Bizim ki gibi bazı gazetelerin künyelerinde &8220;Gazetemiz, Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesine uyar&8221; diye yazar.


Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi gazetecinin haklarını ve sorumluluklarını belirleyip ona göre hareket edilmesini sağlamak için belirlenen meslek ilkelerinden oluşmaktadır.


Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından hazırlanan bu bildirge gazetecinin temel görevleri ve ilkelerini 16 maddede topluyor.


Bildirge gazeteciye &8216;doğru davranış kuralları&8217; konusunda da bir çerçeve çiziyor.


Bu kurallar; Haber-Yorum, Fotoğraf &8211; Görüntü, Haber - İlan (Reklam), Yargı, Çocuk, Cinsel saldırılar, Kimlik veya özel durum, Sağlık, Hediye, Müessese Çıkarı, Özeleştiri, Taraf olma, Özel hayat, Yıldırma, tehdit, ısrar, Haber için para gibi konularda gazeteciye nasıl davranması gerektiğini söylüyor.


16 maddeden oluşan görev ve ilkelerle doğru davranış kurallarına uyan gazeteler ve gazeteciler bu işi hakkını vererek, layıkıyla ve alnının akıyla yapıyor demektir.


Bazı gazetelerin künyesinde de &8220;gazetemiz basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir&8221; diye yazar.


Bu sözün Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi&8217;ne uymaktan hiçbir farkı yoktur. Bir gazetenin bu sözü vermesi önemlidir ama uyması çok daha fazla önemlidir.


Bu ilkelere uymaya söz vermek yansız, tarafsız, objektif, doğru, dürüst, kaliteli ve seviyeli bir yayın anlayışını gerektirir.


Bu tanımlama konunun önemini yeterince anlatmıştır sanırım.


Basın meslek ilkeleri gazetecilik mesleğinin olmazsa olmazıdır.


Hele-hele seviyenin giderek düştüğü günümüzde bu ilkeler çok daha büyük önem taşımaktadır.


Bazı gazeteler künyelerinde ilkeli gazetecilik sözü verirken bazıları da künyelerinde &8220;gazetemizde yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir&8221; diye yazar.


Bu yazı eskiden beri garibime gider.


Bunun gazetelerin ve sahiplerinin kendilerine ve yazarlarına güvensizliğini ifade ettiğini düşünürüm.


Gazetede çıkan yazıdan kimin, kimlerin sorumlu olacağı yasalar tarafından zaten belirlenmiştir.


O nedenle bunu son derece gereksiz ve anlamsız buluyorum.


Gazetenin personeli, yazarı, çizeri sorumlu biri değilse neden yazı yazmasına veya haber yapmasına izin veriliyor ki?


Eğer bu önlem köşelerde sorumsuzca yazılan yazılar yüzünden alınmış ise bu da köşe yazarlığı gibi fevkalade ciddi bir işin ne durumlara düştüğünün acı bir göstergesi olsa gerek.


Eski Milletvekilimiz Zeki Çakan&8217;ın çok sık kullandığı bir söz vardı.


Siyasetin ve bürokrasinin en üst kademelerinde yer alan, bakanlık, komisyon başkanlığı, grup başkanvekilliği, genel müdürlük ve belediye başkanlığı görevlerinde bulunan Çakan, aktif siyaset yaptığı dönemde &8220;kendimi aldığım yetkiden çok sorumlu hissederim&8221; derdi.


Sadece siyasetçilerin ve bürokratların değil gazetecilerin de kendilerini aldıkları yetkiden çok sorumlu hissetmeleri gerekir.


Sorunlu değil sorumlu olmak lazım.


Başarı için bu şart.



Ah Çevre Düzeni Planı vah Bartın



2004&8217;te çıkan 5084 sayılı teşvik yasasını yer sıkıntısı yüzünden yeterince değerlendiremeyen Bartın&8217;ın önünde şimdi gelecek yıl uygulamaya girecek olan sektörel teşvik düzenlemesi gibi bir şans daha bulunuyor.


Biliyorsunuz bir yıl daha uzama ihtimali olan 5084 çıktığında gelen yatırımcının çoğuna yer gösterememiştik.


Aradan 6 yıl geçti ve biz aynı sıkıntıyı şimdi sektörel teşvik düzenlemesinde yaşayacağız.


Bartın bir türlü sanayiciye istediği gibi yer sunamıyor.


Sanayici gittiği yerde sanayi parseli arıyor.


Sanayi parseli demek altyapısı ve üstyapısı hazır arazi demek.


Bu araziyi de Organize Sanayi Bölgesi&8217;nden başka bir yerde bulamazsınız.


Bizim bir Organize Sanayi Bölgemiz var, o da genişletilen bölümü de dahil olmak üzere ağzına kadar dolu.


