AK Parti Zonguldak Milletvekili Muammer Avcı’nın küçük kardeşi Mustafa Kemal Avcı, ağabeyinin milletvekili seçilmesinin ardından gelen hediyeleri baltayla parçaladığı fotoğrafı, sosyal medya hesabından paylaşıp, “Biz, bu dünya nimetleri için şereflerini bile satacakların hediyelerini de kabul etmiyoruz. Gelin, alın parçalarınızı... İsim isim de yazacağım. Size, Recep Tayyip Erdoğan’la siyaset yapmak nedir, öğreteceğim. İstediğinizi alacaksınız. Söz bitti. Saygı bitti...” şeklinde paylaşım yaptı.

Böyle bir saygısızlık olur mu?

Hediyeyi kabul etmiyorsan, iade edersin!

"Biz, bu dünya nimetleri için şereflerini bile satacakların hediyelerini de kabul etmiyoruz!"

"Gel, parçalarını al!"

"İsim isim yazacağım!"

"Size, Recep Tayyip Erdoğan’la siyaset yapmak nedir, öğreteceğim!"

"İstediğinizi alacaksınız!"

"Söz bitti. Saygı bitti!"

Kimsin sen ya?

Talip Avcı’nın oğlu olmanız dışında ne özelliğiniz var da böyle konuşuyorsunuz?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son dakikada bahşettiği şeref ile kendinizi başka bir sınıfa nasıl koyuyorsunuz?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, verdiği o şerefi alır, öylece ortada kalırsınız?

Çocukları bile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adını, kimliğini topluma bu şekilde baskı aracı olarak kullanmıyorlar!

İnsanları tehdit etmiyorlar!

Siz kimsiniz?

Haddinizi bilin!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Zonguldak’ta yaptıklarınızı duysa, neler olacağını biliyorsunuz, değil mi?

Hiç kimseyi tehdit etmeyin!

Zonguldaklıları tehdit etmeyin!

Bizi hiç tehdit etmeyin!

Tarihin en büyük şantajı...

Zonguldak, cumhuriyet tarihinin en büyük şantaj olayına tanıklık ediyor!

Çok büyük bir rant söz konusu!

Biz, anlıyoruz ama anlamamazlığa geliyoruz!

İstiyoruz ki, bizi bu işlerle yaftalayanlar biraz daha yol alsınlar!

Biz, sonra gereğini yapacağız!

Medya organlarını bir silah gibi kullananlar, her fırsatta bizi eleştirdiler!

Etkinliğimizi kırmak için...

Gücümüzü sarsmak için...

Ama biz, bu sektörde her zaman var olduk, her zaman bir olduk.

Böyle devam edeceğiz...

Kıssadan Hisse: Demircinin köpeği...

Bir gün, çakalın biri, aç kalınca, kasabaya inmiş.

Sütçünün süt çanağını devirmiş, içmiş. Fırıncının tezgâhından ekmeğini almış, yemiş. Kasabın vitrininden bir but kapmış, mideye indirmiş.

Kasabanın tüm köpekleri toplanmış ve çakalı yakalamak için ardı sıra koşturmuşlar.

Çakal önde, köpekler arkada, amansız bir kovalamaca, koşuşturmacadır devam etmiş.

Sütçünün köpeği yorulmuş, takibi bırakmış.

Bir müddet daha geçince, fırıncının köpeği yorulmuş, çakalı takibi bırakmış.

En son kasabanın çıkışına yakın kasabın köpeği de pes etmiş ve geriye dönmüş.

Çakalın arkasında kala kala bir tek demircinin köpeği kalmış.

Çakal önde, demircinin köpeği arkada, amansız ve ısrarlı bir kovalamaca devam ediyormuş.

Artık kasabadan çıkılmış, kırlara varılmış ve tepelere doğru çıkılmaya başlanmış.

Çakal, dayanamamış, durmuş ve demircinin köpeğine öfkeyle seslenmiş:

“Yahu arkadaş; sütçünün sütünü içtim, fırıncının ekmeğini yedim, kasabın etini kaptım, buna rağmen bunlar bile pes etti, peşimi bıraktı. Lan ben demirciye ne yaptım da peşimi bırakmıyorsun?”

Çakalın anlamadığı nedir?

Şudur: Demircinin köpeği, menfaat peşinde değil, sadece adalet peşinde...

Çakalın kafasındaki sistem, karşılıklı menfaate dayalı kapitalist sistem...

Demircinin köpeğindeki ise, evrensel hukuk, “Seni cezalandırmam için bana zarar vermen şart değil. Sen, başkalarına zarar verdiğin için suçlusun” diye düşünüyor demircinin köpeği...

O yüzden çakallar (iki ayaklılar dahil), demircinin köpeği gibi yalnızca hak peşinde koşanları asla anlayamayacaklar ve aptalca bulacaklardır. (Alıntı)