Bu köşede, gazetecilik mesleğimin en güzel, en verimli dönemlerini yaşadığımı yazıyorum.
Bazıları, ironi yaptığımı sanıyor!
Bırakın Pusula Gazetesi’nin sahibi olmayı, bu gazetede köşe yazmak bile Allah’ın bana çok büyük bir lütfudur.
Yazdığın her haberden ses geliyorsa....
Yaptığın her yorum fırtınalar kopartıyorsa...
Sen yazıyorsun, ulusalda patlıyorsa...
Ben, daha ne isteyebilirim ki?
Bize, sonuç alamadığımız bir haber, bir yorum söyleyebilir misiniz?
Söyleyemezsiniz...
Belki bir-iki tane vardır!
Ama onların da zamanı gelmemiştir!
Bekleyin...
Aylarca yazdıkları il başkanının görevden alınmak yerine asaleten atanmasını görmek zorunda kalan gazetecilerin görev yaptığı şehirde, Pusula’da yazmak onurdur.
Aylarca yazdıkları il müdürünün görevden alınmak yerine daha üst bir göreve atanmasını acı içinde seyretmek zorunda kalan gazetecilerin görev yaptığı şehirde, Pusula’da yazmak şereftir.
Aylarca yazdıkları ilçe müdürünün görevden alınmak yerine asaleten atanmasını görmek zorunda kalan gazetecilerin görev yaptığı bir şehirde, Pusula’da yazmak bir nimettir.
Bunlar; bırakın il başkanı, il müdürü, ilçe müdürü, memurlarla uğraşıyorlar!
Biz ise; vali, milletvekili, il başkanı, il müdüründen sonra portföyümüze yeni bir görev ekledik.
Biraz sabırlı olursanız, açıklarız.
Ne kadar acele ediyorsunuz!
Zonguldakspor Futbol Kulübü’nün başkanı kim?
Zonguldak Kömürspor yerine "Zonguldakspor Futbol Kulübü" kuruldu!
Federasyon "Zonguldak Kömürspor" adını "Zonguldakspor Futbol Kulübü" olarak değiştirmiş!
Ama bakıyoruz, Zonguldak’ın spor basını “Zonguldakspor Futbol Kulübü Başkanı Harun Demir” yazıyor!
Türkiye Futbol Federasyonu’nun resmi internet sitesinde, Zonguldakspor Futbol Kulübü’nün başkanı olarak "Hakan Hürfikir" görülüyor!
Bu kadar alavere-dalavere işlere ne gerek var?
Zonguldakspor Kulübü’ne bağış yaptığı söylenen bazı isimler var!
Basında bağış yaptığı söylenen kişiye, “Sen, Zonguldakspor Futbol Kulubü’ne 30 bin lira bağış yaptın mı?” diyorlar!
Bu kişi, yemin-billah, Zonguldakspor Futbol Kulübü’ne bağış yapmadığını söylüyor!
Şimdi bir kere kafamız karıştı!
Kaç tane "Zonguldakspor Kulübü" var?
Kaç tane "Zonguldakspor Başkanı" var?
Kendi adına ticaret yapamayan insanların Zonguldakspor Kulübü’nde ne işi var?
Koca bir kenti temsil eden kulübün idari yapısında bu kadar karışıklık neden var?
"Zonguldakspor para kazansın" diye çerin-çöpün içinde gıda fuarı açılmasına ne gerek var?
Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, “Ben; sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklısını severim” demişti.
Bu söz, yöneticiler için geçerli değil mi?
Sporcular, Atatürk’ün dediği gibi olursa, yöneticiler de öyle olmalı!
Bazı yöneticiler; zeki, çevik ama aynı zamanda ahlaklı değil!
Ya para alıyorlar, aldıkları parayı kulübe bildirmiyorlar!
Ya da para almıyorlar, almış gibi algı yaratıyorlar!
