Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Rektörü Mahmut Özer&8217;le Salı günkü buluşmamızda pek çok şeyi konuştuk.


Bunları gündeme getirmeye ve paylaşmaya devam ediyoruz.


Rektör Özer&8217;in yanıtladığı sorulardan biri de Tıp Fakültesi Hastanesi&8217;nin yoğun bakım ünitesinde yaşandığı ileri sürülen tecavüz olayı.


60&8217;ına merdiven dayamış bir kadın hastanın görevlilerin baygın durumdaki kadın hatalara tecavüz ettiğini söylemesi kolay bir şey değildi.


Kaldı bu hasta kendisine de tacizde bulunulduğunu söylüyordu.


Ne tarafından bakarsanız bakın iddiası bile korkunç bu olayın sonucunu sorduk.


Özer&8217;in söylediklerine bakılırsa tüm kamera kayıtları incelendi, hastaların ve çalışanların ifadeleri alındı.


Ortada çelişki doğuracak bir konu yok.


İdari soruşturmanın sonucu böyleyse adli soruşturma sonucu da muhtemelen böyle çıkar.


Bu yanıtların kamuoyunu tatmin etmesi için daha detaylı ve somut verilere ihtiyaç var.


İddia sahibi kadının psikolojik tedavi görmüş olması bu anlamda yeterli bir dayanak olamaz.


Kamera kayıtlarındaki detaylar da önemli.


Tıp Fakültesi Hastanesi&8217;nin bu konuda bir açıklama yapacağını öğrendik.


Bunun için öncelikle adli soruşturmanın resmi olarak tamamlanması gerekiyor.


Bu araştırma sonucunda ifadeler yeterli olmayacak.


O dönemde yatan hastalardan ve görevlilerden kan ve başka örneklerin alınıp tıbbi anlamda incelenip incelenmediği de önem kazanıyor.


Konunun mahrem boyutu olduğu için beraberinde yeni sakıncaların doğmaması açısından ifşası mümkün olmayabilir.


Ancak yinede ortaya çıkan sonuç detayları ile kamuoyu ile paylaşılmalı.


İdari ve hukuki anlamda varılacak sonucun şüpheye yer bırakmayacak şekilde basını ve kamuoyunu tatmin etmesi gerekiyor.


Ki akıllarda kalan soru işaretleri yanıtlansın.


Bu ancak şeffaflık ilkesine sadık kalınmasıyla olur.


Soruşturma bu açıdan çok önemli.


Diğer yandan Rektör Özer&8217;in ZKÜ logosunu değiştirmek istediklerini söylemesi de önemliydi.


Bu konuda elbette farklı görüşler olacaktır.


Otel ve AVM inşaatı sırasında perde arkasında kalan Uzunmehmet Anıtı&8217;nın ZKÜ&8217;nün amblemi olmaktan çıkarılması beraberinde çok farklı soru ve tartışmalara neden olabilir.


Şahsen kurumsal imajın önemli olduğunu ve eskiden beri mevcut logonun Zonguldak&8217;ı ve üniversiteyi yeterince anlatamadığını düşünenlerdenim.


Bu konuda çok geç bile kalınmıştı.


Bektaş Açıkgöz&8217;ün rektörlüğü döneminde gündeme gelseydi çok fazla tartışılmazdı ancak tahmin ediyorum Mahmut Özer döneminde olduğu için daha fazla tartışılacak ve fazlasıyla politize edilecektir.


Bu değişimi Zonguldak&8217;ın ve ZKÜ&8217;nün bazı değerleriyle oynamak olarak yorumlamaktan kaçınılmaz olacaktır.


Ancak başka bir detay var.


Özer, ZKÜ&8217;nün kuruluş tarihi olarak Maden Mektebi&8217;nin kuruluş yılının baz alınması görüşünde.


Yani 1924


Cumhuriyet&8217;in ilk kenti olan Zonguldak&8217;ta kurulan Türkiye Cumhuriyeti&8217;nin ilk yüksekokulu.


Özer&8217;le konuştuğumuz konular arasında üniversite ve kent bütünleşmesine yönelik sorularda vardı.


Onların da yanıtlarını paylaşacağız.


Bu arada Zonguldak&8217;ın üniversite gerçeğini daha iyi anlayıp yararlanması gerekirken nasıl zaman kaybettiğini bir kez daha gördük.



Boş işler!



Gündelik yaşam içinde o kadar boş işlerle uğraştığımızı ne yazık ki göremiyoruz.


Bir dakikanın bile çok önemli olduğu halde yaptığımız zaman israfını anlayamıyoruz.


Hayattan alınan zevklerin, bazen bize öğretilenlerin, yaşam algısının çok önüne geçtiğini görüyoruz.


Gündelik yaşam içinde insanların en değerli zamanlarını boş işlerle nasıl heba ettiklerini görüyoruz.


Bizler de buna dahiliz.


Çeneler o kadar çok çalışıyor ki beyinler düşünmeye zaman bulamıyor!


Sonra olup bitenlere bakıp ya şaşırıyoruz veya şaşırmış gibi yapıyoruz.


Başka ne beklenir ki zaten!



Medya üzerine kesilen ahkamlar!



Zaman zaman gazetecilerin ve bu kimliğe sığınanların anlatımlarına bakıyoruz.


Aslında hepimiz başkalarına ders vermeye kalkarken kendi çelişkilerini ortaya koyuyoruz.


Arada öyle anlatımlar oluyor ki o zaman gerçekten kendimizden şüphe eder duruma geliyoruz.


Gazetecilik kimliği altında insanlara yaptığımız haksızlıkları görmezden gelerek başka gazetecilere de ders vermeye çalışmanın hiçbir anlamı yok.


Bu meslekte çatışma eşittir rant anlayışını bilen ve uygulamak isteyen her gazetecinin ilk yaptığı şey fikri değil o fikri beyan eden şahsın kişiliğini, kimliğini ve hürriyetini aşağılamaktan zevk alıyor olmasıdır.


Bu tarz kendine her zaman taraftar bulur.


Çünkü her zaman birilerinin hoşuna gider.


Birileri sizi pohpohlar.


Bir taraflarınızı kaldıranlar çok olur.


Sizi memleketin en iyi gazetecisi ilan ederler.


Uçarsınız!


Ayaklarınız yere basmaz.


Ama arkanızdan sallayan çoktur.


Kendinizi kontrol edemiyor ve başkalarına karşı olmasa bile kendinize karşı samimi olamıyorsanız vay halinize.


Bu tablo eksik fazla gerçek niyeti gerçekten gazetecilik yapmak isteyenlerin adına üzücü bir durum.


Kendi dönemine göre; canının istediğini yazmak eskiden gazetecilikti.


Ve hepimiz bir parça canımızın istediğini yazdık.


Ama artık değil.