Eski Milletvekilimiz Hasan Akyol&8217;un 1995&8217;te Sanayi Bakanlığı yaptığı dönemde Kozcağız beldesine bağlı Sütlüce köyünde bulunan ikinci sanayi bölgesi hayata geçirilmiş olsaydı bugün başka şeyleri konuşuyor olacaktık.


Sütlüce örneğinde olduğu gibi Bartın&8217;ın bu konuda önüne hep orman, hazine, Devlet Su İşleri ve tarımla ilgili sorunlar çıkıyor.


Bulunan yerlerin ormanla ilgisi çıkmazsa mutlaka tarımla çıkıyor, ya da dere yatağıyla da bağlantısı oluyor.


Bu sorunları aşmak da çok zor oluyor.


Vali İsa Küçük tarafından iki yıl önce bulunan 1500 dönümlük sanayi alanı da bu sorunlar yüzünden bugüne kadar hayata geçirilemedi.


Mevcut sanayi bölgesinin iki katı büyüklüğündeki bu alanla ilgili bürokratik sorunların çözümünü beklerken, karşımıza Çevre Düzeni Planı çıktı.


Vali İsa Küçük, Çarşamba günü gazetemize yaptığı ziyarette bu alanın Çevre Düzeni Planına takıldığını söyledi.


Vali Küçük, bu açıklamayı ilk kez gazetemizde yaptı.


Bu alanın akıbeti uzun zamandır merak konusuydu. Bu sayede öğrenilmiş oldu.


Amasra&8217;ya termik santral kurulmasına mani olduğu için yöremizi çevre kirliliğinden ve insanları kanser olmaktan kurtaran Çevre Düzeni Planı yeni fabrikaların kurulmasına da engel olduğu gerekçesiyle çok sayıda itiraza konu olmuştu.


Sanayiciler plana itiraz ederken Bartın&8217;ın önünün tıkandığını söylüyordu.


Planın arazilerin büyük bölümünü tarım için ayırdığı, sanayi için ayrılan arazinin yok denecek kadar az olduğu söyleyen sanayiciler, haklı olarak biz fabrikamızı nereye kuracağız diyor.


Plan sanayi alanı olarak Filyos bölgesini gösteriyor ve sanayicilere gidin yatırımızı orada yapın diyor.


Filyos Zonguldak&8217;a bağlı ve Bartın&8217;a da çok yakın. Yatırımı Bartın&8217;a yapmak isteyen Filyos&8217;a gider mi? Bartın&8217;da yer bulamayınca mecbur gidecek.


Yeni sanayi alanında işimiz rast gitseydi bu sıkıntı olmayacaktı.


40 yılın başı bir OSB alanı bulduk, ona da Çevre Düzeni Planı mani oldu.


Mani oluyor derken sözlerimiz yanlış anlaşılmasın, planı suçladığımız falan yok.


Plan adı üzerinde Çevre Düzeni Planı. Tabi ki öncelikle çevreyi koruyup kollayacak.


Plan haklı ama biz de haklıyız. Biz de haklıyız çünkü bir an önce sanayileşmemiz gerekiyor.


Yeni fabrikalar kurup istihdam alanları açamazsak gelişemeyiz, büyüyemeyiz, kalkınamayız.


Gördüğünüz gibi bu iş Nasrettin Hoca&8217;nın hikayesine benzedi.


Bu işin orta yolu var mıdır bilmiyoruz.


Bildiğimiz bir şey varsa o da şudur; Bin bir güçlükle bulduğumuz 1500 dönümlük sanayi alanından da olursak yeni fabrikalar bizim için hayal olur.



Cezalar caydırıcı değil



Ülke genelinde olay sayısında kayda değer bir artış var.


Bazı olaylar tüyler ürpertici boyutlarda; Vahşi cinayetler işleniyor.


Çocuk kaçırma ve öldürme olaylarına, gözünü kırpmadan sevgilisini veya karısını kesip parçalara bölen insanlara, tecavüzlere sıkça rastlanmaya başladı.


Bana göre cezaların caydırıcı olmaması ve sık sık çıkarılan aflar bu sonucu doğuran en büyük faktör.


Cezaevlerinin dolup taşması da bu yüzden. Cezalar caydırıcı olmadığı için insanlar daha kolay suç işleyebiliyor. Çete olaylarına karışanlar bile iki-üç sene yatıp çıkabiliyor.


Alın size cezaların azlığına çarpıcı bir örnek; Almanya&8217;da aşırı hızın cezası 680, ülkemizde 58 Euro. Araç takip mesafesine uymama cezası Almanya&8217;da 400, bizde 27 Euro.


Cezaların kesinlikle artırılması ve caydırıcı hale getirilmesi gerekiyor.


Önceki akşam TV 8&8217;de programa katılan Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu, iktidara gelince idam cezasını geri getireceklerini söyledi.


Bence de idam cezası geri gelmeli.


Varlığı bile caydırıcı değil mi?


Eskilerin &8220;sallandıracaksın bak bir daha oluyor mu?&8221; diye bir sözü vardır.


Haklı değiller mi?