Bu yaz sıcak geçti ama önceki senelerde olduğu gibi şiddetli değildi.
Yeterli ve düzenli bir şekilde yağış aldığımız da söylenemez.
Buna rağmen kayda değer bir su kesintisi ve sıkıntısı yaşanmadı.
Tabi bunda sıcağın aşırıya kaçıp da kuraklığa dönüşmemesinin büyük etkisi oldu.
Su kesintisi olmadı dediysem yüksek kesimlerdeki yüksek katlar hariç tabi ki.
Yüksek kesimlerdeki binaların üst katlarına bu yaz su çıkmakta oldukça zorlandı.
Çok kesinti ve sıkıntı oldu.
Bahsi geçen yerlerde özellikle son iki haftadır düzenli olarak her gün su kesintisi oluyor.
Öğlene doğru giden sular kâh akşamüzeri kâh gece geliyor.
Kentin diğer bölgeleri su konusunda rahat bir hayat sürerken buralarda oturanlar perişan vaziyette.
Ne zaman su kaynaklarında azalma olsa faturayı yüksek kesimlerde üst katlarda oturan insanlar ödüyor.
Su birinci katta var, ikinci katta biraz var, gerisinde yok.
Yüksek kesimlerin hali ne olacak?
Yazık günah değil mi?
Su olayı bambaşka bir olay.
Bu soruna bir çözüm bulunamaz mı?
Parklar, bahçeler, yollar, kaldırımlar, Yalı&[#]8217;daki düzenlemeler, Ramazan eğlenceleri, Lünen&[#]8217;le ilişkiler iyi de Bartın için hayati önem taşıyan ve birçok insanı mağdur durumda bırakan bu konuda bir şeyler yapılması gerekmiyor mu?
Su konusundan girdik sudan devam edelim.
Kurucaşile Aydoğmuş&[#]8217;taki şelalelerin başına gelenleri gazetemizin cumartesi tarihli sayısında gündeme getirdik.
Olmadı, Salı günkü gazetemizde bir kez daha işledik.
Yeni haberimizde kullandığımız fotoğraflar olayın vahametini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu.
Resimlerde yapılan çalışmanın şelalelerin çevresini nasıl hafriyat çöplüğüne dönüştürdüğünü, bu güzelliği nasıl rezil kepaze ettiğini çarpıcı bir şekilde gösteriyordu.
Elalem böyle güzellikleri turizme açıp paraya çevirirken biz tam tersine hareket edip bozmaya, tahrip etmeye, yok etmeye çalışıyoruz.
Anlayacağınız yeni bir eller aya biz yaya durumu.
Bilmeyenler için konuyu özetleyerek hatırlatalım:
Aydoğmuş köyünde Orman İşletmesi tarafından ormanlık alanda başlatılan yol çalışması şelalelerin bulunduğu yerlerde büyük tahribat yaratıyor.
Çalışmalar sırasında çıkan taş, toprak ve kaya parçalarının şelalelerin boşluğuna doldurulması bu güzelliklere darbe vurdu.
Darbe aslında bu güzelliklere değil turizme.
Yapılan çalışmada çıkan hafriyatın kamyonlara yüklenerek bu bölgenin dışına çıkarılıp uygun alanlara dökülmesi lazımdı.
Doğrusu buydu.
Burada böyle yapmak yerine masrafı azaltıp işin kolayına kaçarak şelalenin boşluklarına hafriyat alanı muamelesi yapılmış.
Alın size bir yazık günah daha.
Dileriz bu duruma daha fazla seyirci kalınmaz.
Umarız gereği yapılır da şelale katliamı sona erer ve ortaya çıkan tahribat da kısa sürede giderilir.
Bugün daldan dala atlıyoruz.
Sudan elektriğe geçiyoruz.
Sokak lambaları akşam erken yanıyor, sabah geç sönüyor.
Bu iş gün ışığına göre otomatik olarak yapılıyor diye biliyoruz.
Otomatikte bir yanlışlık var demek ki.
En az bir saatlik elektrik heba oluyor.
Belli ki yeniden düzenleme gerekiyor.
Boşa harcanan elektriğe yazık.
Bir de elektrik açığı var diye dert yanıp, önümüze gelen her yere santral kurmaya çalışıyoruz.
Bana öyle geliyor ki kayıp kaçağı önlersek açığın önemli bir bölümünü kapatmış oluruz.
Başkent Elektrik A.Ş.&[#]8217;den konuyla ilgilenmesini, gereksiz sarfiyatın önüne geçmesini bekliyoruz.
Biraz da siyaset.
Yerelden genele geçiyoruz:
Biliyorsunuz CHP Lideri Kılıçdaroğlu, hükümetin İsrail&[#]8217;e yönelik 5 maddelik yaptırım planı paketini eleştiri konusu yaptı.
