Geçen haftaki &[#]8220;1 Mayıs ve CHP&[#]8221; başlıklı yazıda, ülkede şartların çok uygun olmasına rağmen solun umut olamadığını, yeterince oy alamadığını; nedenlerini de bir sonraki yazımda anlatacağımı söylemiştim. Okurlarımdan ricam, bu yazıya başlamadan önce &[#]8220;1 Mayıs ve CHP&[#]8221; başlıklı yazımı tekrar okumaları.

Bu seri, üç yazıdan oluşacak.

Bugün, yani ikinci yazıda, solun yeterince büyüyememesinin, iktidar olamamasının nedenlerini tartışacağız.

[*] [*] [*]

Aşağıdaki düşünceler, sadece CHP&[#]8217;nin temsil ettiği söylenen &[#]8220;sosyal demokrasi&[#]8221; için değil, &[#]8220;genel anlamda sol&[#]8221; siyaset içindir.

Bugün sol, neden yeterince güçlü değil?

Bu konuda solun kendi içinde dillendirilen iki tez, daha doğrusu iddia var:

&[#]8220;Bu halka ne verdik ki, ne isteyelim. Halka gitmek lazım, ona anlatmak lazım. Biz bu çalışmaları yeterince yapmadık. Mesela, köylere seçimden seçime gidiyoruz...&[#]8221;

&[#]8220;Bu halk bizi anlamıyor, anlamaz da. Zaten o; bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam. Cahil kesim çoğunlukta oldukça, biz iktidar olamayız&[#]8230;&[#]8221;

[*] [*] [*]

Bu iki iddia da, içlerinde kısmi doğrular taşımasına rağmen temelden yanlış. Neden mi?

1- Biz bu halka ne verdik ki, ne isteyelim&[#]8230;

Solcular, sosyalistler, devrimciler bu halk(!) için ne vermediler ki?

Önce kendisine, ailesine, çocuklarına harcaması gereken zamanı; emeği, ezilenlerin kurtuluşu için verilen mücadelede harcadılar.

Yetmedi, paralarını, maddi varlıklarını, bu varlıkları kazanma ihtimalini harcadılar.

Yetmedi, mesleklerini, kariyerlerini feda ettiler.

Yetmedi, &[#]8220;mevcut düzeni ezilenlerden yana değiştirmeye çalışmak&[#]8221; suçunu işlediklerinden uzun yıllar mahpus damlarında yatarak, ömürlerini verdiler.

Yetmedi, işkence tezgâhlarında; canları, namusları, onurları, aşağılık işkencecilerin insafına rehin kaldı.

Bunlar da yetmedi, kalan tek şeylerini, yani canlarını verdiler.

Bu ülke daha kurulurken, Ulusal Kurtuluş Savaşı&[#]8217;na destek olmak amacıyla gelen Türkiye Komünist Partisi Başkanı Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı, Karadeniz&[#]8217;de bir takada hunharca bıçaklanarak, azgın dalgalara atıldılar. (Tarih: 28-29 Ocak 1921)

O günden bu yana Türk solunun &[#]8220;bir yanı deryada çalkanır&[#]8221; hala!

Bu güne kadar, hain, pusularda, ırkçıların-polislerin namlularında, işkence tezgâhlarında, darağaçlarında, yerinde infazlarda, ölüm oruçlarında, işçi grevlerinde, en masum kitle gösterilerinde, Çorum-Maraş-Bahçelievler-1 Mayıs 1978-Sivas-16 Mart Beyazıt gibi katliamlarda kaç can verdiler?

Sayamazsınız.

Ama inanın, sadece isimlerini yazsanız, beş yüz sayfalık bir kitaba sığdıramazsınız.

İsim saymak, sayamadıklarımıza haksızlık olur.

Daha ne verecek solcular bu halk için, söyler misiniz?

Bunca fedakârlık niçin yapıldı?

Makam, para, rütbe, ödül için mi?

Hadi canım sende!

Tabii, bu arada; bıkmadan, usanmadan anlattılar, anlattılar, anlattılar&[#]8230;

Yani verdiklerinde eksiklik yok, fazlalık var.

Bu iddiada belki doğru bulacağımız yan nedir? Halkla ilişkide teorik ve pratik hatalar, eksiklikler var mıdır? Evet, var, ama bunu ileride anlatacağım.

[*] [*] [*]

2- Bu halk bizi anlamıyor&[#]8230;

Bu iddia; kolaycıların, fildişi kuleden bakanların iddiası... Üstelik çirkin, haksız bir söylem&[#]8230;

Bir kere &[#]8220;halk&[#]8221;, soyut ve karmaşık bir kavram&[#]8230; Halk kavramının içine kim girer, kim girmez, tartışılır. Rahmetli Erbakan bile şöyle demişti:

&[#]8220;Halk dediğin nedir, pazaryerindeki kalabalıktır.&[#]8221;

Gerçekten halk; sosyolojik bir kategori, katman değildir. Olmayan bir kitlenin seni anlamaması da saçma bir iddiadır.

