Tersten gidelim.
Cep telefonu yok.
İnternet yok.
Telefon.
Televizyon yok.
Elektrik yok.
Çocuğa ait ayrı oda yok.
Radyo var.
Saatli çalar.
Akşamları...
Ajanslar dinlenir.
Sonra ardından bir iki kısa dalga...
Müzik al yazmalım gibi vurur yüreğe.
Bağlamanın teli değil.
Sanki yüreğinden bir damar çekmiş aşık...
Ona vuruyor.
Titrer için.
Sonra yatar uyursun.
Sabah gün ışımadan kalkarsın.
[*][*][*]
Şimdi anlıyorum.
Neden erken yatar.
Erken kalkarlar.
Meşhur söz vardır bizde.
Akşamın hayrından, sabahın şerri iyidir.
Yatsı kılınır yatılır.
İmsak girmeden kalkılır.
Öyle ya...
Her ayda üç gün oruç var.
Başta...
Ortada.
Sonda...
Yetmedi...
Yıl görgüsü gelir.
Sorarlar cemaate...
48 Perşembe hak mı?
Hak...
O zaman 48 Perşembe orucu var.
Dört Perşembe ramazan ayına denk geliyor.
Pazartesiler var.
Teheccüd var.
Duha var.
Hepsinden öte...
Altın vakit var.
Sabah 5-8 arası...
Japonlar uyanır.
Çalışkanlar ya...
Onun için yazıyorum.
İmreniyoruz ya...
Yahudiler uyanır.
Hristiyanlar uyanır.
Museviler uyanır.
Bizim dinimiz öyle emrediyor.
İnanmıyorlar.
Yaşıyorlar.
İnkar ediyorlar.
Yapıyorlar.
Biz ne yapıyoruz?
İnanıyoruz.
Taklidi iman sahibiyiz.
Yapmıyoruz.
Nedir taklidi iman.
İslam fıtratı üzerine doğduk.
Sonra anne babadan gördük.
Biz tahlil edip inanmadık.
Bir nevi dinimiz kültürümüz oldu.
Onları da beğenmedik.
Eski kafa dedik.
Geri kalmışlık dedik.
Bu çağda bunlar olur mu dedik.
Dedik de dedik.
Kendimize yeni bir inanç sistemi uydurduk.
Aman dünyaya bir daha mı geleceğiz.
Yiyeceğiz.
İçeceğiz.
Gezeceğiz.
Eğleneceğiz.
Altın vakitte yatıp uyuyacağız.
Hani rızkın gökten yeryüzüne indiği vakit.
Tabiri caizse meleklerin fellik fellik rızık dağıtacak kişi aradığı vakit.
Ne oldu?
Büyükler öldü gitti.
Çalışan diğer milletler yürüdü gitti.
Biz de kendimizce eğleniyoruz.
Başkalarının oluşturduğu gündemleri takip ediyor.
Üstelik bilirkişiyiz, şikayet ediyoruz!