Ne zaman şehir dışına çıksak&[#]8230;
Ya da ne zaman şehir dışından bir dostumuz gelse:
&[#]8220;Eeeee, anlat bakalım, ne var, ne yok Zonguldak&[#]8217;ta?&[#]8221; diye sorar.
Ne anlatabiliriz onlara?
Yeni hiçbir şey olmadı ki.
Yeni olan tek şey, yeni yeni atamalar.
Yani Zonguldak&[#]8217;a katkısı olan şeyler değil.
Topluma değil, kişiye katkısı olan gelişmeler oluyor Zonguldak&[#]8217;ta.
Tek tek onları da anlatacak değiliz herhalde.
O halde, Filyos Projesi&[#]8217;nin başlamasını beklemek zorundayız.
Babalarımız bu ninniyle büyüdü.
Biz de öyle.
Bizim çocuklarda.
İnşallah bu işi onların çocukları görecek!
Herkes bir yakınına devlette pozisyon buluyor.
Siyasetçiler bu işlerle meşgul.
Halkı düşünen yok.
Muhalefet uyuyor, basın yazıyor.
Fatura bize kesiliyor.
&[#]8220;Ne var, ne yok?&[#]8221; diye soranlara.
&[#]8220;N&[#]8221; var, &[#]8220;N&[#]8221; yok.
Hadi bir mana çıkarın buradan.
Bakalım ne çıkartacaksınız?
Kıssadan Hisse: Fincan Takımı&[#]8230;
Yırtık-pırtık paltolar giymiş iki çocuk kapımı çaldı:
"Eski gazeteniz var mı bayan?"
Çok işim vardı. Önce &[#]8220;hayır&[#]8221; demek istedim, ama ayaklarına gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski sandaletler vardı ve ayakları su içindeydi.
"İçeri girin de, size kakao yapayım" dedim.
Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz bırakmıştı. Kakaonun yanında reçel-ekmek de hazırladım onlara, belki dışarıdaki soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri. Onlar şöminenin önünde karınlarını doyururken, ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım işlerimi yapmaya koyuldum. Fakat oturma odasındaki sessizlik dikkatimi çekti bir an ve başımı uzattım içeriye. Küçük kız elindeki boş fincana bakıyordu...
Erkek çocuğu bana döndü, "Bayan, siz zengin misiniz?" diye sordu.
Zengin mi? "Yo hayır!" diye yanıtlarken çocuğu, gözlerim bir an ayağımdaki eski terliklere kaydı. Kız elindeki fincanı tabağına dikkatle yerleştirdi ve "Sizin fincanlarınız, fincan tabaklarınız takım" dedi.
Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu. Sonra gazetelerini alıp çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile etmemişlerdi, ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte bir şey yapmışlardı. Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı. Pişirdiğim patateslerin tadına baktım. Sıcacıktı patatesler, başımızı sokacak bir evimiz vardı, bir eşim vardı ve eşimin de bir işi...
Bunlar da fincanlarım ve fincan tabaklarım gibi bir uyum içindeydi. Sandalyeleri şöminenin önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim. Çocukların sandaletlerinin çamur izleri, halının üzerindeydi hâlâ. Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim de.
Olur, unutuveririm ne denli zengin olduğumu...
Günün Fıkrası: Garsona cevap!
Köylünün biri, şehirdeki lüks bir lokantaya girer ve garsondan çorba ister, çorbası gelir ve yer. Garson, bu kötü görünümlü köylüyle biraz dalga geçmek ister ve çorbasını bitiren adama, &[#]8220;Efendim arkadan ne alırdınız?&[#]8221; der. Adam, biraz kızarır-bozarır ise de, garson tekrar, &[#]8220;Arkadan ne alırdınız?&[#]8221; der.
Bizim köylünün cevabı müthiş olur, garsona:
&[#]8220;Sen şu önümdekini kaldır, sonra döner verirsin.&[#]8221;
Günün Sözü:
Bir erkeğin yumruğundan daha serttir bir kadının son sözü; çünkü biri dişlerini döker, diğeri düşlerini.
William Butler Yeats