Biz yazınca çatılara çıkıp fotoğraf paylaşan bir okul müdürü vardı!
Bize meydan okuyordu!
Rahmetli babasından öğütler yazıyordu!
Bu ahlaksız adama sormak lazım!
‘Baban sana telefonla canlı yayında 28-29-30 diye say’ mı diyordu?
Meğer bu müdür sadece çatıya değil, düz duvara da tırmanıyormuş!
Aman Allah’ım!
Telefonu patlamış!
Kanalizasyon ortalığa saçılmış!
“Fotoğraflar, videolar yapay zeka ürünü?” diyormuş!
Müdürün dediği doğru ise, yapay zeka evdeki banyoyu, lavaboyu, havalandırma penceresini de aynı mı yaptı?
Nasıl bir yapay zeka bu?
Ver cetveli yengeye!
Ölçsün söylesin bize!
Yapay zeka, onu da tutturmuş olamaz ya!
Bu fotoğraf ve videolarla Müdür Bey’e şantaj yapılıyor olabilir!
Ama müdürün yaptıklarının şantajla ilgisi yok!
Müdür bey eni konu çalışıyor!
Karşısında kadın görülüyor!
Okulu yöneten kişi kendini de yönetmeli!
Bu müdür okulu yönetemediği gibi, kendisini de yönetememiş!
Ama matematiği iyi!
100-69 = 31!
100-31=69!
69+31=100!
Çocuklarımızı bu adamlara nasıl emanet ediyoruz?
Bunlardan eğitimci filan olmaz!
Olsa olsa yetişkin film yıldızı olur!
Zonguldak İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün gereğini yapacağına ve hatta derhal görevden el çektirileceğine inanıyorum!

Fazlı Uncu kimden dayak yedi?

TTK Genel Müdür Yardımcısı Fazlı Uncu’yu savunan arkadaşlar çıktı!
Bir anda neredeyse Hazreti Fazlı Uncu yazacaklar!
Oysa biz Fazlı Uncu’yu çok iyi tanıyoruz!
Hemen size bir anekdot aktaralım!
Olay tarihinde Amele Birliği’nde çalışan Cemal Çebi (şimdi emekli), Zonguldak Tenis Deniz İhtisas Kulübü’nde karşılaştığı dönemin Armutçuk Müessese Müdür Yardımcısı olan Fazlı Uncu’yu önce uyarmış!
Sonra evire çevire dövmüş!
Ağzını, burnunu kırmış!
Hatta Fazlı Uncu’ya vururken söylediği sözler var!
Onları buraya yazmıyorum!
Bu olayın mahkemesi yıllarca sürmüş!
Mahkeme sonucunu değil ama kavganın asıl nedenini öğrendim!
Kavganın nedeni “Benim kocamın ne suçu var? Tek suçlu genel müdür” diye konuşan Fazlı Uncu’nun eşi TTK’da Şube Müdürü olan Deniz Uncu diyorlar!
Deniz Uncu’nun özel aracı Beyaz Saray’da kurum çalışanları tarafından detaylı bir şekilde iç dış yıkanıyor diyorlar!
Ama şimdi TTK’nın üretimi durdu!
Bu konulara daha sonra gireceğiz!
Unutmadan şunu soralım!
“Karadon’da Çinliler Skip (1 No’lu Kömür Kuyusu)’nda derinleştirme işi yaparken, Karadon Müessese Müdürü olan Fazlı Uncu’nun kardeşi Yüksel Uncu Çinli firmada İSG (İş Güvenliği Uzmanı) olarak iş bitimine kadar çalıştı mı?”
Bu sorunun yanıtı bile sorunun ne kadar büyük olduğunu ortaya koyacaktır!
Fazlı Uncu hakkında bilgisi olan herkes bize ulaşabilir!
Fazlı Uncu meselesini Devrek’e bağlamak vizyonsuzluktur!
Mesele Zonguldak’tır!
Mesele Türkiye’dir!

El ekmeği

Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem, Zonguldak’taki fırıncıları makamında kabul etmedi!
“Esnaf Odaları Birlik Başkanı Muharrem Coşkun gelsin” dedi!
Muharrem Coşkun gitti, Tahsin Erdem ile görüştü!
Tahsin Erdem, ekmeği Şiraze adlı firmadan almaya devam edeceğini söyledi!
İlçelerden ekmek gelmesinin doğru olmadığı söylendi.
Tahsin Erdem, “Şiraze Karaman’da fırın kuruyor” dedi!
Bu arada Şiraze adlı firma Zonguldak’ta ekmek üreten fırıncılarla görüştü!
Günlük kaç adet ekmek verebileceklerini sordu!
Tahsin Erdem, fırıncılara kızgın!
“Ben en başta onlara gittim, bana ekmek vermediler” diyor!
Yine bir Vakfıkibir inadı yapıyor!
Öyle olmuş, böyle olmuş!
Fırıncıları kabul et!
Belki bunlar ekmeğin tamamını verecekler!
Tahsin Erdem’in inadı inat!
El ekmeği yemek tatlı geliyor!
Tahsin Erdem, Zonguldak Belediye Başkanı gibi değil, Şiraze’nin sahibi gibi davranıyor!
Hayırlara vesile olur inşallah!

