Şöyle başlamıştı o yazı:


“Zonguldak’ta pek çok şey kötüye giderken, futbol umut olmuştu.


Bölgesel Amatör Lig (BAL) 6’ncı Grup’ta şampiyonluk mücadelesi veren temsilcimiz Zonguldak Kömürspor, dünkü son maça kadar umut aşılıyordu, Zonguldak’a.


Kömürspor’a beraberlik yetiyordu.


Adliyespor ise, kazanmak zorundaydı.


İkisinden biri şampiyon olacaktı.


Oysa bir hafta önce şampiyonluğunu ilan etmek üzereydi Gerede’de.


Ancak oradan yenilgiyle dönülmüş ve son maça kalmıştı her şey.


Zonguldak, dün tarihi günlerden birini yaşadı.


Binlerce insan stadyumun yolunu tuttu.


Dertlerini, tasalarını kısa süreliğine unutup şampiyonluk kutlamasına katılmak için doldurdular tribünleri.


Kapılar kapandı.


Yüzlercesi dışarıda kaldı.


Olmadı, kapılar kırıldı.


Canları pahasına duvarlara tırmandılar.


O duvarlardan düşüp kollarını, bacaklarını kıranlar oldu.


Polisler yaralandı.


Düdük çaldı.


Maç başladı.


Olağanüstü bir atmosfer vardı.


Zonguldak, kendisini hatırlamıştı adeta.


İlçelerden, caddelerden akan insan seli muhteşemdi.


Heyecan, umut, tavan yapmıştı.


Kentte kötü giden şeylerin aksine bir şampiyonlukla teselli bulacaklardı.


Mutlu olacaklardı.


Gelen ilk gol ile umutlar hepten yeşermişti.”



Şöyle devam etmişti:


“Takım savunmada kaldıkça, Adliye, üzerimize geldi.


Zonguldak’ın umutlarının üzerine üzerine geldi.


Tribünlerdeki 15 bin seyircinin üzerine üzerine geldi.


Stat dışındaki binlerce insanın üzerine üzerine geldi.”



Ve şöyle bitmişti:


“İnsan selinden geriye gözyaşı seli kaldı.


Yüzler asıldı.


Yüreklerdeki öfkeler kabardı.


Hayal kırıklığına uğramış, uğratılmış binlerce insan, ağzında küfürlerle sokaklara taştı.


Şiddet o kadar fazlaydı ki, yaşananların savunulabilecek bir tarafı yoktu.


Bin hüsran, bin şüpheyle aktı seyirci caddelerden…”



Zonguldak için futbolun sadece futbol olmadığı o maç sonunda yaşanan üzüntüyle gördük, yaşadık.


Ezilen, küçülen, yok sayılan, ötelenen Zonguldak’ın güzel hayallere ihtiyacı vardı.


Bir karşı duruşun, toplumsal isyanın ve duygu orgazmının buluşma noktasıydı geçen sene yaşadıklarımız.


Ve biz kent olarak bu karşı duruşu, ancak futbolda sağlayabiliyorduk.


Politikacıların kenti bölen, hizmeti, değerleri bölen, insanları düşman eden tavırlarının çok üstünde, kentin önünü kapatan bürokratların, sorumsuz ve tabeladan ibaret STK’lara bir isyanın yansımasıydı o gün yaşananlar.


Tepki, sadece sahadaki sonuca değildi.


Bu kentin siyasi temsilcilerine, idarecilerine ve bu ruhu satanlaraydı!



Aradan bir yıl geçti.


Ve bu kent, futbolun yanına bunca nedeni koyarak bir kez daha sarıldı takımına.


Hayaller kurdu.


Ve yeni bir Adliye vakasının yaşanmasından endişe ediyorduk.


Neyse ki, bu yıl takımından hocasına, seyircisinden yöneticisine herkes daha dikkatli, daha özenliydi.


Ve Zonguldak Kömürspor, Ankara Cebeci Stadyumu’nda Sivas Zara Belediyespor’u 2-0 yenerek müthiş bir sevinç yarattı.


Öyle bir sevinç ki, futboldan öte…



İşte Zonguldak’ı diğer kentlerden farklı kılan o ruh.


Her kesimden 15 bin civarında Zonguldak taraftarını, Ankara’da bir futbol stadyumunda buluşturan nedenin temelinde aslında görünmeyen, gösterilmeyen o kentlilik ruhuydu.


Kentin diğer meselelerinde bir türlü ortaya çıkmayan, çıkarılamayan ve çıkarılmasına müsaade edilmeyen o kent ruhu.


Uzun lafın kısası, Zonguldaklılar bu ruhu diğer tüm ortak sorunlarında, taleplerinde korkmadan, üşenmeden ortaya koyabilseydi, her şey çok daha güzel olacaktı.


Zonguldaklılar; hayati sorunları için de Ankara’ya gidebilselerdi, safı ne olursa olsun, politikacılara teslim olmasalardı, sorunlara da top gibi, futbol gibi bakabilselerdi belki çok şey değişirdi.


Şüphesiz Zonguldak her yönüyle çok daha yaşanabilir bir kent olurdu.


Futbolda çok daha iyi durumda olabilirdi.



Bu başarıyı sağlayanlar belli.


Bu başarıda emeği olanlar belli.


Umarız hiç hak etmeyenler sahiplenmeye kalkmaz.


Başta futbolcular olmak üzere Kulüp Başkanı Süleyman Caner ve yöneticileri, taraftarları ve takımı Ankara’da yalnız bırakmayan herkesi kutluyoruz.


Buradan doğru sonuç çıkarabilirsek, ne mutlu bize…



Dertli bir isimdi…



Murat Ayanoğlu…


Devrek-Gökçebey Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ayanoğlu, Yapı Kredi Bankası Zonguldak Şubesi eski Müdürlerindendi.


İşadamıydı.


Devrekliydi.


Murat Ayanoğlu, bunların ötesinde Zonguldak’ın sevilen değerli bir ismiydi.


Onu değerli kılan pek çok etken vardı elbet.


Ama bizim nazarımızda onu değerli kılan yönlerinden biri, Zonguldak sevdalısı olmasıydı.


Zonguldak’ın dertleriyle dertlenmesiydi.


Bazen işinden, gücünden, ailesinden fazla kafa yorardı Zonguldak meselelerine.


Zonguldak Platformu’nda bir süre beraber çalıştık.


Ve rahmetli Ayanoğlu’nun bu yönlerini o günlerde yakından gördük, yaşadık.


Rahmetli Veysel Atasoy döneminin yakın tanıklarındandı.


Siyasi yelpaze içinde herkesle güzel ilişkisinin yanında olanları-olmayanları, yapılanları-yapılmayanları sorgulamaktan geri kalmıyordu.


Ne zaman karşılaşsak, Zonguldak’ın hizmet ve yönetimsel yönündeki bir sorununu paylaşıyor veya o konuda fikrimizi soruyordu.


Dernekçilik anlamında hizmetleri oldu.


Kent adına bir tavrı vardı.


Hizmet adına tavrı vardı.


Devrek-Gökçebey adına bir tavrı vardı.


Samimiyet adına bir tavrı vardı.


Kısacası, kente, insanlara duyarlıydı.


Belki büyük hayal kırıklıkları vardı kente dair.


Ancak yine de ümitliydi.


Güzel insandı Ayanoğlu.


Son dönem görüşmek mümkün olmadı.


Sağlığına kavuşarak, ömrünü uzatarak dönmesini bekliyorduk, ama olmadı.


Bu kadarmış.


Güzel kalbin, çabaların için teşekkürler.


Mekanın cennet olsun.