Kış gelmeden hava kirliliği geldi.
Sokaklar karbonmonoksit kokuyor, bazı günler sabah akşam göz gözü görmüyor, kapı pencere açılmıyor.
Biz bu filmi her yıl bu dönemlerde görüyoruz.
Bunun sebebi sobaların ve kaloriferlerin yanmaya başlaması.
Allah&[#]8217;tan küçük bir şehirde yaşıyoruz.
Düşünsenize nüfusumuz ya 50 bin yerine 100 bin veya 200 bin, soba ve kalorifer sayısı da bugünkünün iki-üç katı olsaydı halimiz nice olmaz mıydı?
Bacalardan çıkan dumanlar basık havalarda şehrin üzerine kara bulut gibi çöküyor.
Soba ve kaloriferlerin yanması başlı başına bir kirlilik ama bu kirliliği artıran faktörler olmasa belki çok fazla bir şey hissetmeyeceğiz.
Valilikten her yıl bu dönemlerde basına kaloriferler ve sobalar şu saatler arasında şöyle yakılacak, kömürler böyle olacak diye yakıt kontrolü ile ilgili vatandaşları, site yöneticilerini ve kömür depolarını uyaran bir yazı gelirdi.
Bu yıl soba ve kaloriferler yanmadan bu kararlar nedense gelmedi.
Bu konuda alınan kararlar basına gelecek ki kamuoyunun bilgisi olacak.
Sayın yetkililerimiz bilgilendirme yöntemini farklı bir şekilde mi yapmaya başladılar yoksa.
Umarız özellikle bacaları vapur bacası gibi tüten site ve apartman yöneticileri ile kaçak ve kalitesiz kömür satmaması gereken kömürcüler birer yazıyla bu kararlardan haberdar edilerek uyarılmışlardır.
Biliyorsunuz kaloriferlerin bu işin eğitimini almış ve belge sahibi olan kişiler tarafından bilinçli bir şekilde yakılması gerekiyor.
Ehliyetli olmak da tek başına yeterli değil. Kaçak ve kalitesiz kömür kullanılmaması da gerekiyor. Bildiğim kadarıyla kaloriferler için filtre şartı da var.
Sobayı da kaçak ve kalitesiz kömür kullanmadan usulüne uygun bir şekilde yakarsak, bütün bunlara dikkat edersek zaten soba ve kaloriferlerin yanmasıyla doğal olarak baş gösteren hava kirliliğini artırmamış oluruz.
Hava kirliliği ile mücadelede Çevre ve Orman İl Müdürlüğüne büyük görev düşüyor.
Kömür depolarını, apartman ve sitelerin kömürlüklerini kontrol etmek, kente hakim bir tepeden binaların bacalarını gözleyerek denetim yapmak hiç kuşku yok ki sorunun çözümüne katkıda bulanacaktır.
Müdürlüğümüzün bunları düzenli bir şekilde yapabilmesi için yeterli personele sahip olması gerekiyor.
Bartın şartlarında kurumun böyle bir imkanı olmadığı için herhalde ancak ihbar durumunda harekete geçilerek işlem yapılabiliyor.
Defterdarlık da öyle değil mi? Yeterli vergi denetmeni, kontrolör olmadığı için bütün mükelleflerin defterlerine bakılamıyor.
Bir ihbar ya da göze batan bir şey ya da sektörel bir denetim olacak ki vergi incelemesi yapılacak.
Personel sorunu çözülürse birçok alanda kontrol ve denetim mekanizması daha iyi işleyecek, dolayısıyla girmeye çalıştığımız Avrupa Birliğine bir adım daha yaklaşmış olacağız.
Bu aşamada işimiz Allah&[#]8217;a kalmış.
Dua etmekten başka çaremiz yok.
Gelelim soba zehirlenmelerine.
Biliyorsunuz bu konu da çok hayati bir konu.
Bu yüzden her yıl ülkemizde onlarca, hatta yüzü aşkın insan ölüyor.
Nasıl bilinçsiz kalorifer ve soba yakarak hava kirliliğine davetiye çıkarıyorsak bilinçsiz soba yakılması ayrıca böyle bir sonuç veriyor.
İlk zehirlenme haberi Balıkesir&[#]8217;den, ikincisi de İstanbul Avcılar&[#]8217;dan geldi.
Balıkesir&[#]8217;de iki, Avcılar&[#]8217;da bir kişi olmak üzere şimdiden üç kişi hayatını kaybetti.
İl Sağlık Müdürümüz Doktor Osman Nacaroğlu, geçen hafta Cuma günü yaptığı açıklamada bu konuda uyarıda bulundu.
Bu uyarıyı çok önemli bulduğumuz için cumartesi günkü sayımıza &[#]8220;Soba yakarken dikkat&[#]8221; başlığıyla manşetten duyurduk.
Sayın Müdürümüz, sobadan sızarak can alan karbonmonoksit gazının renksiz ve kokusuz bir gaz olduğunu, hemen 112&[#]8217;nin aranması ve lodoslu havalarda özellikle dikkatli olunması gerektiğini söyledi.
