Bir bankacı düşünün...

Görev yaptığı dört yıl boyunca, beş yıldızlı oteldeki süit odada kalıyor!

Hem bir değil, iki süit oda birden!

Demek ki, birinde bankacılık işlerini yapıyor, diğerinde özel işlerini!

Ama "ev taşımış" gibi devletten nakliye ücretini de alıyor!

Çok geniş bir aurası olduğu için etkisi, çevre il ve ilçelere uzanıyor!

Bir elektrikli araç firmasının kredisini ayarlıyor!

Hop, iki elektrikli araç alıyor!

Şehirde iki volta bile atmadan araçlarını nakite çeviriyor!

Kızı düğün yapıyor...

Tüm şube müdürlerine, banka müşterilerini arattırıyor!

Katılımcılara önceden ne takacaklarını sorduruyor!

Takıları anında nakte çeviriyor!

Mesela, içinden çay geçen ilçede faaliyet gösteren Amin Feryadi’ye kredi çıkartıyor!

Sonra krediyi yükseltmek için 20 adet iPpone telefon istiyor!

Hop, telefonları bozduruyor, nakite dönüştürüyor!

Deprem döneminde, iş insanlarından depremzedeler için "yardım" adı altında para alıyor!

Hop, paralar, kayınpederin hesabına aktarılıyor!

"Bankacı" değil "Azrail" gibi!

Hep alıyor!

Çocuğu PlayStation istiyor!

Açıyor bir müşteriye telefonu...

İstediği model PlayStation hemen geliyor!

Kadın iç çamaşırı satan bir müşterisinden eşi için çamaşır istiyor!

Adam, utana-sıkıla eşinin bedenini soruyor!

Bankacının rakamlarla arası iyi!

"Pat" diye söylüyor!

Çamaşırlar "küt" diye geliyor!

Günahını almayalım, çamaşırları belki de sevgilisi için filan alıyordur!

"Almadan vermek Allah’a mahsus" sözüyle hareket ediyor!

Ya bizim nitelikli dolandırıcının, bu bankacı ile çalışma şansı olmadı!

Keşke olsaydı!

Kimin, kimi dolandıracağını merak ediyorum!

Bu bankacı da, bizim nitelikli dolandırıcı kadar zeki!

Ama işte bunların ömürleri uzun olmuyor!

Nitelikli dolandırıcı gitti!

Bu da gidecek!

Ama gitmeden son partiyi vurmak istiyor!

Banka müşterilerini arıyor!

Onlardan para istiyor!

Hediye istiyor!

İnanılır gibi değil!

Uyanık kayınpeder!

İçinden çay geçen ilçede adamın biri, kafayı damadıyla bozuyor!

“Nasıl olur da ben bu damadı soyarım?” diye kafa yoruyor!

Oysa zaten adamın kızı, damadı soyuyor!

Hayır, illa o da soyacak!

Ama damat çok uyanık!

Üzerine bir şey almıyor!

Hep altına alıyor!

Kayınpeder, ilçenin belediye başkanına gidip kızı için iş istiyor!

Belediye başkanı, zengin bir adamın eşine niye iş versin ki?

Kayınpeder, kızını belediyeye işe koyacak!

Sonra kızı boşayıp damadın malına el koyacak?

Çok hassas bir konu!

Dikkatle izliyoruz!

Amin Feryadi!

Ya bizim Amin Feryadi, yurt dışında bir şirket kurmuş!

Şirket, karısının adına!

"İhracat yapıyorum" diye hava atıyor ama!

"İhracat yapıyorum" diye krediler kullanıyor!

Ne yaptığı belli değil!

Kendi ülkesine bile gidemiyor!

Buradaki gibi, orada da sicili bozmuş!

İçinden çay geçen ilçedeki önemli iş insanının soyadını verdiği kardeşi, gidip-geliyor ülkelerine!

Ya bunların ne işi var, içinden çay geçen ilçede?

Sonra öğreniyoruz...

Meğer, birini dolandırmışlar geldikleri ilde!

Biz Ramazan’a mı yaklaşıyoruz?

Ramazan mı bize yaklaşıyor?

Orasını anlayamadım!

Kıssadan Hisse: Avcı ile şahin...

Avcının biri, tuzak kurmuş; serçeydi, sakaydı, sığırcıktı, bıldırcındı, Allah ne verdiyse ağına düşürüp avlıyormuş.

Yoksul serçe de tam tuzağa düşecekken, gökte uçan bir şahin hemen ardına düşmüş, tuzağın içinde yakalamış küçük kuşu... Yakalamış ama bir de ne görsün! Kendi de tuzağa düşmemiş mi?

“Aman avcı,” diye yalvar yakar olmuş şahin, “Anan yahşi, baban yahşi güzel avcı! Ben seni bilmem, sen beni bilmezsin. Bir iştir oldu, tuzağına düştüm. Koyver beni gideyim. Sana şimdiye kadar bir kötülüğüm oldu mu?”

“Peki... Şu yoksul serçenin sana bir kötülüğü oldu mu?” diye sormuş vvcı...

Böyle demiş; ağını toplamış, şahin de içinde, sırtına vurup köyünün yolunu tutmuş.

Kıssadan Hisse: "Başkalarını korumak" demek, "kendini de korumak" demektir. Kendini korumak isteyen, başkalarını da korur.

Günün Fıkrası: Kıvırma sanatı...

Amerika'da bir süpermarkette, müşteri yarım kivi satın almak istiyor. Tezgahtar, bunun mümkün olmadığını söylüyor. Kavga çıkıyor. Tezgahtar, koşa koşa müdüre çıkıyor, "Efendim, hayvanın biri yarım kivi almak istiyor" der demez, şöyle bir arkasına dönünce, ne görsün... Müşteri arkasından gelmiş, ensesinde duruyor...

Tezgahtar, hemen müşteriyi işaret ediyor, "Bu beyefendi de diğer yarısını almak istiyor, efendim..." diyor.

Müdür, durumu anlıyor, adama yarım kiviyi mecburen verip gönderiyorlar.

Müdür, bir saat sonra tezgahtarı çağırtıyor:

"Tebrik ederim, çok zeki davrandın, iyi idare ettin. Nerelisin sen?

Tezgahtar: "Brezilyalıyım efendim..."

Müdür: "Amerika'ya niye geldin?"

Tezgahtar: "Brezilya cazip bir yer değil efendim, orada insanlar ya fahişe ya da futbolcu..."

Müdür: "Biliyor musun, benim karım da Brezilyalı..."

Tezgahtar: "Yaaaaaaaa öyle mi, yenge hangi takımda futbol oynuyor?"