Açgözlü profesör

Hastalardan muayene parasını peşin isteyen profesörün ahlaksız bir hayatı olduğu ortaya çıktı!
Aman Allah’ım!
Ne iddialar!
Yenilir, yutulur gibi değil!
Magazin işlerine sonra geleceğiz!
Ama Zonguldak Defterlarlığı’nın bu profesörü mercek altına alması gerekiyor!
“Muayene olduktan sonra kaçabilir” diye muayene parasını önceden alan profesör bakalım günde kaç fatura kesmiş?
Zonguldak insanına hırsız muamelesi yapmak neymiş görelim?
Sanki Zonguldak’ta tek bir profesör varmış o da buymuş gibi davranmak neymiş görelim!
Zonguldak Defterdarlığı bizden bilgi isterse bu açgözlü ahlaksız profesörün adını veririz!
Onlar da görevlerini yaparlar!

Nisan geliyor!

Belediye Başkanı’nın oğlu ile tarama özürlü akrabasının seçim döneminde kırdığı cevizlerin kokusu çıkmaya başladı!
Üniversiteli kızlara musallat olan bu ahlaksızların başı dertte!
Düzce’den aradığını söyleyen bir kadın, “Ali Rıza Bey, Mart ayında mı gelelim, Nisan ayında mı?” diye sordu!
“Nisan ayında gelin daha iyi olur” dedim!
“Tamam, Nisan’ı da alır gelirim” dedi!
“Nisan dursun, siz gelin” dedim!
“Yok Nisan ile geleceğiz” dedi!
Başkanın oğlu!
Ve tarama özürlü çocuk!
Başınız dertte!
Nisan geliyor!

Balkonu yıkılan müteahhit!

Devrek'te müteahhitlik yapan Serdar Kılınç'ın evine kaçak balkon yaptığı ortaya çıktı!
Balkon, Devrek Belediyesi tarafından yıkılmış!
Serdar Kılınç, bu yüzden Özcan Ulupınar’a ateş püskürüyormuş!
Serdar Kılınç, Devrek’te CHP’li oluyor!
Çaydeğirmeni’ne geçince AK Partili oluyor!
Bu nasıl oluyor?
Serdar Kılınç, seçim döneminde Çetin Bozkurt’un gösterdiği bireysel işleri yapıp, Devrek Belediyesi’ne 1 milyon liraya yakın fatura kesmiş!
İçişleri Bakanlığı Müfettişleri, yapılan işleri ve kesilen faturaları kuşkulu bulmuş!
“Çetin Bozkurt ile Serdar Kılınç’tan parayı tahsil edin” demiş!
Çetin Bozkurt, ayağında kelepçe evde yatıyor!
Serdar Kılınç, Çaydeğirmeni Belediyesi’ne iş yapıyor!
Hayırlara vesile olur inşallah!

Kıssadan Hisse: Hikmet!

Bir hükümdarın oğlu attan düşmüş ve boyun kemikleri birbirine girmişti.
Öyle ki, boynu, fil boynu gibi gövdesine batmıştı. Başını çevirebilmek için bütün gövdesini döndürüyordu.
Memleketindeki bütün tabipler tedavisinde âciz kaldılar. Yalnız komşu ülkedeki bir tabip, başını eski hâline getirebildi ve damarlarıyla kemiklerini düzeltti. O tabip olmasaydı şehzâde sakat kalacak, belki de ölüp gidecekti.
Şehzâde iyi olduktan sonra, onu tedâvi eden tabip, şehzâde ve hükümdârı ziyarete gitti. Kadirşinaslıktan zerre kadar nasibi olmayan nankör hükümdarla vefâsız şehzâde, ona hiç yüz vermediler. Tabip, hâlini onlara belli etmese de, kendisine revâ görülen bu nâhoş muâmele sebebiyle bir hayli üzüldü, incindi. Hükümdarla şehzâde utanacakları yerde tabip utanarak başını yere eğdi. Kalkıp giderken şöyle mırıldanıyordu:
“Ben onun boynunu çevirip eski hâline koymasaydım, bugün yüzünü benden çeviremezdi.”
Tabip, gördüğü bu hakâret karşısında, hükümdarla oğluna bir hikmet dersi vermek üzere şehzâdeye bir tohum gönderdi ve şu haberi yolladı:
“Şehzâde bunu buhurdana koyup yaksın. Çok güzel ve şifalı bir tütsüdür.”
Şehzâde tabibin gönderdiği o tohumu yaktıktan sonra dumanından aksırdı. Aksırınca başı eskisi gibi çarpıldı. Hükümdârın emriyle tabibi çok aradılar, fakat bir türlü bulamadılar. Kendisinden özür dileyeceklerdi. Ne çâre ki, iş işten geçmişti.