Doğu Akdeniz&[#]8217;de seyrüsefer serbestisi maddesine gönderme yapan Sayın Kılıçdaroğlu&[#]8217;nun sözleri şöyle:
&[#]8220;Erdoğan&[#]8217;a soruyorum; Gazze&[#]8217;ye giden gemilere Türk savaş gemileri nereye kadar refakat edecek? Gazze Limanı&[#]8217;na kadar gidecekseniz seni alnından öpeceğim&[#]8221;
CHP Lideri Kılıçdaroğlu&[#]8217;nun sözlerine bakılırsa sanki Türkiye ile İsrail arasında savaş çıkmasını ister gibi bir hali var.
Mavi Marmara Gemisi, Gazze&[#]8217;ye yaklaşmadan neler oldu, bu olay nelere mâl oldu, hepimiz gördük.
Savaş gemilerimizin Gazze Limanına kadar gitmesi Türkiye&[#]8217;yi İsrail ile savaşa sürükler.
Savaş iyi bir şey olmadığına göre böyle bir çıkış yapmak son derece yanlış.
CHP&[#]8217;ye ve Kılıçdaroğlu&[#]8217;na sorsanız savaş karşıtı, barış yanlısı olduklarını söylerler.
Savaş gemilerimiz Gazze Limanı&[#]8217;na kadar giderse savaş çıkar.
Hükümeti tahrik edici sözlerden kaçınmak lazım.
Bu konu iç politika malzemesi yapılmasa iyi olur.
Bu malzeme Türkiye&[#]8217;ye bir şey kazandırmaz.
Buradan geçiyoruz sigara konusuna:
Geçtiğimiz gün bir tanıdığımızı kaybettik.
Pazaryerinde manavlık yapıyordu.
Ölüm sebebi kalp kriziydi.
Yaşı 51 civarındaydı.
Erken yaşta aramızdan ayrıldı.
Çok sigara içerdi.
Elinde ne zaman o mereti görsem &[#]8220;Bırak zehiri içme, hayatınla oynuyorsun&[#]8221; derdim.
Her defasında ikaz ederdim.
Arkadaşlık, vatandaşlık görevimi yapardım.
Ne zaman ikaz etsem gülerdi.
Yüzüme bir gün hepimiz ölmeyecek miyiz diye bakardı.
Halbuki ölümden ölüme fark var.
Sigara hayatı kısaltıyor, insanı erken öldürüyor.
Öldürmese bile süründürüyor, ölmekten beter ediyordu.
Bunu o da biliyordu ama bir anlık zevk ve keyif uğruna sigaradan vazgeçemiyordu.
İnsan hayatını sağlıklı yaşayıp ömrünü öyle tamamlamalı diye düşünüyorum.
Geçen hafta Sağlık Müdürümüzle yaptığımız sohbette de gündeme geldi, &[#]8220;Bizim sigara içtiğimiz dönemlerde insanlar tütün kullanmaya teşvik edilirdi. Bugün ise tam tersi; insanlar sigaradan uzak tutulmaya çalışılıyor. Eskiden sigara içmeyene garip bakarlardı, şimdi sigara içene garip bakılıyor&[#]8221;
Şahsen bana bu kadar sigarayı bırak diyen olsaydı, sigarayı bu kadar kötüleselerdi, tu kaka etselerdi 6 yıl önce değil 16 yıl önce bırakırdım.
Sigara içerken gördüğüm bütün tanıdıklarıma şifahen, tanıdık tanımadık herkese ise yazılarımla söylüyorum:
Sigara içmeyin kanser olursunuz, Koah olursunuz, astım olursunuz, nefes almakta güçlük çekersiniz, sakat kalırsınız, erken ölürsünüz.
Kaybettiğimiz arkadaşımız Kenan ağabey gibi göğsünüz sıkışır, nefesiniz daralır, aniden kalp krizi geçirirsiniz.
Kalp krizinin en önemli sebeplerinden birinin sigara olduğunu söylememe gerek yoktur sanırım.
Hem sonra biliyorsunuz önümüzdeki günlerde kara kutu uygulamasına da geçilecek.
Üzeri siyah renkte olan sigara paketlerini artık sadece numara ile isteyip alabileceksiniz.
Yani sigara alırken markasını değil de 4 ya da 5 numara diyeceksiniz.
Son yıllarda yapılan uygulamalarla artık ülkemizde sigara içenler ikinci-üçüncü sınıf insan muamelesi görüyorlar.
Bu uygulama bu muameleyi daha da artırıyor.
Sigara içen kişiler kendilerini daha fazla aşağılattırmasalar iyi ederler.