Üç gün.
Çok kısa.
Hızlı yaşayana.
Ömür akıp gidiyor.
Halbuki zaman sanıldığı gibi değil.
Su gibi akıp gitmiyor.
Nerden aklıma geldi bilmiyorum.
Durup dururken esti.
Yıl 1999.
30 Mart.
Kurban Bayramı&8217;nın üçüncü günü.
Eğer bayramlar yıl içerisinde gezip durmasa benim doğum günüm.
Ama öyle olmuyor.
Her yıl 15 Kasım&8217;ı bekliyoruz.
Pastalar kesiliyor.
Hediyeler.
Çok seviyorum hatırlanmayı.
Mutlu oluyorum.
Mesela o günler çok çabuk geçiyor.
Gelelim 1999&8217;a.
Yine bir doğum günü.
Daha olmadı.
Olacak.
Bekliyorum.
Ereğli&8217;de eski SSK Hastanesi&8217;ndeyiz.
Koridorlarda volta atıyorum.
Bir o yana.
Bir bu yana.
Doğumhane&8217;den Mertcan geliyor.
Ha doğdu.
Ha doğacak.
Derken içerken bir bebek sesi.
Yusuf Mertcan Tomakin dünyaya geldi.
Ben de dokuz doğurdum.
Kıssadan hisse:
Her doğum sancılı olur.
Doğuran bir doğurur.
En fazla doğuran yediz doğurdu.
Ya bekleyenler.
Rekor onlarda.
Ne yapayım benim de bir ahım var.
Senin tuğlu padişahın var ise,
Benim arkam kalem bir Allah´ım var.
Kimsenin hakkını kimseye komaz.
Hünkar sağır olmuş, ünümü duymaz,
Masumlar boğdurur padişahım var.
Geçmem beni etseler pare pare.
Irafızı diye çektiler dara,
Acep benim bunda ne günahım var?
Batına hükmeder padişahımız.
Sahip çıkar miskin kul´Allah´ımız,
Şefaat edecek güzel Şah´ım var.