Elbirliği ile toplumu zehirliyoruz.

Elbirliği ile ülkeyi zehirliyoruz.

Hepimiz bir parça günahkarız.

Kötü gidişte hepimizin az veya çok payı var.

Herkesin her şeyi bildiği, bildiğini zannettiği bir ülkeden bahsediyoruz.

Hepsinden de önemlisi, kendisini dinlettiği bir ülkeden bahsediyoruz.

Bir anlayıştan…

Bir yaşam biçiminden…

Bir kültürden…

“Nasıl işime gelirse öyle anlarım” mantığına sığınmış bireyler.

“Nasıl işime gelirse öyle yorumlarım” mantığına sığınmış kitleler.

Siyasetçisinden medyasına, bürokrasisinden sivil toplum kuruluşlarına varıncaya kadar tablo böyle.

Hepimizin her şeyi bildiği, hepimizin her şeyi yorumladığı, büyük çoğunluğumuzun her konuda uzman kesildiği bir ülkedeyiz.

Böyle bir ülkede geldiğimiz nokta ortada.

Böyle bir kentte geldiğimiz nokta ortada.

Kendimizden başlayalım.

Sonra çevremize bakalım.

Hangimiz hangi konularda uzmanız bir bakalım.

[*] [*] [*]

Son dönemin hedef ismi Fazıl Say’ın bu konudaki tespitleri çok meşhurdur.

Gerçi; söylemlerini, yaşam tarzını, sanatını beğenmeyenler, bu ismi duyunca hemen burun kıvırabilir.

Ama söylemlerine katılmamak mümkün değil.

[*] [*] [*]

Diyor ki Fazıl Say:

“7 kez boşanmış Seda Sayan evlilik programı yapar, 3 kez din değiştirmiş Tuğçe Kazaz din analizi yapar, hiç bir eğitimi, altyapısı, emeği olmayan kişiler ticari arabesk müzik CD´leri yapar, krallaştırılır, toplumun önderi olurlar...

Günümüz Türkiye´si…

Başta inançları, cehaleti, eğitimi, kültürü, aileyi, hür insan yapısını sömüren iktidarlar, işte bu yüzden güç kazanır. İşte bu yüzden ‘birey’ olmaya düşman bir sürü oluşur.

Cezalandırmalar başlar.

Sansür başlar.

Ve sindirilmiş milyonlarca insan hazin bir ‘otosansür’ hayatına devam etmek zorunda kalır.

‘Bu motivasyonsuzluk neden?’ diye soruyorlar birbirlerine...

‘Özellikle, bu bataklığa savaş açanlar yalnız bırakıldığında, ‘neredeydiler?’ diye onlara sormak lazım.”

[*] [*] [*]

Devam ediyor Fazıl Say:

“Hayyam deyince, Nazım Hikmet deyince -daha ne yazıldığını ne denildiğini okumadan- bir Pavlov refleksi ile tepki gösteren kitleler var.

Yazık dünya üzeri değerlere…

Edebiyata yazık...

Edebiyat konuşamamaya yazık…

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk´un yeni kitabını tartışamamaya yazık.

Tuhaf köşe yazarlarının tuhaf kitaplarının yüz binlerce satmasının yanında, nice edebiyat cevherinin adının bile bilinmiyor olmasına yazık.

Yazık...

Tuğçe Kazaz ‘din analizi’ yapıyor..

Durum bu.”

[*] [*] [*]

Örnekler çok.

Saymakla bitmez.

Fazıl Say’ın da bireyin özgürlüklerini, tercihlerini hedef alan sözleri oldu yakın geçmişte…

Belki tespitleri doğruydu, ama söylemleri incitici oldu.

O nedenle de destek bulduğu kadar tepki de topladı.

Ancak dediği gibi…

Durum bu…

Medya olarak da her zaman ateşe körükle gitmeye bayılırız.

