Yedi kardeşin en büyüğü.

Ablam Saadet.

Sekiz kızın arasına sıkıştırdığı tek erkek çocuk ile mutlu olamayan dedemin de erkek'ten ilk torunu.

Kız olunca sevinmemiş.

Ama o sevinsin diye adını 'Saadet' koymuşlar.

Anam ile babam zorla dedemi ikna etmeye çalışmışlar.

Olmamış.

Dedem'in av arkadaşı Nazım Pehlivan'a gitmişler.

- Biz bu kızı ilkokula vereceğiz. Babam izin vermiyor.

Bunun üzerine Nazım Pehlivan, Dedem'i tek cümle ile ikna etmiş.

- Bu devirde cahil evlat büyütülmez.

Dedem hemen kabul etmiş.

Ablam böylece ilkokula başlamış.

Saat üç'e kadar okul.

Sonra tarla takın.

Akşam yemek, bulaşık.

En son herkes yattıktan sonra kandil ışığında ders çalışırdı.

Hafta sonra çobanlık yapardı.

Dağdan odun getirirdi.

Çift sürerdi.

Deli Katır'ı o zapt ederdi.

Derken büyüdü.

Baba evinde işten güçten mutluluk nedir, hiç bilemedi 'Saadet'.

Evlilik çağına geldi.

O zamanlar az bulunan okumuş biriyle konuşmuş, anlaşmış.

Eniştem İmam Hatip Lisesi mezunu.

İmam Hatip.

Usulünce gelip kız istediler.

Dünür olduk.

Şimdi mutluluk zamanı!

Onlara çok giderdim.

Huzurluydular.

Tek sorunları vardı.

O da eniştemi adı; 'Savaş'

'Savaş'la 'Saadet' olur mu?

Oldu.

Çünkü ilk olarak dünyaya gelen çocuklarının ismini Mücahit koydular.

Savaşa o devam etti.

Derken arkasından Selvi dünyaya geldi.

Cahit ve Sevgi ile Saadet'e erdiler.

[*][*][*]

Cuma günü rahatsızlanmış.

Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırdılar.

Cumartesi gecesi acilen amaliyata aldılar.

Gittik.

Sağlık durumu iyi.

Sorun yok.

Gece geç vakitlerde Savaş eniştem, Kadın Ana, (Eniştem'in anası), Mücahit, Selvi, Cahit, Sevgi, Mertcan, Yiğitcan hepimiz birlikte dolduk minibüse.

Çıktık yola.

Hasta iyi olunca Tıp Fakültesi'nden bizim eve kadar siyaset konuştuk.

'Ali Bektaş'i sordu.

"Değil" dedim.

"Kozlu yolunu bu hale getiren ne oldu?" diye sordu.

"Kaybetti." dedim.

"Şehirde bir gelişme yok" dedi.

"Yıllardır burada yaşayanlar bir gelişme göremiyor.

Sen bir kere gece geldin değişiklik arıyorsun.

Ben bile iki senedir buradayım sesimi çıkartmıyorum.

Deli misin sen?"

Müdür

Akıl hastanesine yeni atanan müdür, hastaneyi dolaşmaya karar vermiş.

Dolaşırken hastanenin dışarıya bakan duvarının dibinde bir grup akıl hastasının tek sıra olup duvardaki bir delikten baktıklarını görmüş.

Merak içinde yanlarına giderek :

-Hepiniz toplanmış burada ne yapıyorsunuz? diye sormuş.

-Hiçbir şey yapmıyoruz sadece bu delikten dışarı bakıyoruz... demişler.

Bunun üzerine müdür hastaları kenara iterek :

-Durun birde ben bakayım, demiş ve delikten dışarıya doğru bakmış.

Bir de ne görsün?

Delik kapalı ve hiçbir şey görünmüyor.

Hiddetle akıl hastalarına dönerek :

- Baktım bu delikten dışarı bir şey görünmüyor peki siz ne görüyorsunuz?

Deliler hep bir ağızdan Müdür bey, demiş. -Biz yıllardan beri bakıyoruz bir şey göremedik siz bir bakışta nasıl göreceksiniz ki.

İsyanlı sükut

Gitmişti makama arz-ı hal için,

'Bey' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Bir azar yedi ki oldu o biçim...

'Şey' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı,

Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı...

Bir baktı konağa alttan yukarı,

'Vay' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Çekti ayakları kahveye vardı,

Açtı tabakasın, sigara sardı.

Daldı..

neden sonra garsonu gördü,

'Çay' dedi, yutkundu, eğdi başını.

İçmedi, masada unuttu çayı;

Kalktı ki garsona vere parayı,

Uzattı çakmağı ve sigarayı,

'Say' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Döndü, gözlerinde bulgur bulgur yaş,

Sandım can evime döktüler ateş.

Sordum:

'memleketin neresi gardaş? '

'Köy' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Yürüdü, kör-topal çıktı şehirden,

Ağzına küfürler doldu zehirden;

Salladı dilini... vazgeçti birden,

'Hay' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Abdurrahim Karakoç