Geçen yıldan;

“Gece geç saatlerde çalan her telefon; ya bir ölümün habercisidir, ya da talihsiz bir olayın.

Eliniz telefona gitmek istemez.

Açmak istemezsiniz.

Duymak istemezsiniz, karşıdaki sesi.

Yanlışlıkla aranmayı ümit edersiniz.

Kazara aranmış olmayı ümit edersiniz.

Aklınızdan elli tane tahmin geçer.

Elli sancı…

Elli endişe…

Elli korku…

Yine öyle oldu.

Arayan Seçkin Kırarslan’dı.

‘Ergin Ağabey kötü’ dedi.
‘Ne yapalım?’ diye devam etti.
Ne yapılabilirdi ki, böyle durumda?

112’ye haber vermekten başka…

112 zaten oradaydı.

Dilimde dua dönmeye başladığında, yüreğime şok inmişti bir kere!

Babam içinde gelmişti böyle zamansız telefonlardan biri…

O acının benzeriydi.

[*] [*] [*] [*]

Geçti her şey için artık.

Yarım kalmıştı nefes.

Yarım kalmıştı her şey.

Ergin Ağabeyin deyimiyle, ‘yediği madik’lerle yorulan kalbi durmuştu.

Kalp bu.

Bir kere durmaya görsün.

Bir daha geri dönmüyor.

Hem de gecesini gündüzüne katarak baktığı, yaşatmaya çalıştığı anacığının gözleri önünde yığılmıştı.

Kızı Seda, kanser tedavisi gören annesinin hastanedeki başucundayken…

[*] [*] [*] [*]

‘Yorgunum dostlarım, yoruldum artık’ dediği dostları şoktaydı.
‘Madiğini yediği’ dostları şoktaydı.
Kalabalık, önce uzun yıllar görev yaptığı Zonguldak Valiliği önünde toplandı.

Daha sonra Baştarla Camisi’nin avlusunda…

[*] [*] [*] [*]

Bir ölüm neden bu kadar önemli?

Neden bu sütunlarda uzun uzun yazılıyor.

Bugün pek çok gazetenin manşetinde, pek çok makalede Ergin Erdem’i okuyacaksınız.

Bunun bir nedeni var.

Haklı bir nedeni…

O da Ergin Erdem’in güzel kalbi.

[*] [*] [*] [*]

Gençlik yıllarında başladığı müzik yaşamında pek çok söz ve beste sahibiydi.

Hayalleri vardı.

Müzik yaşamına dair hayalleri…

İstanbul gibi illerde olsa belki çok daha fazla avantajları olabilirdi.

Ama burası Zonguldak…

Garip Zonguldak!

Gariban Zonguldak’ın gariban evladıydı Ergin Erdem.

Namı lakabı, ‘Megastar’dı.

Zonguldak’ın ‘Megastarı’ydı o.

Müzik yaşamında aradığını bulamasa da, güzelliklerin, gönüldaşlığın ‘Megastarı’ydı…

Son olarak madenciye ağıtıyla gündeme gelmişti.
[*] [*] [*] [*]
Soma’da 301 madencinin canını alan facianın ardından magazin duayeni Hulisi Tunca, Zonguldak’ın ‘Megastar’ olarak tanıdığı Ergin Erdem’i ve ‘Grizuya Ağıt’ şarkısını yazısına taşımıştı.
Şöyle diyordu Hulisi Tunca:
‘Erdem, ‘Grizuya Ağıt’ şarkısını, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Karadon Müessese Müdürlüğü’nde 17 Mayıs 2010’da meydana gelen ve 2’si mühendis, 30 madencinin şehit olması üzerine yazmıştı.
Zaman zaman ‘grizu felaketleri’ ile gündeme gelen Zonguldak’ın Rock müzik dünyasına armağan ettiği sanatçı; ‘Grizu’ya Ağıt’ı Soma felaketinden tam 3 yıl 5 ay önce yazdı ve besteledi. Soma’da bir maden ocağı felaketi olacağı aklının ucundan bile geçmezken böyle bir şarkıya imzasını atan Ergin Erdem, müzik dünyasına ilk adımını Cem Karaca ve Uğur Dikmen’in katkılarıyla attı. 17 Mayıs 2011’de Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon Müessese Müdürlüğü maden ocağında meydana gelen grizu patlamasında 30 madenci yaşamını yitirmişti. Bu kazadan çok etkilenen Erdem, ‘Grizuya Ağıt’ adlı eserini o günlerde besteledi. Ayrıca sanatçı arkadaşlarıyla birlikte bir ‘ilk’e de imza attı. Maden ocağının içine ilk kez müzik enstrümanlarını sokarak, şarkının kaydını maden işçileri ile birlikte canlı olarak ocağın içinde yaptı. Bu güne kadar söz ve müziği kendisine ait 200’ün üzerinde bestesi olan Erdem, Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) üyesi.”
[*] [*] [*] [*]
Her Cuma namazı vakti öncesi hatırlatma amacıyla telefonumu çaldıran isimdi o…

