Bazen iyi şeyler de oluyor.

Güzel şeyler de oluyor.

Yaşamın, olayların tüm karamsarlıklarına karşın mücadele eden insanlar var.

Bu sütunlarda siyasetçileri, siyasi çıkmazları, kısır döngüleri, komplo teorilerini, hesaplaşmaları, aynı yüzleri görmekten, aynı şeyleri okumaktan sıkılanlar için bir nebze de olsa farklı bir fotoğraf yayınlayabilme adına paylaşılması gereken bir fotoğraf var elimizde.

Daha doğrusu bir dergi…

Çokbilmişlerin değil…

Çok yazanların değil…

Çok konuşanların değil…

Her gün gazetelerin manşetlerine çıkanların değil…

Bu kenti, bu kentin halkını aldatanların değil…

Gençlerin, sadece gençlerin çıkardığı bir dergi…

[*] [*] [*] [*]

“5 Eğim”

Aynen böyle yazılıyor.

“Gençliğin öz sesi” diye devam ediyor.
“İki aylık kültür dergisi” diye not düşüyor.
Kapaktan-kapıdan içeri adım atıyorsunuz.

Gençler karşılıyor sizi…

Sözleriyle…

Derlemeleriyle…

Şiirleriyle…

En önemlisi de düşünceleriyle…

Okudukça bazen, “Bu gençler bizim mi?” diye sorasınız geliyor.

Mutlu oluyorsunuz.

Ülkede, ülkenin üzerinde dönüp duran onca karabulutu dağıtmaya hazır gençler bunlar.

[*] [*] [*] [*]

“5 Eğim” kısa süre önce kurulan ve başkanlığını Edebiyat Öğretmeni Önder Küçüköner’in yaptığı Paydaş Eğitim Kültür Sanat Derneği’nin yayın organı…
Kentte yok denecek kadar az ve bir o kadar yalnızlaştırılan kültür-sanat camiasının en genç neferleri onlar.

Henüz başındalar.

O nedenle ister sağ-ister sol olsun farklı yönetimlerce yalnızlaştırılan, “sanatı benim için yap- kültürünü beni alkışlamak için yap” baskılarından bıkmış ve sayıları giderek azalan “eski”lerin ötesinde taptaze inançla sarılmışlar bu işe…

[*] [*] [*] [*]

Dergide emeği olanların tamamı gençler…

Sorgulayan gençler…

Düşünen gençler…

Araştıran gençler…

Farklı düşünen, ancak beş eğimin bir araya gelebileceğine inanan gençler,,.

Onlar aslında diyor ki:

“Farklı düşünerek de birbirimize, ülkemize, kentimize sahip çıkabiliriz.”

Bunlar büyüklerin -kaşarların anlayacağı- anlamak isteyeceği şeyler olmasa gerek!

[*] [*] [*] [*]

Kimler var başka?

Melikşah Çakır…

Yiğit Erol…

Mansur Uçaktürk…

Murat Koçyiğit…

Dilek Tandoğan…

Nejdet Samet Ünal…

Ve tasarımda Çizgi Matbaası’ndan Aysun Kara…

[*] [*] [*] [*]

Şimdi bu yazılanların pek çoğumuz için önemi yok.

Çünkü bu işten kimsenin bir çıkarı yok.

Ne siyasetçilerin…

Ne işadamlarının…

Ne müteahhitlerin…

Ne belediye başkanlarının…

Ne diğer pek çok kesimin-kimsenin…

Olsun…

Biz bu arkadaşları alkışlıyoruz.

Belki de bu duyarlılıklarıyla ileriki yıllarda bu kent-bu ülke adına söz sahibi olacaklar.

Elbette gelecek kaygıları nedeniyle bu kenti terk etmek zorunda kalmazlarsa...

Bu ülkeyi terk etmek zorunda kalmazlarsa…

[*] [*] [*] [*]

Göç çok ağır.

Zonguldak’ın en önemli sorunu da beyin göçü…

Ne yazık ki bu gençler ve bu gençler gibi çaba içinde olan binlercesi geri dönmemek üzere metropollere yerleşecek.

Peki, bu gençler, caddelerde dolup taşan, AVM’lere sıkış sıkış dolan, sınavlarla yorulan Zonguldak’ın gençleri Zonguldak siyasetinde neden yok?

STK’larda neden yok?

Kent Konseyi’nde neden yok?

Diğer sivil ve sosyal kuruluşlarda neden yok?

Belediyelerde taşeron firmalarda çalışmanın ötesinde mecliste, gençlere yönelik politikalar üretilmesinde neden yok?

İşte siyasilerin ve kentin en büyük ayıplarından biri de bu…

Düşmek, düşünmemekle başlar…

Yukarıda bahsettiğimiz “5 Eğim”de pek çok yazar var.

