Terör suçlarında, devlete ve millete karşı işlenen suçlarda idam cezasının yeniden gündeme getirilmesi konusunda tartışmalar yapılıyor.
Son günlerde artan terör olayları akıllara idam cezasını getirdi.
İki haftada 20&[#]8217;ye yakın şehit, 50&[#]8217;ye yakın yaralı verdik.
1984&[#]8217;den beri şehit veriyoruz. Demek ki terörle mücadelede başarılı değiliz.
Belli ki aldığımız önlemler yetersiz. Neden terörün üzerine &[#]8220;idam&[#]8221; gibi caydırıcı bir cezayla gitmiyoruz. Amerika gibi süper güç bile bazı suçları idamla cezalandırıyor. İran&[#]8217;da öyle.
MHP Lideri Devlet Bahçeli&[#]8217;ye ve Şehit Aileleri ve Gaziler Derneği Başkanı Hayrettin Gencel&[#]8217;e katılıyorum.
Bu konuda daha önce de bir yazım olmuştu. İdam cezasının olması gerektiğini savunanlardanım.
Sadece terör suçlarında değil cinayet ve tecavüz suçlarında da idamla yargılanma söz konusu olmalı.
Cezalar ne kadar caydırıcı olurlarsa suç ve suçlu oranı da o kadar düşük olur.
Cezalar artırılmalı, varken uygulanmayan idam cezası da geri gelmeli.
Hem de uygulanmak üzere.
Memleketimden gazetecilik manzaraları (IV)
Arkadaşlar bana o kadar çok malzeme çıkarıyorlar ki her yazı günümde mutlaka bir basın analizi bulunuyor.
Talihsiz bir şekilde kapanan gazetemizde birlikte çalıştığımız arkadaşlarımızdan biri biraz fazla abartılı olmakla birlikte hakkımda güzel sözler söylemiş.
Teşekkür ederim. İyi örnek olabildiysem ne mutlu bana.
Yazarının köşe yazırlarını tekrar etmek gibi bir huyu olan gazetenin okurları artık iki ayda bir aynı yazıyı okumak zorunda kalmayacaklar.
Tekrarcı gazeteciye Genel Yayın Yönetmeni müdahale etmiş, artık köşe yazması istenmiyormuş.
Böylece hem bu gazetenin okurları kurtuldu hem de gazetecinin kendisi.
Kendisi de kurtuldu çünkü belli ki konu sıkıntısı çekiyordu ve bu yüzden sık sık yazı tekrarı yapıyordu.
Bir de pişkinlik yapmış. Ben şu yazıyı da tekrarlamıştım demiş.
Nedeni de yazısına cevap alamamasıymış. Mantıklı bir şey söyleseydi inanırdık.
Ciddiye almamışlar cevap vermemişler demek ki.
İyi de her cevap verilmeyen yazı olduğu gibi, tekrar olduğu da belirtilmeden tekrarlanacaksa böyle yazarlığı ninem de yapar.
Adamın özrü kabahatinden büyük.
Gazeteciler haber yazmayı öğrenmeden köşe yazarlığına merak sarıyorlar.
Bizim zamanımızda böyle değildi. Biz haddimizi hududumuzu bilir, ona göre davranırdık.
Bu hastalık şimdiki gazeteciler de var.
Köşe yazarlığında ne varsa.
Bu kişi de asli işini, yani muhabirliği yapsa gazetesine daha verimli olur.
Sanırım Genel Yayın Yönetmeni de öyle düşünmüş.
Geçelim başka gazeteye.
Bir gazete var ki son zamanlarda sürekli künye değiştiriyor.
Her seferinde künyesinde değişik isimler.
Bir keresinde bir tanesi de künyesiz çıkmıştı.
Basınla ilgili Savcılığımız bu hatayı mutlaka fark etmiştir.
Künye bildirilmesi zorunlu bilgiler arasında yer alıyor.
Künyesiz çıkamayacağınız gibi her künye değişikliğinde de Basın Savcılığına haber vermek zorundasınız.
Burada yapacağınız en küçük bir yanlışın basın yasasına göre 500 TL&[#]8217;den başlayan para cezası var.
Künyenin bulunmaması en büyük yanlışlık ve basın yasasına göre para cezasını gerektiriyor.
Bu arada basınımızın hastalığı kullanılmış haberler tam gaz devam ediyor.
Bir gazete pazartesi günü iki gazetenin bir sayfasını ve manşetini ayırarak verdiği keten haberini Salı günü bir sayfasını kapatarak vermiş.
Resimler aynı, yazılar aynı. Kardeşim bu haber okundu. Bir daha neden veriyorsunuz.
