Diyorlar ki:


“Basın, Zonguldak’ın siyasetçilerinin, yöneticilerinin önüne geçti.”


“Zonguldak’ın sorunlarını yöneticiler değil, basın belirliyor.”


Bu konuda basının mütevazi davranmasına gerek yok.


Evet, son dönemde büyük ölçüde öyle oluyor.


Acı, ama gerçek.


Pusula’da bu bağlamda sadece görevini yapmaya çalışıyor.


Ve o kadar çok sorun var ki, hepsini sürekli olarak işlemek, gündemde tutmak, hatırlatmak istiyoruz.


Ama biz en fazla yazabiliriz.


Basın, en fazla yazıp, yorumlayabilir.


Bazen okurlarımız çatacak kişi, kurum ve yönetici bulamayınca, yolda bize çatıyor.


Halk kentteki yöneticilerden, siyasi temsilcilerden ümidini kesmiş.


Çünkü basiretsizlik hastalığı o kadar yaygınlaşmış ki, siyaset, bürokrasi ve sivil otoriteden oluşan üçgenin içi bomboş kalmış.


Pek çoğu her ne kadar kendi görev alanında en iyisini yaptığını söylese de senkron tutmuyor.


Birilerinin çıkıp bu uçları düğümlemesi gerekiyordu yıllardır.


Ama olmadı.


Olmadığı için de işler uzadı.


Zonguldak kaybetti.


Kimisi maaşının hesabını, kimisi kazancının hesabını, kimisi ise, ihtirasının hesabını yapmakla vakit geçirdi bu kentte.


Durum hala öyle…


Kızan kızsın, alınan alınsın.


Konuşan çok, ama icraat yok.


Olan icraatlar da yarım yamalak.


Söylemlerin ve eylemlerin çoğu soyut...


Temenniden öte geçmiyor.


Temenniyle sorunların çözülmeyeceğini bilmezden gelenler var.


Pek çok toplantılarda yapılan sembolik konuşmalar artık baydı.


Birileri kürsüde konuşurken, arka sıralardaki homurdanmaların bir nedeni var.


O toplantıların pek çoğu somut çözümlerin konuşulduğu ve sonuç alındığı toplantılar olmaktan çıktı, ilköğretim öğrencilerinin temsil günlerine döndü.


Zonguldak bu değil.


Değildi!


Zonguldak bu olamaz.


Olmamalı.


Tüm bunlar, nedenleri ve sonuçları kıyaslandığında basiretsizliğin boyutunu gösteriyor.


Çözüm için herkesin birbirine ihtiyacı var.


Medya onlardan sadece biri…


Ama bu kentin sorunlarını çoğunlukla medya gündeme getiriyor, olayları sürüklüyor, medya gündeme getirdiği için bazı şeyler tartışılabiliyorsa; kentin, siyasi, mahalli, kamu ve sivil otoritesi sınıfta kalmış demektir.


Sivil toplumu sınıfta kalmış demektir.


Bu sorunların en başında ise, yerel yönetimler var.


Kentin sahibi olan Belediye Başkanları…


Mesela Zonguldak Belediye Başkanları; otorite sahibi, adaletli, samimi, gerçekçi, çözüm üretme kabiliyeti yüksek, yenilikçi, çözümleyici ve cesur bir isim olsaydı, zaten o senkronu yakalamak mümkün olabilirdi.


İktidar olsun, muhalefet olsun kentte pek şey değişir, gelişirdi.


Bizler de sorunlar çözülsün diye kendimizi bu kadar parçalamak zorunda kalmaz, bunca hantal bürokrat ve siyasetçi ile uğraşmak zorunda kalmazdık.


İşte Zonguldak’ın en büyük ihtiyacı…


Adam gibi Belediye Başkanı!



Aşcı’dan “dolmuşçu” tespiti!


Yaşanan dolmuşçu krizi nedeniyle üstat Namık Aşcı’dan farklı bir öneri geldi.


Şöyle diyor özetle:


“Zonguldak-Kozlu arasında yolcu taşımacılık işini Kozlu Belediyesi ile dolmuşçular yapıyor.


Zonguldak Belediyesi ve Zonguldak’ta farklı mahallelere yolcu taşıyan dolmuşçular, Kozlu’ya yolcu çekmiyor.


Ama buna karşın Kozlu’ya yolcu taşıyan dolmuşçular, Zonguldak’taki dolmuşçuların güzergahından geçerken yolcu alıyor.


Kavga da hiç bitmiyor.


Yıllardır böyle geldi.


Kozlu sahil yolundan yolcu taşıyan Kozlu Belediyesi veya alt firma çok rahat şartlarda kolay gelir elde ediyor.


Zonguldak’taki firma ise, dağ-bayır demeden yolcu taşıyarak, para kazanmaya çalışıyor.


Bu tabloya göre, Kozlu Belediyesi’nin ve Kozlu esnafının Zonguldak’a yolcu taşıma hakkı varsa, Zonguldak Belediyesi ve Zonguldak esnafının da Kozlu’ya yolcu taşıma hakkı olmalı.”


Aşcı’nın bu tespiti akla başka sorular getirir.


Böyle bir uygulama ve düzenleme olursa, Kozlu pirince giderken evdeki bulguru da paylaşmak zorunda kalabilir.


Bu öneri sanırım birileri tarafından İl Trafik Komisyonu’na getirilir.



Teşekkürler Muharrem Bey!



Zonguldak Belediye Başkanı Muharrem Akdemir, göz göre göre kesilen kordonboyundaki 40 yıllık söğüt ağacıyla ilgili “özür ağacı” dikiyor.


Günlerdir herkes bir şey söylüyor.


Başkan, taşeron firmanın işçisini ve işletmeciyi, işletmeci ise, Zonguldak Belediyesi’ni suçlamıştı.


Başkan, “Budamak için göndermişiz. Ama ağacı dibinden kesmiş” diyor.


İşletmeci ise, o saatte orada olmadığını belirterek, “Ben budanmasını istemiştim. Keserken kime sordunuz?” diyor.


Belli ki, arada başka bir müdahale var.


Elbette Başkan’ın böyle bir şeyin talimatını vermesi mümkün değil, ama işin komik tarafı, olayın nasıl geliştiğinin tam olarak anlatılamamış ve anlaşılamamış olması.


Başkan, “Birkaç güne kadar oraya daha büyük ağaç dikeceğim” diyor.


Bir anlamda “özür ağacı”.


Ama hala anlaşılmayan bir şey var.


O söğüt neden kesildi?


Belediye böyle bir hataya nasıl ortak oldu?


Ve Başkan’ın oraya dikileceğini ağaç, söğüt mü, yoksa başka bir ağaç mı?