımız da ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
Biraz
daha sabır
Kıssadan Hisse: Papa
Birkaç
yüzyıl önce Papa, bütün Yahudilerin Roma´yı terk etmeleri gerektiğine karar
verir. Doğal olarak Yahudi toplumundan büyük bir tepki gelir. Bunun üzerine,
Papa ile Yahudi toplumundan önde gelen birisiyle karşılıklı dini bir müzakere
yapmalarını önerir.
Yahudiler
kazanırsa kalacaklar, Papa kazanırsa gidecekler. Yahudiler, çaresiz kabul eder
ve temsilci olarak Moiz´i seçerler. Ancak Moiz´in Papa ile aynı dili
konuşamaması nedeniyle müzakere de konuşmak yerine sadece işaret dilinin
kullanılmasını teklif ederler.
Papa
kabul eder. Müzakere günü geldiğinde iki taraf karşılıklı yerlerini alırlar ve
karşılıklı olarak bir süre bakıştıktan sonra Papa elini kaldırarak üç parmağını
gösterir.
Buna
karşılık Moiz tek parmağını kaldırır. Papa parmaklarını sallayarak başının
etrafında çevirir. Moiz ise, parmağıyla yeri işaret ederek oturduğu yeri
gösterir. Papa yanındaki çantadan bir parça ekmek ve şarap çıkartınca, Moiz de
bir elma çıkartır.
Bunun
üzerine Papa ayağa kalkarak, "Ben
pes ediyorum, Yahudiler kalabilirler" der.
Müzakere
sonrasında Papa´nın etrafına toplanan kardinaller, Papa´ya ne olduğunu
sorduklarında Papa:
Ben önce 3 parmağımı
gösterip Kutsal Üçlüyü işaret ettim. Buna karşılık o bana tek parmağını
gösterip her iki dinin de tek tanrıyı tanıdığını söyledi. Ben parmaklarımı
sallayıp başımın etrafında çevirerek, tanrının bizim etrafımızda olduğunu
gösterdiğimde, o da oturduğu yeri işaret ederek, tanrının onların durduğu yerde
de olduğunu işaret etti. Ben kutsal ekmek ve şarap çıkartıp tanrının bizim
günahlarımızı bağışladığını göstermek istediğim zaman da hemen bir elma
çıkartıp bana ilk günahı hatırlattı. Herifin her şeye bir cevabı var. Ne
yapabilirdim ki?
Aynı
sırada Yahudi cemaati de Moiz´in etrafını sarmış, ona nasıl başardığını
soruyorlardı. Moiz:
Önce bana 3 parmağını
gösterip 3 gün içinde burayı terk etmemizi istedi. Ben de ona bir tekimizin
bile ayrılmayacağımızı söyledim. Sonra bütün şehrin Yahudilerden
temizleneceğini söyledi. Ben de, hiç bir yere gitmeyip, olduğumuz yerde
kalacağımızı söyledim.
Sonra ne oldu? diye kalabalık
heyecanla sordu. Moiz:
Valla, sonrasını ben de
pek anlamadım. Adam biraz hiddetlendi ve öğle yemeğini çıkarttı. Bunun üzerine
ben de benimkini çıkarttım. Hepsi bu!..
İnsanların ne konuştuğu
değil, ne anladığı önemlidir. Ya seni anlayan biri ile konuş, ya da
anlaşılmıyorsan sus ki, konuştuğun kişiye bir de kendini anlatmak zorunda
kalmayasın!..
Günün Fıkrası: Sana yol
göründü!
Adamcağız
hemoroitten öyle çekmiş ki... Derken biri akıl verip, Kahve telvesi sür deyince, bir yerden kahve bulmuş, bol bol
sürmüş, ama... Ağlaya sızlaya doktora koşmuş. Soyunmuş, eğilmiş. Doktor da
eğilmiş, bakarken hasta sormuş:
Ne var doktorcuğum? Ne
gördün?
Doktor:
Vallahi bir yol görünüyor, ama iki
vakit mi desem yoksa üç vakit mi, bilmiyorum.