İçinden çay gezen ilçemizin belediyesinde çalışan kadın durmuyor!

Bekarken, belediyede bir müdür ile birlikteydi!

Evlendi, ilçede bir esnaf ile birlikte olmaya başladı!

Çay geçen ilçede yaşıyor ama ne hikmetse hep deryalarda yüzüyor!

Daha önce birlikte olduğu müdürün eşinin adı neyse!

Şimdi birlikte olduğu esnafın eşinin adı da aynı!

Olayı daha ilginç kılan bir şey var!

Esnafın karısı, sık sık yurt dışına çıkıyor!

Belediyede çalışan kadının kocası da sık sık yurt dışına çıkıyor!

Bunların "schengen vizesi" var!

Onlar yurt dışına çıkınca...

Esnaf ile belediye çalışanı kadın, hemen vizesiz birbirlerine giriyorlar!

Evli sevgililer, gümrük kontrolüne takılmışlar!

Esnafın eşi, belediyeyi basmış!

İlçede ortalık ayağa kalkmış!

Olayın duyulmasının ardından belediye çalışanı evli kadın, temizlik işlerine sürülmüş!

Ben, belediye başkanın yerinde olsam, bu kadın çalışanına, annesinin hatrına bakmam, birlikte olduğu esnafın kapısının önünü süpürttürürdüm!

Ya da birlikte olduğu esnafın oturduğu evin sokağına görevlendirirdim!

Görsün bakalım dünyanın dört bucağını!

Yok, yok hemen iş akdini feshederdim!

Kim seviyorsa, o versin maaşını!

Az daha okusaydın da, ormancı olsaydın!

Geçenlerde Devrek Orman İşletmesi Babadağı Şantiye Şefliği'nde; Babadağı Şefi Yasin Durak, Davulga Şefi Mehmet Göl, Bendere Şefi Kerem Dereli, Sarıgöl Şefi Yusuf Çetin, resmi kurum içinde alkollü eğlence tertiplemişler!

Eğlenceyi kaydetmişler!

Görüntüler, sosyal medyada yayıldı!

Ama orada “Çingen çalıyor/Kürt oynuyor” havası vardı!

Ama asıl görüntü o değil!

Başka bir görüntü var!

Bizim asıl konumuz, devlet görevlilerinin, resmi kurumda alkol almaları değil!

Bu basit bir sorun!

Asıl sorun, bu kadar adamın neden bir araya geldiği!

Bu müdür ile bu şefler, neden buluşmuşlar?

Daha derin, daha değerli konular mı vardı?

“Az daha okusaydın da, ormancı olsaydın” sözü gerçek mi oldu?

Biri bize açıklasın!

İl Sağlık Müdürlüğü–Devrek Kaymakamlığı...

Devrek'in Eğerci bölgesindeki Kuzca Köyü’nde yaşanan bir olay, beni derinden etkiledi.

Devrek’e 38 kilometre uzaklıktaki Kuzca Köyü’nde yaşayan 92 yaşındaki Nevzat Acar amcamız, evde sağlık hizmetinden yararlanıyor.

Sağlık görevlisi, sondasını değiştirirken, 92 yaşındaki Nevzat Acar’ın canı yanıyor.

Nevzat Acar, can havliyle, kadın sağlık görevlisinin elini tutuyor.

Sağlık görevlisi, “Ben, bir daha buraya gelmem” diyor.

Nevzat Acar’ın ailesi, Evde Sağlık Hizmet Birimi'ni arıyor.

Evdeki el tutma olayı bahane edilerek, aile ile şık olmayan konuşmalar yapılıyor!

Aile üzgün...

92 yaşındaki bir adam, can havliyse elini tutsa, ne olur?

Zonguldak İl Sağlık Müdürü Ertuğrul Güner’in bu konuya müdahil olacağını ve sorunu çözeceğine inanıyoruz.