Müdür Nacaroğlu, açıklamasında sobanın nasıl yakılması gerektiğini, soba zehirlenmesinin belirtilerini, alınacak önlemleri ve zehirlenme sonrası yapılması gerekenleri anlattı.
Bu uyarıları dikkate almak lazım.
Yatmadan önce sobayı kontrol etmek, baca ve soba borularının düzenli olarak temizlemek de dikkat edilmesi gereken hususlar arasında bulunuyor.
Sobanın şakası yok. Aman dikkat.
Bu arada lafı hazır kıştan açmışken dileyelim de ağaçlar yapraklarını dökmeden kar yağmasın.
Dört sene önce kasım ayının ilk haftasında yağan karda yaprakları üzerinde toplanan karların ağırlığıyla kırılan dallar, yıkılan ağaçlar kent merkezini ve birçok köyü elektriksiz bırakmış, arızalar bazı yerlerde günlerce, hatta bir haftayı aşacak kadar uzun sürmüştü.
İlkbahar aylarından itibaren il genelinde hatları bakım ve onarıma alıp tesis yenileme çalışması yapan Başkent Elektrik inşallah bu sene epey ağaç budaması yapmıştır.
Yoksa ağaçlar yapraklarını dökmeden kar yağmaması için de dua etmemiz gerekecek.
Belki de şimdiden dua etmeye başlasak iyi olacak.
Işık Kansu&[#]8217;dan gazetecilik dersi
Bartın Belediyesi Kitap Fuarı düzenleyerek çok faydalı bir iş yapıyor.
Bu etkinliği (ben buna Bartın&[#]8217;ın TÜYAP&[#]8217;ı diyorum) başlatan ve sürdüren Belediye Başkanlarımıza teşekkür ediyoruz.
Okuma alışkanlığı zayıf olan, yaygın basında gazete tirajları 500 bini geçmeyen, yerel basını bayiden satış yapmakta zorlanan, gazetelerin genelde başlıklarına ve fotoğraflarına bakılan, kitap satışları da son derece düşük olan bir ülkede ne kadar çok kitap fuarı olursa o kadar iyi olur.
Bu fuarların okumayı teşvik eden bir yönü var ki Bartın&[#]8217;a bunun 14 seneden beri az veya çok mutlaka bir katkısı olmuştur.
Kitap Fuarlarının bir özelliği de şairleri, yazarları, akademisyenleri ve sanatçıları okurlarıyla ve hayranlarıyla buluşturmasıdır.
Düzenlenen söyleşiler de verilen mesajlar da önemlidir.
Cumartesi günü yapılan söyleşilerden birinde konu bizim mesleğe yönelikti.
&[#]8220;Medya&[#]8217;nın son durumu&[#]8221; konulu söyleşide konuşan Gazeteci Yazar Işık Kansu adeta gazetecilik dersi veriyor.
Değerli meslektaşımız konuşmasında gazeteciliğin ne olduğunu ve nasıl yapılması gerektiğini anlatıyor, meslek ahlakından ve ilkelerden söz ediyor.
Işık Kansu&[#]8217;nun ve diğer konuşmacıların sözleri haber sayfalarımızda yer alıyor.
Kansu, gazetecinin en küçük bir habere bile giderken o konuda mutlaka bir arka plan bilgisine sahip olması gerektiğini söylüyor.
Bunun için araştırma yapmak, okumak, bilgi toplamak gerekiyor.
Gazeteciler de, istisnaların dışında, genelde okumuyor ki haber konusuyla ilgili mutlaka bir arka plan bilgisine sahip olabilsin. Tabi bilgi olmayınca fikir de olmuyor.
Gazeteci bilgi sahibi olacak ki fikir sahibi olsun.
Yoksa boş-boş konuşur, durur.
Bize büyüklerimiz mesleğe başlarken &[#]8220;ne bulursanız okuyun&[#]8221; demişlerdi.
Bu nasihat kulağımıza küpedir.
Gazetecinin okur-yazar olması gerekir.
Işık Kansu, konuşmak ve görüş bildirmek yerine konuşturmak ve görüş almak gerektiğini söylüyor.
&[#]8220;Gazetecilik sanıldığı gibi kolay bir zanaat değildir. Gazetecinin işi uzun uzun yazmak da değildir. Gazeteci hayatı özetleyen isimdir. Gazeteci kalabalıktaki insanı, insandaki kalabalığı ayırt edebilmelidir ki, gazetecinin hası olsun. Gözünü kulağını, yüreğini ve bilgisini işine adamalıdır ki, adam gibi gazeteci olsun. Gazeteci dürtülen değil dürten kişi olmalıdır&[#]8221;
Bu sözler de Işık Kansu&[#]8217;ya ait.
Işık Kansu&[#]8217;nun sözleri, bizim de üzerinde önemle durduğumuz ve daha önce birçok defa dile getirdiğimiz sözler.
Sadece Işık Kansu değil, Yazar Sevgi Özel ve Öğretim Üyesi Nilgün Pazarcı da basının içinde bulunduğu durumla ilgili önemli mesajlar verdi.
Haberimizi &[#]8220;Bartın basını ustalardan ders aldı&[#]8221; başlığıyla verdik.
Söyleşiyi izleyen gazeteciler umarız gerekli dersleri almışlardır.