Star Gazetesinin İstanbul ekinden sorumlu gazeteci Turhan Öztürk, geçen hafta yıllık izninin bir bölümünü geçirmek üzere geldiği memleketi Bartın&[#]8217;da ziyaretimize geldi.


Turhan yaklaşık 15 yıldır İstanbul basınının içinde.


Askerlik dönüşü Sabah grubunda Takvim Gazetesi ile başladığı yaygın basın macerasına Star Gazetesinde devam ediyor.


İstanbul basınını, Bartın basınını, gazetecilik mesleğinin içinde bulunduğu durumu, yaptığımız çalışmaları konuştuk.


Turhan, habercilikte ve mizanpaj konusunda fevkalade donanımlı bir arkadaşımız.


İstanbul&[#]8217;a çok güzel bir gazete yapıyor.


Yaptığı gazetenin özellikle belediyelerin büyük ilgisini çektiğini ve beğenilerek okunduğunu biliyorum.


İstanbul onu biraz yormuş. Türkiye&[#]8217;nin en büyük şehri ve basının kalbinin olduğu yerde çalışmak kolay değil tabi.


Yaklaşık 4 yıl sonra emeklilik hakkına sahip olacak, yaşı Bartın&[#]8217;da doldurmayı düşünüyor.


En büyük hayali benimle ve Hacı ile birlikte gazete yapmak.


Kafasında müthiş bir plan var. İstanbul basını ayarında, vurdu mu ses getiren, etkili, eğilip bükülmeyen çok güçlü bir yerel gazetenin hayalini kuruyor.


Turhan hırslıdır, heyecanlıdır, girişimcidir, sevgili patronum Ali Rıza&[#]8217;nın değişik bir modelidir.


Kendisi bir zamanlar birlikte çalışmaktan büyük mutluluk duyduğum, gazeteciliğine katkıda bulunduğum bir arkadaşımdır.


Zonguldak Adalet Gazetesinin temsilciliğini yaparken Turhan&[#]8217;la birlikte çalıştık.


Bizim büroya geldiğinde Zaman Gazetesinde yanlış hatırlamıyorsam üç aylık deneyimi vardı.


Deyim yerindeyse benim yanımda pişti, sonra kendisini geliştirdi, yetişti ve iyi bir gazeteci oldu.


Bilgisiyle, becerisiyle, deneyimiyle, tecrübesiyle bugün İstanbul piyasasında hangi gazetede olsa rahatlıkla iş bulur.


Ben kendisiyle gurur duyuyorum.


O, gazeteciliğine katkıda bulunduğum, işe alıp iş sahibi yaptığım, ellerinden tutup gazeteci olmalarına vesile olduğum, üzerlerinde emeğim olan bazı gazeteciler gibi değil.


Hiçbir zaman saygısını, sevgisini eksik etmez. Her zaman arayıp sorar.


Turhan Öztürk, benim bir zamanlar yapamadığımı yaptı.


Milliyet Gazetesinin muhabirliğini yaptığım dönemde gel seni İstanbul&[#]8217;a ya da Ankara&[#]8217;ya aldırayım, buralarda harcanma diyen usta gazeteci Nazım Alpman&[#]8217;ın şu sözü aklımdan hiç çıkmaz:


&[#]8220;Burada ancak bu kadar olursun, daha fazla ileriye gidemezsin, aksine geri gidersin&[#]8221;


Nazım Alpman, bu sözü söylerken bana iki isim verdi, bunlardan hangisini tanıyorsun dedi.


Tanıdığım isim zamanında Hasan Pulur&[#]8217;un daveti üzerine Şanlıurfa&[#]8217;dan İstanbul&[#]8217;a gelen kişi.


Diğeri ise daveti kabul etmeyip orada kalan ve adını bilmediğim kişi.


Bizde Don Kişot&[#]8217;luk var ya buralarda meydan boş kalmasın düşüncesiyle ve birazda aileden kopamadığımız için gidemedik.


Zaman Nazım ağabeyi haklı çıkardı.


Turhan Öztürk, bizim yapamadığımızı yaptı.


Bizim yapamadığımızı yapan başka arkadaşlarımız da var.


Önce Ali Kırca&[#]8217;nın ekibinde atv&[#]8217;de çalışan, sonra Mehmet Ali Birand&[#]8217;ın ekibinde Kanal D&[#]8217;de Haber Müdürlüğü yapan, liseden arkadaşım Mustafa Aşçıoğlu bunlardan biri.


Sonra kameraman Ceyda Okur var, Zaman Gazetesinin idari kadrosunda yer alan Şirin Kabakçı var, Milli Gazetenin köşe yazarı Nedim Odabaş var.


Bu isimler yaygın basında Bartın&[#]8217;ı başarıyla temsil ediyor.


Hepsiyle gurur duyuyoruz.





Memleketimden gazetecilik manzaraları (X)



Gazeteciliği şahsi çıkar ve menfaatlerini ön planda tutarak yapanlar yayınlarından belli oluyor.


Bunlar kendilerini hemen ele veriyor.


