AK Parti Zonguldak İl Başkanlığı koltuğuna oturan Mustafa Çağlayan’ı, elinde çiçekle ilk kutlayan isim, Zonguldak Belediye Başkanı Dr. Ömer Selim Alan oldu.
Bu fotoğraf üzerinden türlü türlü tezvirat yapılıyor!
Herkes istediğini düşünebilir.
Biz, bu fotoğrafa şöyle bakıyoruz...
Bu fotoğraf, bir hakkın teslimidir.
AK Parti Genel Merkezi, İl Başkanlığı görevini geç de olsa Mustafa Çağlayan’a teslim etti.
Bu fotoğraf, Zonguldak Belediye Başkanı Dr. Ömer Selim Alan’ın, Mustafa Çağlayan’dan bir özrüdür.
Helal olsun Dr. Ömer Selim Alan’a...
Mustafa Çağlayan’a haksızlık yapmış olduğunu düşünmüş olmalı ki, hiç kompleks yapmadan geldi, çiçeğini verdi.
"Doğru zaman, doğru adam" dedi.
Bu fotoğrafı eleştirenlerden kaçı, bu hareketi yapabilirdi?
"Tükürdüğünü yaladı" şeklinde yorum yapanları gördük!
Hanginiz tükürdüğünüzü yalamadınız?
Ya da bir başka deyişle...
Hayat, hangimize tükürdüğümüzü yalatmadı ki?
Şimdi gelelim bu fotoğrafın kimlerde, nasıl bir rahatsızlık yarattığına...
Muammer Avcı’nın arkasına sığınıp, onun gücünü kullanmak isteyenler, güç kaybına uğradıklarını, gücün bölündüğünü düşünerek, rahatsızlıklarını belli ettiler!
Zonguldak Belediye Başkanı Dr. Ömer Selim Alan ile AK Parti Zonguldak İl Başkanı Mustafa Çağlayan’ın yaratacağı sinerjiden korkanlar, hemen nifak tohumları ektiler!
Dr. Ömer Selim Alan’ın yeniden "Zonguldak Belediye Başkan Adayı" yapılmayacağını düşünenler, Mustafa Çağlayan ile yeniden "Belediye Başkanı" seçilebileceğini düşünenler, bu birlikten rahatsız oldular!
Dr. Ömer Selim Alan-Mustafa Çağlayan işbirliğinden rahatsız olanların büyük çoğunluğu, AK Parti’ye bir oyu nasip olmamış insanlar!
Mustafa Çağlayan’ın "AK Parti Zonguldak İl Başkanı" olmasından rahatsız olanlar, sahnede yeri daraldığı için rahat oynayamayanlar!
Herkesin bir hesabı var!
Ama Yüce Mevla’nın da bir hesabı var!
Gelir, son saniyede, kendini en güçlü hissettiğin anda, o hesabı bozar!
Kalbin temizse, hikayen mutlu biter.
Biz, yeni bir hikaye yazmaya başladık...
Bakalım, sonu nasıl bitecek?
Listeyi ters çevirseniz, sonuç değişmez!
Seçim atmosferine girdik...
Herkes aynı soruyu soruyor...
Hangi parti, kaç milletvekili çıkartır?
Bu adaylarla o kadar milletvekili çıkar mı?
Yine mi aynı olur?
Bu sefer ne olur?
Yıllar önce önemli bir siyasetçi, “Bu seçim ne olur?” dedi...
“Efendim, bu parti, bir ve ikinci sırasına iki inek koysa seçilir” dedim.
“Biz ne yaparız?” dedi...
“İlk üç sıraya, 3 öküz koysanız seçilir?" diyemedim!
Yani işin adaylarla çok bir ilgisi yok aslında!
Önemli olan Ankara’dan rüzgarın nasıl eseceği!
Mesela, bir partinin listesini ters çevirseniz, yine aynı sayıda milletvekili çıkar!
Hatta iki parti, birbiriyle adaylarını değiştirse, yine sonuç değişmez!
Bu şehirde, Ali Uzun, bağımsız aday oldu, 12 bin oy aldı.
Ali Uzun’un aldığı oyu, Zonguldak’ta hiç kimse alamaz.
O nedenle kimse konuşmasın...
Kimse: partinin oyunu, liderin oyunu, kendi oyu ile karıştırmasın!
Gem...
Devrek’ten, Bakırcılar Köyü’nden anılarımızı yazarken, çok şeyi hatırladık...
Ama tarlada ekinleri biçip desteleri bağladığımızı yazarken "gem"i unuttuk.
Buğday destelerini bağ haline getirmek için yine buğdaydan onları bağlayacak bir "gem" yapardık.
"Gem"i büyükler yapardı.
Sabah çiğinde buğday tarlasına gidilir, iki tutam buğday sökülür kemer gibi birbirine tutturulurdu.
O gem ile buğday demetleri bağlanırdı.
Buğdaya gem vuran, kendine de gem vurabilirdi!
Gem, kuru olursa tutmaz, bağ çözülürdü.
O nedenle "gem"in nemli olması gerekirdi.
Sabah çok erken yapılmasının nedeni buydu.
O zaman çok kızardık...
Sabahın köründe tarlaya gidip "gem" yapmaya...
O zaman "gem" yapmasak, bugün "gam" yapardık!