Tam Gümeli Beldesi&[#]8217;nin arkası.
Dedemin eviyle karşı karşıya.
Sabah çardak kapsını açtık.
Salonda kahvaltı yapıyoruz.
Yayla tam karşımda.
Eteklerine güneş vurmuş.
Tepesi bulutlu.
Sordum;
- Neden böyle?
- Büyük dağın başı dumanlı olur.
- Neden?
- Çünkü bulutlara daha yakın. Hatta yüksek.
- Güneşe de yakın?!
- Büyük dağlar öyledir. Güneşi erken görür. Kışı erken görür. Yağmuru, fırtınayı, yeli. Hepsini en çetin yaşar. Duyguları doruğunda tadar.
- Küçük dağlarda kar olmaz mı?
- Olur. Her dağın yükü ayrıdır. Ufak dağların karı, az etekleri ıslak olur.
- Ya büyük dağlar?
- Yel vursa yıkılmaz. Karlıdır, güneşlidir, zaman zaman eser. Çoğu zaman başı dumanlıdır.
[*] [*] [*]
Şimdilerde Gümeli Belediye Başkanı Ahmet Saydam anlatıyor.
Yok yok.
Haykırıyor.
Yolumuz yok. İzimiz yok. Yol yapın.
Gümeli&[#]8217;de Yayla Turizmi yapalım.
Saydam&[#]8217;a kulak verelim.
Burada Kültür Turizm&[#]8217;e büyük iş düşüyor.
[*] [*] [*]
Başka bir konu.
CHP zaman zaman Gümeli&[#]8217;ye çıkarma yapıyor.
İlçe teşkilatları.
İl teşkilatı.
Hatta milletvekilleri.
Yolları görüyorlar.
Açıklama da yapıyorlar.
Ama sesleri cılız çıkıyor.
Gümeli yolunu yapmak iktidarın görevi.
Ancak her gün en yüksek sesle bunu hatırlatmak da CHP&[#]8217;nin vefa göstergesi olmalı.
Yoksa seçimden seçime.
Yazda gezmek için Gümeli&[#]8217;yi hatırlamak yanlış. Hem de büyük yanlış. Sözümüzde duralım. Sonra değişmeyelim.
[*] [*] [*]
Bektaşi bir gün eski dostlarından birine rastlamış. Evvelce, pek kılık kıyafet düşkünü olan bu dostunu şimdi pek mükellef bir kılıkta görünce garipsemişse de, bir şey sormaya lüzum görmemiş. Yalnız, onunla konuşu konuşa evine gitmek için:
- Azizim! Burada ne bekliyorsunuz? Buyurun, beraber gidelim. Hiç olmazsa eski günlerden konuşuruz; demiş.
Fakat adam bu teklifi kabul etmemiş:
- Beni affetseniz. Burada beklemeye mecburum; diyerek cevap vermiş.
Bektaşi nasılsa bir meraka kapılmış. Sormaya başlamış:
- Birini mi bekliyorsun, azizim?
- Evet. Eşeğimi getireceklerdi.
- Eşeği ne yapacaksın?
- Vallahi dostum, şimdi üç adım bile yaya gidemiyorum.
- Yaaa! Demek ki sen, eşek olmayınca üç adım bile gidemiyorsun, ha? Vah, vah, vah. Meğer ne kadar değişmişsin.