Zonguldak Merkez ilçeye bağlı Fener semtinde "Milli Saray" niteliğindeki TTK’ya ait A Tipi Konukevi, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredildi! 

Kültür ve Turizm Zonguldak İl Müdürlüğü de, burayı "İl Halk Kütüphanesi" olarak kullanmayı planlıyor!

Zonguldak’ın en değerli binalarından birini "Halk Kütüphanesi" yapacağız!

A Tipi Konukevi, Zonguldak’a gelen üst düzey konuklara tahsis ediliyordu.

Konukevi, kral dairesinin dışında 10 yatak odası kapasitesine sahip... 

1950 yılından 2000 yılına kadar hizmet veren konukevi, daha sonra işlevselliğini kaybetti. Bina, bakım ve onarımı düzenli olarak yapıldığından özgün halini koruyor. Mobilyalar, ahşap aksamlar, avizeler ve değerli eşyalar koruma altında olup, çevresindeki tarihi ağaçlar da tescillidir.

Şimdi böyle bir binanın içini boşaltıp, kütüphane yapacaklar!

Binanın göreceği zararı düşünebiliyor musunuz?

Zonguldak’ın "kültür" konusundaki talihsizliği nedir arkadaş?

Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü’ne, kültür ve turizmle ilgili bir müdür neden atanmaz?

Şehir merkezindeki Atatürk Kültür Merkezi yıkılacak!

Yer aranıyor!

Kütüphaneyi gidip en değerli binalarımızdan biri olan A Tipi Konukevi'ne taşımak istiyorlar!

Yetmiyor!

O bölgeye bina da yapacaklar!

Fener’e bina yapacaklar!

SİT alanı olan bölgeye bina yapacaklar!

Keşke, ulaşım ve otopark sorunu olmayan geniş bir alana Atatürk Kültür Merkezi yapılsa...

Zonguldak Kent Konseyi’nin önceki dönemde bu konuda çalışmaları vardı 

Her vali değişikliğinde, bakış açışı değişince, şehir çorbaya dönüyor!

Kültür ve Turizm İl Müdürü Taner Dursun'un, “Benim Külliye’de tanıdıklarım var. Ne istersem yaparım. Bana kimse karışamaz” anlayışı doğru değil!

Zonguldak, Taner Dursun’un keyfine bırakılacak bir şehir değil!

Bu işler, bu kadar ucuz değil!

Seçim hengamesinde bir oldu bittiye getirip, canım A Tipi Konukevi’ni rezil etmeyelim!

Kıssadan Hisse: Artık hakkını kaybettin, çok beklersin!

Bir avcı, bir kuşa düzenek kurmuş, onu faka bastırmıştı. Kuş, ona, "Ey ulu efendi... Sen nice öküzler, koyunlar yemiş, nice develer kurban etmiş adamsın. Dünyada onlarla bile doymadın, benimle nasıl doyacaksın? Beni bırak da sana üç öğüt vereyim. Vereyim de bak bakalım ahmak mıyım, zeki mi? O öğüdün ilkini, birsenin elindeyken vereyim, ikincisini senin kerpiçten yapılma damının üstünde söyleyeceğim. Üçüncüsünü de ağaç dalının üstünde söyleyeceğim. Bu üç öğütle bahtı kutlu bir kişi olacaksın. Elindeyken vereceğim öğüt şu: Olmayacak şeye, kim söylerse söylesin, inanma..." dedi.

Bu ulu öğüdü söyleyince, avcı, onu serbest bıraktı. Kuş uçtu, damın üstüne kondu.

"İkinci olarak, geçmiş gitmiş şey için gam yeme. Geçip gitti mi onun için üzülme artık" dedi kuş.

Kuş, sırf avcıyı denemek için, "Benim içimde yaklaşık elli gram ağırlığında eşi bulunmaz bir inci vardı. Canına ant olsun, o inci seni de refaha kavuştururdu, oğullarını da... Fakat kısmet değilmiş, dünyada eşi bulunmayan o inciyi kaçırdın" dedi.

Adam, gebe kadın doğururken nasıl uğunup, feryat ederse, tıpkı onun gibi feryat etmeye başladı. Kuş,

"Sana öğüt vermiştim ya... 'Sakın geçmiş şeye gam yeme' demiştim hani! Değil mi ki, geçip gitti, ne diye gam yersin? Ya öğüdümü anlamadın ya da sağırsın sen. Sonra bir de sana 'akla aykırı sözlere, olması imkansız şeylere sakın inanma' demedim mi? Bu diğer öğüdümdü. Ben kendim on beş gram gelmem, içimde elli gramlık inci nasıl bulunabilir?" dedi.

Adam, bu söz üzerine kendine gelerek, "Haydi, üçüncü güzel öğüdü de ver bakalım" dedi.

Kuş, "Evet... İlk iki öğüdümü tuttun mu ki, sana üçüncü öğüdümü söyleyeyim? Artık hakkını kaybettin, çok beklersin" dedi ve uçarak gözden kayboldu.