Son günlerde sokak hayvanlarının saldırısına uğrayanların sayısı arttı.
Bu sayı, daha da artacak gibi görünüyor. Bizim bildiğimiz hayvan sevgisi, şimdi başka bir yapıya büründü. Abartı, gösteriş, kedi-köpekle hava atmak...
Hayvan sevgisiyle büyümeyen insan yoktur. Herkesin evinde ya da evinin önünde bir kedi-köpek vardır.
Biz bu hayvanlara yemek ve su vererek, başını okşayarak büyüdük.
Bunları şu yüzden yazıyorum... Kimse kalkıp da bize hayvan sevgisini öğretmeye kalkışmasın.
Zonguldak Merkez ve mahallelerde başıboş bir sürü köpek var. Bu hayvanların içinde zararsız olanları da var.
Caddede birçok kez denk geldim... Köpekler, çete gibi birlikte gezip, birlikte saldırıyorlar.
Buna çok şahit oldum. Durup dururken yolda yürüyen birine ya da bir araca hep birlikte saldırıyorlar.
Bir çok kişinin bu yüzden canı yandı, sakat kaldı. Bu saldırı haberlerini okudukça, korkuyoruz.
Zonguldak Valiliği hizmet binasının önünde bir sürü köpek var, akşam üstü oradan geçenlere saldırıyor.
Vergi Dairesi ve onun karşısındaki caddede 5-6 köpek birlikte geziyor ve saldırıyor.
Gazipaşa'nın çetesi gibi, korku yaşatıyorlar insanlara....
Hayvan sevgisi bu mu?
"Sokağa sal, insana saldırsın" zihniyeti mi?
Bu hayvanların yeri cadde değil, hayvan rehabilitasyon merkezleri ya da doğal yaşam alanları...
İnsanlara saldıran sadece Pitbull cinsi köpekler değil yani...
Sosyal medya, hayvan sevgisi üzerine yıkılıyor. İnsanlar ikiye bölünmüş.
Bir kesim "hayvanlar zararsız, sadece bir kap yemek ve suya ihtiyacı var" diyor...
Bir kesim de, başta Pitbull tarzı köpekler olmak üzere saldırıların olduğu ve önüne nasıl geçileceği yönünde görüş bildiriyorlar.
Ben daha önce de söylemiştim görüşümü... Bu hayvanların yeri sokaklar değil, rehabilitasyon merkezleridir.
İnsanları "hayvan sevgisi" diye boğmaya gerek yok. Sevenler, zaten evlerinde ya da bahçelerinde besliyorlar.
Onun dışındaki hayvan bağımsızlığına karşıyım. Hayvanlara yapılan işkencelere de karşıyım.

'Halkla ilişkiler' değil, 'gazetecilik' yapıyoruz!
Bize haberciliği öğretmeye çalışan siyasiler ve bürokratlar hiç bitmeyecek!
Hepsi de "hep olumlu haberler olsun, hep övelim, hep pohpohlayalım ama sakın sakına eleştirmeyelim" havasında...
"Bizi eleştirin, yapıcı eleştirilere açığız" diyorlar ama hiç de öyle değil.
Kim bir haberde eleştirildiyse, hemen tepki koyuyor.
Haberciliği sadece basın açıklamalarından ibaret sanan bir zihniyet var.
Gazeteci, aldığı duyum üzerine haber yapabilir, bunu bir kişinin açıklamasına ya da bir belgeye dayandırabilir...
Kendi kafasına göre, canı sıkılınca haber yapmaz. Bir türlü bu zihniyeti benimsetemedik.
Kulis haberi "yalan haber" diye niteleyenleri mi ararsınız, yanlış olduğu kamuoyuna açıklanmış konuyu yazmamıza kızanlar mı dersiniz...
Basını bir rahat bırakın, Allah aşkına... Yanlış düşündüğünüz bir konu varsa, yargı yoluna başvurun.
Gazetecilikle ilgili George Orwell'in şu sözünü de hatırlamış olalım bir kere daha...
"Gazetecilik; birilerinin yayınlanmasını istemediği haberleri yazmaktır, gerisi halkla ilişkilerdir."
"Halkla ilişkiler" değil, "gazetecilik" yapmaya devam edeceğiz.