Menzil Şeyhi Abdulbaki El Hüseyni’nin ölümünün ardından "tövbe kapısı" tartışması başladı.
Şeyhin üç oğlunun, üç ayrı "tövbe kapısı" açtığı rivayet edildi.
Adıyaman’daki Menzil'e gidenler, bir daha günah işlemeyeceklerine ilişkin şeyh tarafından tövbe ettiriliyor. 
Tövbe ritüeli şöyle anlatılıyor: 
“Atılan ipi yakaladık. İpe bağlı başka ipler vardı. O ipi sağ elinizle tutmanız gerekiyor. Şeyhin söylediğini sizin de tekrarlamanız isteniyor. İpi bırakmıyor, Şeyh Saki'nin söylediklerini tekrarlıyorduk:
'Yarabbi... Bütün yapmış olduğum günahlardan ben pişmanım. Keşke yapmasaydım. İnşallah bir daha ben yapmayacağım. Seyda Abdülbaki'yi kendime şeyh kabul ettim.'
Söylenenleri üç defa tekrarlıyor, sonra gözlerinizi kapatıyor, en az 25, en fazla 75 kez 'Estağfurullah' diyorsunuz. Sonraki adaplar, gözler kapalı olarak devam ediyor. 8 defa 'Fatiha' okuyup hediye ediyorsunuz."
"Keşke" diyorum...
Keşke, Zonguldak’ta  da bir "tövbe kapısı" açılsa...
1- Bankaları, devlet kurumlarını dolandırmayacağım! Tövbe!
2- Kamu kurumlarına olan borçlarımı ödeyip, bir daha devletle hiç iş yapmayacağım! Tövbe!
3- Başkaları adına şirketler kurup, piyasayı ve resmi kurumları dolandırmayacağım! Üzerine şirket kurduğum kişileri mağdur etmeyeceğim! Tövbe!
4- Siyaseti kendi çıkarlarıma kullanmayacağım, "trafik üstünlüğüm var" diye park halindeyken görmemişler gibi çakarlarımı açık bırakmayacağım! Tövbe!
5- Belediye başkanı olduğum ilk yıl tripleks villa yaptım, hata ettim! Satıp, önce müteahhidin parasını ödeyeceğim! Kalanını belediyeye bağışlayacağım! Tövbe!
6- Belediye başkanı olunca, nefsime yenildim! Gencecik kızı 3,5 yıl belediyede sigortasız çalıştırdım! Sonra yönetici asistanı olarak işe aldım! Eşimi de bir güzel kandırdım! Sonra bu oyun, onun da hoşuna gitti ama "tövbe" diyorum!
7- Zonguldak Valisiyken, "Sağlık çalışanları bize yük oldu" dedim! Beni merkeze çektiler! "Sağlıkçılara haksızlık olmasın" diye hastaneye bile gitmiyorum! Tövbe!
8- Zonguldak Valisiyken, 4,5 milyonluk proje çizdirdim! Kariyeri çizdirdim! Çanakkale’ye gittim, geldim! Tövbe!
9- Zonguldak Valisiyken, bir kadının el falına baktım! Eli buz gibiydi, karpuz da buz gibiydi! Tövbe!
10- Belediye başkanlığımın ilk dönemiydi! Bir Ramazan günüydü! Sarışın bir şeytana uydum! Sayı saymaya başladım! 31’e gelince, flaşlar patladı! Parti beni attı! Şimdi 100’den geri sayıyorum! 31’e tövbe!
11- Belediye başkanlığımın hızlı dönemleriydi! Şimdi de hızlıyım ama radara girmiyorum! Arabada döğürdüm, çamda döğürdüm! Emme arabanın da, çamın da eyisini döğürdüm! Halkım benden memnun! Vedükçe vedi! Bir daha yakalanmak mı? Tövbe!
12- Zonguldak’ta müteahhittim! Bir hukukçu ayarladım! O bana kapıları açtı! Tüm işleri aldım! Her ihaleye, her yatağa girdim! Battım! Çok çaldık, çaldırdım! Bir daha tövbe!

Kıssadan Hisse: Hazreti Ömer...

Hazreti Ömer, halifeyken, bir gece makamına ashaptan biri gelir ve selam verip oturur. Fakat selamı alınmaz. Halife Ömer, önündeki işle meşguldür ve konuk merak içinde bekler. İşini bitiren Halife Ömer, önünde yanan mumu söndürdükten sonra, ikinci mumu yakar ve konuğunun gözlerinin içine bakarak, “Aleykümselam...” der.
Konuğu sorar:
''Ya Ömer, niçin hemen selamımı almadın ve bir mumu söndürüp diğer mumu yaktıktan sonra konuşmaya başladın?''
Halife Ömer, cevap verir:
"Evvelki mum, devletin hazinesinden alınmıştı. O yanarken, özel işlerimle meşgul olsaydım, Allah indinde mesul olurdum. Seninle devlet işi konuşmayacağımız için, kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım, ondan sonra seninle konuşmaya başladım.''