Sosyolojik ya da bilimsel açıdan bakarsanız, toplumda sınıflar ve bu sınıflar arasında ara katmanlar vardır. Toplum, aslında iki ana sınıftan oluşur: Üretim araçlarına (fabrikalar, tarlalar&[#]8230;) sahip olanlar, yani kapitalistler; üretim araçlarına sahip olmayanlar, emeğini satarak yaşayanlar, yani işçi sınıfı, emekçiler&[#]8230;

Bu kaba ayrışım yanında, komprador burjuvazi, sanayi-ticaret burjuvazisi, küçük burjuvalar, feodal beyler, işçiler, memurlar, teknokratlar, köylüler, marabalar, az topraklı köylüler, lümpen proleterler&[#]8230; gibi katmanlar var.

Sizi bunlardan hangisi anlamıyor?

Siz kime sesleniyorsunuz, kimden yanasınız?

Bu sorulara doğru yanıt verdiğinizde, doğru çözüme yaklaşırsınız.

Yani halk değil, sınıflar var. Sorunlara da, çözümlere de sınıfsal açıdan bakacaksınız

[*] [*] [*]

BAŞARISIZLIĞIN NEDENLERİ

1- Sosyalist sistemin çöküşü&[#]8230;

1991 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) dağıldı. Süreç sonunda sosyalist devlet kalmadı. Sosyalizmin, kapitalizm karşısındaki bu dönemsel yenilgisi moral çöküntüsüne yol açtı. Genel anlamda solun umut olma özelliği azaldı

2- Sol kadro ve düşünürlerin yeni döneme uygun politika üretememeleri&[#]8230;

Sosyalist sistemin çöküşü ile sol kadrolar da demoralize oldular. Adeta yıkılan Berlin duvarının altında kaldılar. Yeni döneme uygun teorik ve pratik yenilenmeyi başaramadılar.

Bu savrulmanın en açık örneği, bizim ülkemizde yaşandı. Sınıf gözlüğünü düşüren bazı aydınlar(!) AKP&[#]8217;nin kuyruğuna takıldılar, kullanıldılar.

&[#]8220;Taraf Gazetesi&[#]8221; olayı ve &[#]8220;Yetmez, ama evet&[#]8221; diyerek, referandumda AKP&[#]8217;ye destek olan bazı sosyalistler(!) bunun somut örneğidir. Yani imam bile kabahat işlerken, cemaate kızmaya hakkımız yok.

3- Ezilen sınıfın bugünkü hali&[#]8230;

Peki, uğruna mücadele edilen kitlelerin hiç mi suçu yok? Var elbette.

Emekçiler, &[#]8220;sınıf&[#]8221; olduklarını bilseler, sorun da kalmayacak.

Ama garibim ne yapsın? &[#]8220;Sınıf olduğunu anlamasın, bilmesin&[#]8221; diye yapılmadık şey yok.

Egemenlerin ellerinde olağanüstü propaganda olanakları var. Basın, TV ve interneti kullanarak insanları adeta mutasyona-değişime uğrattılar.

Kaldı ki, resmi ideoloji de topluma enjekte ettiği &[#]8220;sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitleyiz&[#]8221; sloganı da bu amaca hizmet eder.

Küresel ve yerel egemenler insanları &[#]8220;kurtuluş yok tek başına&[#]8221; anlayışından, &[#]8220;kır şişeyi, dön köşeyi&[#]8221; noktasına getirdiler.

Birinci anlayış, &[#]8220;birlik-dayanışma-birlikte mücadele&[#]8221; gerektiriyordu. Yani, &[#]8220;toplumcu düşünce&[#]8221; hakimdi.

İkincisi ise, &[#]8220;Yeter ki sen kazan, kendi gemini yüzdür. Bu yolda namus dahil her şeyden taviz verebilirsin&[#]8221; sonucunu doğurdu. Yani &[#]8220;bireysel düşünce&[#]8221; öne geçti.

[*] [*] [*]

Sonuçta sol; yeni düşünce üretmede zorlanan, ezilen sınıfla bağı azalmış, çember dışına çıkmakta zorlanan bir düşünce akımı haline geldi.

Tüm bu nedenlerle, solun yeşerip boy vereceği toprak da azaldı. Peki, bu aşılamaz mı?

Bunu da haftaya tartışalım.

[*] [*] [*]

Bu tavanın tüm balıklarına esenlikler dilerim&[#]8230;