Pek çok yazı var.

Hepsine göz atmak mümkün olmadı.

İçlerinde dikkat çekenlerden birinin başlığı belki de burada anlatmaya çalıştıklarımızla da örtüşüyor.
“Yalvarırım düşünün” diyor Mansur Uçaktürk…
[*] [*] [*] [*]

Devamı şöyle:

“Siz, düşünceli biri misiniz?

‘Düşünceli’ ifadesinin günlük dilde iki karşılığı var; birincisi anlayışlı olmak (Ne kadar düşüncelisin canım ya) ve ikincisi kaygılı, dertli olmak (Seni çok düşünceli gördüm kanka).
Bana kalırsa belirtmesi gereken anlamı belirtmeyen kelimelerden biri. Aslına bakarsanız ben kafayı düşünmek fiiline taktım.
‘Seni düşünüyorum’ ve ‘Seni seviyorum…’
Sevdiğiniz birinin size hangisini söylemesini isterdiniz?

Düşünmek ya da eskilerin dediği şekliyle tefekkür önemini fark etmemiz gereken bir eylem.

Uzaklara bakıp düşünen insanlar var mı benim kuşağımda?

Muhtemelen var, ama bütün içerisindeki oranlarının çok düşük olduğunu zannediyorum.

Yaşıtlarım arasında bazı arkadaşlarımın düşünmeyi bir zaman kaybı gibi algıladıklarını farkettim, en sonunda kazanmak için uğraştıkları zamanın kendilerini öldüreceğini unutmuş gibiler.

Düşünmek onları yavaşlatıyor hissine kapılmışlar.

[*] [*] [*] [*]

Ezbere veya gelişigüzel davranmak en güzeli ve en kolayı değil midir zaten?

Ezbere davrandığınızda sonuçlarını daha önce bildiğiniz bir işi yapıyorsunuzdur ve herhangi bir sürprizle karşılaşma ihtimaliniz çok azalır.

Gelişi güzel davrandıkça da tecrübe kazanır ve aynı davranışı bir sonraki yapışınızda kazandığınız tecrübeye uygun hareket edersiniz.

Bazı günlük eylemlerimizde ezbere davranmanın bize inanılmaz bir hız kattığını yadsıyacak değilim. Anlatmak istediğim şey artık düşünerek yapmamız gereken şeyleri de ezbere ya da öylesine yapıyoruz.

[*] [*] [*] [*]

Düşünmek insanı yoruyor.

Deneyin, fark edeceksiniz.

Düşünmek, insanı kendine getiriyor bence…

Uyanmamızı sağlıyor.

Sonuçta kafatasımızın içerisindeki eşsiz organın en iyi yaptığı şeylerden biri…

Biraz dikkat edin, günlük hayatımızda ‘düşünüyorum’ ifadesini ne çok kullanıyoruz.

Peki, düşünüyor muyuz yoksa alışkanlıktan mı böyle söylüyoruz?

Burada olmasını arzuladığım şey herkesin felsefi şekilde, başka hiçbir şey yapmadan düşünmesi değil. İnsanların günlük yaşamlarının içerisine düşünme eylemini katmaları…

Ve mümkünse bunu sadece düşünmek zorunda oldukları şeyler için değil, kenarda köşede kalmış ne kadar düşünülmeye değer şey varsa onlar için de yapmaları…

Çünkü düşünmeyen insan körelir.

Düşmek, düşünmemekle başlar.

[*] [*] [*] [*]

Her gün kullandığımız sosyal paylaşım araçlarını düşünün.

İzlediğimiz kısa videoları, paylaşılan yazıları ve binlerce fotoğrafı düşünün.

Her gün sadece sınırlı sayıda içeriği paylaşabileceğimiz bir platform hayal ediyorum.

Belki bu sınırlılık sayesinde insanlar sınırsız düşünme yetilerini kullanmaya vakit bulurlar.

Keşke kim ne der diye aldırmadan, sokaklarda insanlara, ‘Yalvarırım düşünün, haksız olabileceğinizi, her şeyin görünmeyen bir yüzünün olduğunu, umudunuzu korursanız gün gelip umudunuzun da sizi koruyacağını düşünün’ diyebilsem.

Siyasetçiler plan kurmak, kötülemek, iftira atmak, yalan söylemek yerine düşünseler ne iyi olurdu. Farkındayım gerçekleşmesi imkansız bir hayal benimki…

Sizlerden bir ricam var, Behçet Necatigil'in ‘Panik’ şiirinin son dörtlüğü hakkında düşünün. Lütfen.

Renklerde, emeklerde, ırklarda..

Yahudiler, işçiler, zenciler... Pan!

Şu dünyada insanca yaşamak da yoksa…

Ne kalıyor geriye, yüzyıllardan?
Umuyorum ki, siz, düşünceli birisiniz.”