Bir gazete bunu çok belli ediyor.


Böyle gazeteler için meslek etiği, ilke, prensip, yayıncılık kuralları hiç önemli değil.


Bunlar gazeteciliği sevmedikleri insanlara, kurumlara, kuruluşlara hakaret etme sanatı olarak biliyor, öyle görüyor.


Nitekim geçen hafta içinde böyle yayınlar oldu.


Meslek etiğine ve gazetecilik ilkelerine aykırı yayınlar ilan kesme nedenidir.


Valilik bünyesindeki kontrol kurulunun bundan da haberi yoktur.


Neyse ki İstanbul da Basın İlan Kurumu var.


Allah&[#]8217;tan böyle şeyleri onlar biliyorlar da yapanın yanına kâr kalmıyor.


Böyle şeyler bir dilekçeye bakıyor. Sonra bunlar ilanları kesilince ağlıyorlar.


Sokağa mı çıkalım, yol mu keselim, şantaj mı yapalım diyorlar.


Bunları diyeceğinize işinizi doğru yapın da ağlamayın.


Bu bir konu, gelelim diğer konuya.


Başkasına ait olduğu iddia edilen gazetenin sahibi olan şahıs da hakkımda ileri geri laflar etmiş. Konuşurken mangalda kül bırakmamış, bize gazetecilik taslamış.


Madem bizden çok gazetecisin muhabirin başkasına ait yazıyı kendi yazısı gibi yayınlamış, bunu görmüyor musun?


İnternete &[#]8220;Saygılar da sınıfsallaştı&[#]8221; diye yaz bakalım karşına ne çıkacak.


Karşına çıkan yazıyla 10 Temmuz tarihli mevkutendeki yazıyı bir karşılaştır bakalım.


Bu yazıyı yazan arkadaşı gazeteci yapan benim.


Ama ben buna gazeteciliği böyle öğretmedim ki.


Yanlış yola sapmış. Allah ıslah etsin. Sadece muhabirini değil seni de.


1,5 yıl öncesi bir hatırla bakalım. Ne çabuk unuttun karşımda boynunu büküp de &[#]8220;ağabey beni işten çıkardılar, burada çalışabilir miyim&[#]8221; diyerek, benden iş istediğin günleri.


Karşımda el pençe divan durduğun günleri, elimden kaç sefer maaş aldığını, sayemde iş sahibi olup ekmek yediğini, ağabey kampa gideceğim bana falancadan destek alabilir misin dediğinde, bir telefonum üzerine arabana kimin yakıt koyduğunu, ne çabuk unuttun.


Yüzüne gözüne durur, Allah&[#]8217;tan kork.


Aslında durmuş duracağı kadar ya neyse.


Sana yaptığım iyilikleri ne çabuk unuttun da şimdi sağda solda beni çekiştiriyorsun.


Çapına, boyuna, bilgine, birikimine, bek raunduna bakmadan bana dil uzatıyorsun.


Senin haddine mi bana laf söylemek.


Sen daha 1,5 yıl öncesine kadar yeşil kartlıyken (fakirlere verilen sağlık karnesi) nasıl gazete sahibi olabildiğinin hesabını veremedin.


Büyük paralar gerektiren böyle bir yatırımın altına hangi maddi güçle girdin, daha bu sorunun cevabını veremedin.


Şunun derdine de bakın; Beni haberlerde göremiyormuş.


Sen kimsin ki beni haberde göreceksin. Sen ve senin gibi yeni yetmeler kısa pantolonla gezerken ben sokaklarda haber peşinde koşuyordum.


Sen önce haber yazmayı öğren sonra bana laf yetiştirmeye kalk.


Zavallı çocuk. Sen giderken ben geliyordum.


Askerliğiniz çok, daha bu bir şey mi, çok habere gideceksiniz.


Bizim de çıkmış bir haberi kullandığımızı söylemiş.


Kedi olalı bir fare yakalamış. Şeyinde bocuk bulmuş gibi sevinmiş garibim.


Doğru çıkmış haber. Arkadaşımız bilgiyi siteden alırken güncelleme tarihinden yanılgıya düşmüş.


Yazılarımı takip edenler bilirler, ben bizim hiç hatamız olmuyor demedim ki.


Böyle şeyler yanıltıcı durumlarda bizim de başımıza gelebilir ama sizin her gün defalarca yaptığınız bu hatalar bizde binde bir olur.


Sizin 100 hatanız olursa bizim en fazla 5 tane, taş çatlasa 10 tane olur.


Gerçi bunlar matematik de bilmezler. 5&[#]8217;i 10&[#]8217;u 100&[#]8217;den büyük zannederler.


Hata Hürriyet&[#]8217;te Milliyet&[#]8217;te de oluyor.


Hatasız gazete olmaz. Marifet en az hatayla çıkabilmektir, bunun için çaba göstermektir.


İşin acı tarafı ne biliyor musunuz; Acıma acınacak duruma düşersin derler ya işte aynen öyle.


İyilikten maraz doğarmış.


Ne kadar doğru bir söz.