Tabi ki, Devrek Kaymakamı Muhammed Evlice’nin de, 92 yaşındaki Nevzat Acar’ı ziyaret edip, ailesini dinlemesi gerekmiyor mu?

Konuyu takip edelim...

Bakalım ne olacak?

Kıssadan Hisse: Bir mutluluk hikayesi... 

Bir gün haşmetli bir kral, hayatının mutsuz bir döneminde, maiyeti ile şehirde sabah yürüyüşüne çıkar. Derken, insanlar arasında bir dilenci görür, haline azap ve elem duyarak yanına yürür.

“Dilenci, dile benden, ne dilersen. Birkereliğine, dileğini yerine getireceğim” der.

Meğer dilenci, alelade bir dilenci değil, kralın çocukluğunda öğretmenliğini yapan ve bazı gerçekleri söylediği için saraydan atılan akıl hocasıdır. Son bir ders vermek istemektedir, kendisini tanıyamayan kralına...

"Majesteleri, affedersiniz, saygısızlık olarak algılamayınız ama büyük konuşuyorsunuz. Sizin de gerçekleştiremeyeceğiniz dilekler, bazı şeyler olabilir" der.

Kral, gururuna yedirememiş ve öfkelenmiş:

"Sen kimsin ki, bana bunu söylüyorsun be adam. Ben, kudretli bir kralım, her şeyi yapabilirim. Sen, dileğini söyle de gör bakalım gerçekleştirebiliyor muyum?"

Dilenci:

"Nasıl isterseniz kralım... O zaman elimde tuttuğum bu çanağı servetle doldurunuz."

Kral, hemen vezirlerine buyurmuş. Vezirler yanlarındaki büyük keselerden çanağa altın dökmeye koyulmuşlar. Ne var ki, çanak altınla doldukça, aynı anda boşalıyor, içerisine dökülen altınları yok ediyormuş. "Altınlar, elmaslar, yakutlar ve zümrütler" derken, gümüşler ve bakır sikkelerle kral elindeki bütün hazinesini çanağa hırsından döktürmüşse de nafile... Çanak, yine karşılarında yeni altınlar beklercesine bomboş duruyormuş. Kral, sonunda mağlubiyeti kabul ederek, "Sen kazandın dilenci... Çanağı dolduramadık. Ama sana bir sorum var. Bu çanak neden yapılmış? Yani hammaddesi nedir ki?" der.

Dilenci, sorulmasını beklediği soru karşısında gülümseyerek ve vakur bir biçimde cevap vermiş:

"Bu çanak, majesteleri, insanoğlunun istek ve ihtiyaçlarından yapılmıştır. İnsan, hiçbir zaman sahip olduğuyla yetinmez, hedeflediği ve hayal ettiği her şeyi elde ettiği anda, zihni onu unutur, uzaklaştırır ve yeni istekler ve ihtiyaçlar yaratır kendine... İnsan aklı, mükemmel bir hizmetkar olsa da berbat bir efendidir. Bu yüzden, mutluluğu zihnine inanarak dışarıdaki isteklerinde arayan insanoğlu, asla tam olarak mutlu olamaz. Bu yüzden, sizden dileğim, mutluluğu kendi içinizde aramanızdır."

Hisse: Mutluluk, uzak bir tepenin üzerindeki güzel rayihalarla bezeli gül bahçeleri içinde inşa edilmiş bir sırça köşk değildir. Mutluluk, hayat yolunun atomu olan ve ismine "an" dediğimiz en küçük zaman dilimlerinin, yani gerçekte var olmayan o sırça köşke giden yolun ta kendisidir.

Bir söz vardır:

"Öldükten sonra unutulmak istemiyorsan, ya okunmaya değecek bir şeyler yaz ya da yazmaya değecek bir şeyler yap…"

İyi geçirilmiş bir günün, mutlu bir uyku getirmesi gibi, iyi yaşanmış bir hayat da mutlu bir ölüm getirir. (Alıntı)