Bugün para için Zonguldak meydanında çer-çöp içinde gıda satışına destek verenler, yarın şike-teşvik-illegal bahis işine de göz yumarlar!
Duyuyoruz...
"Zonguldakspor’a para verecek" diye, "verdi" diye, "veriyor" diye türlü türlü işler oluyor!
Az olsun, öz olsun, temiz olsun!
'Fethi kabir' kararı var mıydı?
Dün, bu köşede bu satırları yazdık...
“Geçenlerde yaşlı bir kadın, Zonguldak’ta defnedilmiş.
Selalar verilmiş, namazlar kılınmış, dualar edilmiş.
Ama ne hikmetse, ertesi gün kadının cenazesi mezardan çıkartılmış, başka bir şehre götürülüp orada toprağa verilmiş!
Şimdi insanın aklı karışıyor!
Kadını, Zonguldak toprağı mı kabul etmedi?
Yoksa ailesi, Zonguldak’a defnedilmesini mi kabul etmedi?
İsteyen istediği gibi mezar açıp, cenazeyi çıkartıp, başka bir şehre götürebiliyor mu?
Bunun bir yasası, düzeni yok mu?”
Arayan-soran, arayıp-soramayan, merak eden bir sürü kişi aradı!
Evet, Zonguldak’ta bir gün önce defnedilen cenaze, ertesi gün çıkartılıp başka bir şehre gitti!
Öyle Bartın, Karabük, Kastamonu filan değil!
Çok daha uzağa gitti!
Cenaze sahiplerinden bir ses çıkmadı!
Gerçekten merak ediyoruz!
Bu kadını mezardan neden çıkardınız?
Başka bir şehre neden götürdünüz?
"Fethi kabir" kararı var mıydı?
Yoksa kafasına göre bir işlem mi yapıldı?
Kıssadan Hisse: Din de sabun gibidir...
Dine pek inanmayan bir sabun imalatçısı, bir gün konuşmakta olduğu bir hocaya, “Sizin anlattığınız dinin dünyaya bir faydası olsaydı, insanlara bir iyilik getirseydi, aradan geçen bunca zamana rağmen hala kötülük ve kötü insanlar kalır mıydı?” der.
Hoca efendi, adamın yüzüne şöyle bir baktıktan sonra, “Senin yaptığın sabunlar da bir işe yaramıyor anlaşılan. Zira bir işe yarasaydı, ortalıkta hâlâ kir ve pislik kalır mıydı?" der.
Sabuncu itiraz eder:
“Adamlar sabun kullanmıyorlarsa, benim suçum ne?”
Hoca efendi, hemen taşı gediğine koyuverir:
“Peki, insanlar dinin getirdiklerine uymuyorlarsa, dinin suçu ne? Eğer dinin kuralları uygulanırsa ve her alanda dine uygun yaşanırsa, tüm dünyaya iyilik ve düzen gelir."
Günün Fıkrası: Hanım düzgün dur...
Yaşlıca bir Rum kadıncağız, sanık kürsüsünde durmaktadır. Duruşma uzadıkça uzar. Kadıncağız, şişmanlığı ve ilerlemiş yaşı sebebiyle, mahalle karısı misali, tanık kürsüsüne yaslanıp belini bükerek ağırlığını bir tarafa vererek durur.
Bu durumu gören hakim (ki sertliğiyle tanınan bir hakimdir), “Hanım, düzgün dur!” diye uyarır. Beş dakika sonra kadıncağız, dikilmekten yine yorulur, bu sefer ağırlığı öbür tarafa vererek bükük durur.
Hakim, “Hanım düzgün dur!” der.
Kadıncağız, tekrar toparlanır. Bu olay birkaç kere tekrarlanır. En sonunda hakim yine, “Hanım, düzgün dur!” değince, kadıncağız lafı patlatır:
"Aaaa yeter bea! Mahkeme mi yapıyoruz, fotoğraf mı çektiriyoruz?"