Ya zamanında verin ya hiç vermeyin. Bırakın şu bayatçılığı artık.
Memleketimden gazetecilik manzaraları artık pehlivan tefrikasına döndü.
Madeni bulduk işleyip duruyoruz.
Bu ombustmanlık işi beni epey sardı.
Bana varıncaya kadar bu işi yapması gereken büyüklerimiz neden yapmamış hayret doğrusu.
Gazetecilere hatalarını göstererek onları doğru yola sevk ediyorsunuz.
Basına bundan güzel katkı mı olur?
Aslında ombustmanlığın dışında bilirkişilik de yapabilirim.
Her yiğidin yoğurt yiyişi nasıl ayrıysa her gazetecinin de ayrı bir üslubu, tarzı, stili vardır.
Nasıl parmak izleri birbirlerine benzemiyorsa gazetecilerin yazıları da birbirlerinin aynısı olamazlar.
Tanıdığım gazeteciler isimsiz haber ya da yorum yazsınlar, hangi yazıyı kimin yazdığını bilirim.
Yanılgı payım yok denecek kadar azdır.
Ulus Bakırcı&[#]8217;yı böyle yakaladım, çektim maskeyi yüzünden kimliğini açığa çıkardım.
Gazeteci bilirkişi gerektiğinde Adliye&[#]8217;ye yardımcı olabilirim. Tabi ki bu işi para almadan yapmak şartıyla.
Paralı bilirkişilik yapan, gazetenin dışında bilirkişilik işinden de sigortası yatırılan bir kişinin gazetesine 4 ay resmi ilan cezasına mal olduğunu hatırlatayım da diğer gazeteciler bundan ders alsınlar.
Bazı gazetelerin haberi yukarıdan aşağıya salıvermek gibi bir huyları var.
Tek haberle sayfayı kapatıp işi çabuk bitirmek amacıyla yapılan bu işlem birinci sayfada yarım sayfa kapladığı zaman ortaya kötü bir görüntü çıkıyor.
Bunu aşırıya kaçmamak şartıyla içeride zaman zaman biz de yapıyoruz.
Ön sayfada sırıtıyor, içeride de bir iki sayfadan fazla yapmamak lazım.
Gazeteler ne kadar çok haber verirlerse o kadar iyi.
Çağlayan&[#]8217;da ırmağa girmek tehlikeli ve yasak
Çağlayan&[#]8217;da her yıl mutlaka bir ya da birden fazla boğulma vakası oluyor.
Geçen yıl buraya belediye tarafından &[#]8220;ırmağa girmek tehlikeli ve yasaktır&[#]8221; yazılı uyarı tabelaları asılmıştı.
Muhabirimiz Hasan Çoban geçtiğimiz gün buradan görüntü aldı.
Tabelaları yerinde görememiş, buna karşılık ırmağın içi ise çocuk ve genç doluymuş.
Yasaklarla arası iyi olmayan bir millet olduğumuz için hiç şaşırmadım.
Tabelaları ırmağa rahat girip çıkmak isteyenler söküp atmışlar belli ki.
Halbuki boğulma vakalarından sonra o kadar çok uyarı yapıldı.
Uyarılara aldırış eden yok. Yasak hak getire.
Muhabirimizin getirdiği resimlerde ırmak çocuk kaynıyordu.
Kimisi bendin üzerinde, kimisi bendin yakınında boğulmaya davetiye çıkarıyordu.
Haberimizi dün verdik. Tehlikeye dikkat çektik.
Görevimizi yaptık. Yetkilileri uyardık.
Personeli harekete geçiren Belediye Başkanımız Cemal Akın, gazetemize duyarlılığından dolayı teşekkür etti.
Çağlayan&[#]8217;da artık boğulma vakası olmasın, canlar yanmasın istiyoruz.
Haberimizin çıktığı gün Çağlayan&[#]8217;da araştırma yapıldı.
Yerinden sökülen uyarı tabelaları ırmağın içinde sığ olan bölümde bulundu ve eski yerlerine tekrar takıldı.
Bu sefer dibine beton dökülseydi keşke. Yoksa aynı filmi bir kez daha izleyebiliriz.
Ayrıca tabela asmakla iş bitmiyor. Çağlayan&[#]8217;da ırmağa girmeyi önleyecek tedbirler almak gerekiyor.
Herkesin başına bir polis ya da zabıta dikmek mümkün değil.
Belediye burada bir görevli bulunduramaz mı?
Emniyet Müdürlüğümüz tarafından devriyelerle sık sık kontrol edilmesi de caydırıcı olur.