Zonguldak’ta,
Akın Kavi’nin olayları konuşulmaya devam ediyor.
Bizde,
Olayı her yönünü araştırarak,
Kamuoyunu bilgilendirmeye çalışıyoruz.
Şöyle bir gerçek var ki,
Akın Kavi’nin bahçesinde beyanlara göre sosyete pazarı pazarlığı yapıldı.
Bu bir kere net!
İki tarafta dostane şekilde bir araya geliyor.
Ne oluyorsa,
Alkol ortamında oluyor.
Ve yine ortada bir silahla ateş etme konusu yok.
Akın Kavi,
Hastanede başka,
Karakolda başka konuşuyor.
Hastanede kafasına silahla ateş edildiğini söylemeye Akın Kavi,
Karakolda ve kendi yayın kuruluşunda,
Özellikle kafasına ateş edildiğini söylüyor.
Ben diyorum ya,
Akın Kavi,
Mağdur edebiyatı yaparak,
Sempati toplamak,
Ve,
Ozan Varol ekibini tasviye etmek için,
Manipülasyon yoluna başvuruyor.
Kurusıkı bile olsa,
Kafaya ateş edildiğinde,
Ufakta olsa bir yaralanma olur sanırım.
Akın Kavi bir ‘Beni çarmıha gerdiler’ demediği kaldı.
Zaten onu da yapsalar,
‘Ben Hz. İsa’yım’ derdi.
Biliyorsunuz.
Zonguldak’ın en günahsız adamı Akın Kavi’dir.
Bunlar çok düzgün,
Kriminal işlere bulaşmayan tipler olduğu için,
Zonguldak’ta olan her olayda,
Üç tane suçlu oluyor.
Ali Rıza Tığ,
Mustafa Çağlayan,
Batuhan Karamalak…
Öte yandan,
Tahsin Erdem bugün ‘Yetkimi kimseyle paylaşmam’ demiş.
Ama Akın Kavi,
Sosyete pazarlığı yapabiliyor.
Düşünsenize,
Akın Kavi’nin bahçesinde,
Bu kavga patlamasaydı.
Zonguldaklıların sosyete pazarı pazarlığından haberi olmayacaktı.
Tahsin Erdem dürüsttü ya!
Alın size dürüstlük!
 Tahsin Erdem’in dürüst imajı bu işten zarar görmüştür.
Peki Tahsin Erdem bu işlerin içinde değil madem!
O zaman koruma polisi niye aldı?
Bu işin içinde değilse neden korkuyor?
Bu konuyu özetleyen,
Çok güzel bir kıssa var.
Köpeğe sormuşlar:
"Neden havlıyorsun?"diye.
-Kurdu korkutuyorum,demiş.
-Kuyruğun niye titriyor,demişler.
-Kurttan korkuyorum,demiş.”…
Ya korkmayın ya titremeyin.
*    *    *    *    *    *    *    *
İki gün önceki yazımda,
‘Bunlar yaşanan olayları dış mihraklar diye Ali Rıza Tığ’a bağlar’ diye goy goy yapmıştım.
Akın Kavi önceki yazısında,
Vallahi olayı Ali Rıza Tığ’a bağladı.
Sayın Tığ’ın Fransa’ya gideceğini bir ay öncesinden biz biliyorduk.
Kavi aklı sıra,
Ali Rıza Tığ’ın evini de hedef gösteriyor.
Bu da açık bir suç aslında. 
Yani Akın Kavi psikolojik bir sıkıntı çekiyor.
Paranoya başlangıcı bunlar.
Neyse!
Ali Rıza Tığ’a Fransa ve Cenevre ziyaretlerini sordum.
Biliyorsunuz Ali Ağabeyin meşhur ‘KÖT’ yani ‘Kentin Önünü Tıkayanlar’ yazı dizisi var.
Bir de SİT alanlarında yapılan talanı anlattığı ‘SİT’ yazı dizisi.
“Ağabey Fransa’da PÖT var mı?” dedim.
“Paris’in önünü tıkayanlar’…
“Hayır Batuhan burada böyle bir şey yok” dedi.
“Öyle olsa Zonguldak’tan Paris’e gelir miydim? Mesela Paris’ten Zonguldak’a gelen hiç var mı? Çünkü Zonguldak’ta KÖT’ler var” dedi.
“Peki Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo’nun SİT’i var mı?” dedim.
“Kadının SİT’i mi olur” dedi.
Parisliler SİT alanlarına saygılıymış.
“Ağabey Paris’te Citroen Ami var mı?” dedim.
“Burada üretiliyor zaten. Uğur Tan burada çok meşhur. Citroen plaket verecekmiş. Belediye Başkanı Hidalgo’nun AMİ’si varmış” dedi.
Gülüştük.
“Avrupa’da susamlar nasıl abi?” dedim.
“Büyük susam var. Küçük susam var. Büyükler küçüğüne susamcık diyor. Susamcıklara Fransa’da ‘sésame’ deniyor” dedi.
Tabi Fransa Ali Abiyi sardı.
Ben ‘Selamunaleykum’ diye telefonu açtım.
‘Bonjour bayım’ dedi.
Devrekli Ali Ağabey hemen ‘Frankofon’ oluverdi.
Allah’tan çabuk döndü.
‘Tembel Batuhan’ deyince,
Yerli ve Milli Ali Ağabeyimize kavuşmuş olduk.
İç minnaklar gelişine bozuldu ama olsun.