Geceleri muhtemelen öldüğü saatlerde duasının edip, bir de hiç üşenmeden uzun uzun mesajla yazıp atan isimdi o…

Gönüldaştı…

Zaman zaman, ‘Bu ay görevini yapacak mısın?’ diye hatırlatan isimdi o…

Kendisinin onca derdine karşılık, bunları bir yana bırakıp bizlerin, başkalarının dertleriyle yoğrulan, yorulan bir isimdi o…

Nazı geçenlerden topladığı küçük rakamlarla gariban çocukları okutmak için çalışan bir isimdi o…

Kıyıda-köşede unutulmuş insanların evlerine erzak getirebilmek onun en büyük mutluluklarından biriydi.

Okumaya muhtaç, yalnız, öksüz çocukların okuyabilmesi için çırpınabilmek onun en büyük mutluluklarından biriydi.

Pek çoğumuza, ‘elçilik’ yapıyordu.

Tüm yönleriyle özel bir insandı.

[*] [*] [*] [*]

Hayat böyle…

‘Bir varmış, bir yokmuş’ misali…
Böylesi ani vedalarda her şey bir anda yarım kalıyor.

Yarım yamalak kalıyor her şey.

Koca mazi…

Koca bir yalnızlık oluveriyor.

Acının derin tarihi!

Bugün Ergin Ağabey, yarın bir başkası…

Hepimiz birer birer düşeceğiz toprağa…

Dal gibi…

Yaprak gibi…

Ama galiba en önemlisi, insan gibi düşebilmek…

[*] [*] [*]

Hayatta bazı şeyleri planlayamıyorsunuz.

En çok da yakınınızı fazla göremiyorsunuz.

Henüz birkaç gün önce görüştüğümüzde dertleşmiştik kendisiyle…

Kendisinin müzik geçmişiyle ilgili bir program yapmak gerekiyordu.

Ergin Ağabey daha buradaydı.

Nasıl olsa yapardık!

Ama olmadı.

Bu işlerin planı, programı olmuyor.

Ölümün, ayrılığın, vedaların zamanı belli olmuyor!

[*] [*] [*]

Çok emekleri vardır bizde Ergin Ağabeyin…
‘Sabır’ derdi.
‘Söz verildi mi, sözler tutulsun’ isterdi.
‘Sözünün eri’ olmaktan uzak bu topluma fazlaydı.
‘Madik’ atarak yaşamaya alışmış, ‘madik’ atarak insanları kandırmış bu topluma fazlaydı.
Onu pek çoğumuz bu yönleriyle tanıdık.

Pek çoğumuz tanıyamadık.

Pek çoğumuz da onun bu yönlerini şimdi duyuyor, okuyorsunuz.

İşte her yönüyle güzel bir insandı Ergin Erdem.

[*] [*] [*] [*]

Dil sustu.

Sözler yarım kaldı.

Şarkılar öksüz.

[*] [*] [*] [*]

Dualarımız seninle Ergin Ağabey.

Geç oldu belki, ama işte şimdi o güzel yüreğinin, çabalarının değeri anlaşıldı!”

[*] [*] [*] [*]

Acıyı, ayrılığı anlatmak için yeni şeyler söylemeye ne gerek…

Şeker Dedemiz, manevi babam Hüseyin Şeker…

Mesleki büyüklerimiz Çetin Sezgin ve Harun Ersoy...

Ölümüyle bizleri sarsan üç güzel insan…

Ve kısa sürede sayıyı dörde tamamlayan Ergin Erdem…

Ölümünün ardından yazdıklarımızı bir kez daha paylaşmak istedim.

Ona bir sözümüz vardı.

Bir yıl geçti, o sözü yine tutamadık.

Şöyle oldu.

Böyle oldu.

Sonunda tutamadık.

Yine haklı çıktın Ergin Ağabey!

Yine “madik” yedin!