Bu sadece bizim değil, Türkiye’deki tüm medyanın sorunu.

Ey sevgili…

Bugün, 14 Şubat ya hani…

Sevgililer Günü…

Birçoklarımız yana yana hediye peşindeyiz.

Birçoklarımız bihaber yaşıyoruz.

Sevgiyi pay etmeyi bildikten sonra en anlamı var ki 14 Şubat’ın?

Sevgiyi paylaşabildikten sonra, sevebildikten sonra ne anlamı var ki 14 Şubatların?

İki güzel söz…

Öyle çiçekle-böcekle olacak iş mi bunlar?

Değil elbet.

Ah bir öğrenebilsek öyle olmadığı…

Sindire sindire yaşamayı öğrenebilsek.

[*] [*] [*]

Sezai Karakoç’un “Ey Sevgili” şiirinde dediği gibi aslında…

“Yıllar geçti sapan ölümsüz iz bıraktı toprakta

Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında

Çatı katlarında bodrum katlarında

Gölgendi gecemi aydınlatan essiz lamba

Hep Kanlıca´da, Emirgan´da

Kandilli´nin kurşuni şafaklarında

Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında, yazında

Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında

Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim

Af dilemeye geldim affa layık olmasam da

Ey çağdaş Kudüs (Meryem)

Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)

Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünümü benim

[*] [*] [*]

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında

Köle gibi satıldım pazarlar pazarında

Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında

Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında

Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında

Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda

Verilmemiş hesapların korkusuyla

Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim

Af dilemeye geldim affa layık olmasam da

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünüm benim

[*] [*] [*]

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır

Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır

Ask celladından ne çıkar madem ki yar vardır

Yoktan da vardan da ötede bir var vardır

Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır

O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır

Sakin kader deme kaderin üstünde bir kader vardır

Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır

Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır

Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır

Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır

Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır

Senden umut kesmem kalbinde merhamet adli bir çınar vardır

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili”

Özbakır’ın adaylığı…

Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı görevinden emekliye ayrılan Hüseyin Özbakır’ın AK Parti’den aday adayı olması pek çoğumuza göre sürpriz oldu.

Dün Özbakır’ın basın toplantısındaydık.

Savcılık üniformasının çıkarmasının ardından pek çoğumuzun bilmediği renkli yönlerine tanıklık ettik.

Zonguldak’ın sorunları konusunda rahatsızlıklarını paylaştı Özbakır.

Mesela yollar için, “Ankara’dan gelirken bu yollar beni deli ediyor” dedi.

Daha pek çok sorun sıraladı.

Kente yabancı olmadığını gösterdi.

Ancak bu güne kadar ki görevi bu durumlar karşısında susmasını gerektiriyordu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cezaevinde kaldığı yıllarda cezaevi savcısı olarak görev yapan Özbakır’ın adaylığı adaylık düşünen kimileri için merak, kimisi için heyecan uyandırdı.

Özbakır, mütevazı yapısını koruyarak da olsa, Zonguldak’ın sorunlarının Ankara’ya etkili anlatımın önemine işaret etti.

Bu bağlamda kendisinin artılarını üstü örtülü geçti.

Özbakır’ın listede yer alıp almayacağını veya kaçıncı sırada yer alacağını merak ediyoruz.

Recep Tayyip Erdoğan’ı Başbakanlığında ziyaret etmişti Özbakır.

Erdoğan, o ziyarette kendisini Ankara’da üst düzey bir görev vermek istemiş, ancak Özbakır,

“Ben Zonguldak’ta mutluyum. Ben Zonguldak’ta kalayım yeter” diyerek bu davete teşekkür etmişti.

Bu samimi ilişkinin ardından Özbakır’ın aday adaylığı, “Özbakır’ın adaylığını Cumhurbaşkanı mı istedi?” şeklinde sorulara neden olabilir.

Ne olduğunu, ne olacağını zaman gösterecek.

Daha çok başındayız.