Bir &[#]8220;Yerli Malı Haftası&[#]8221;nda daha Türk malı üretiminin ve tüketimin önemine dikkat çekiyoruz.


Hafta başından itibaren okullarda bu doğrultuda çeşitli etkinlikler düzenleniyor.


Ağaç yaşken eğilir misali öğrencilere yerli malı bilinci aşılanıyor.


İlkokul yıllarımı hatırlıyorum da Yerli Malı Haftaları&[#]8217;nda evlerimizden getirdiğimiz ürünlerle sınıflarda sofralar kurar, yemekli kutlamalar yapardık.


1970&[#]8217;li yıllardan, yani 35 sene öncesinden bahsediyorum.


Bu haftayı kutlamaya başlayalı herhalde en az 50 sene olmuştur.


50 seneden beri olumlu yönde değişen hiçbir şey yok.


Yerli malı konusunda ileri gideceğimize geri gidiyoruz.


Hani hafta kapsamında yapılan konuşmalarla ve düzenlenen etkinliklerle yerli malı bilinci aşılanıyor demiştik ya bu bilinç bizde henüz tam olarak gelişmediğine göre bu aşı tutmuyor demek ki.


Yapılan onca etkinliğe, basın açıklamasına, yayımlanan mesaja, kısacası söylenen onca söze rağmen canım Türkiye&[#]8217;mde yerli malı kullanımı yabancı mal kullanımının önüne bir türlü geçemedi.


Biliyorsunuz bizde öteden beri İngilizce hayranlığı var.


Türkçe&[#]8217;ye vermediğimiz önemi İngilizce&[#]8217;ye veriyoruz, bu dili öğrenmek için can atıyor, birbirimizle yarış ediyor, bunu büyük bir ayrıcalık olarak görüyoruz.


Aynı tablo karşımıza yabancı mal konusunda da çıkıyor.


İngilizce&[#]8217;ye düşkün olduğumuz gibi yabancı mallara da çok büyük ilgimiz, düşkünlüğümüz var.


Adidas, Levi&[#]8217;s, Nike, Converse ve Pierre Cardin gibi tanınmış yabancı markalarla giyinip kuşanmaktan mutluluk duyarız.


Gıda maddeleri de öyle.


Marketlere gidin bakın.


Ne kadar çok yabancı ürün var görün.


Oyuncak sektörüne de bakın.


Memlekette Çin malı oyuncaktan bol bir şey yok.


Hani Türk malı oyuncaklar?


Bizimkiler nerede?


Parfümeri, kozmetik ürünleri de hep yabancı.


Yerli malı araçtan çok yabancı malı araç var ve biz toplum olarak yabancı marka araçlara daha çok rağbet ediyoruz.


Bu memlekete taa Arjantin&[#]8217;den elma geliyor ve satılıyor.


Afrika&[#]8217;dan muz, İran&[#]8217;dan karpuz geliyor.


Arz ve talep olmasa gelmez.


Manavlarda ve marketlerde envai çeşit ithal sebze meyve var.


Yabancı çaylar, pirinçler, buğdaylar, arpalar, yağlar, peynirler de cabası.


Kendi yemeklerimizin adını doğru dürüst bilmezken yabancı yemeklere, risottolara falan bayılıyoruz.


İçki ve sigara da başka bir örnek.


Başta Marlboro olmak üzere özellikle yabancı sigaraya toplum olarak ne kadar çok düşkün olduğumuzu söylememe gerek yoktur herhalde.


Sanki yabancı sigaralar daha güzel zehirliyormuş gibi onları yerliye göre iki kat daha fazla para vererek satın alıyoruz.


Paramızı dışarıya vermeye, yabancı şirketleri zengin etmeye bayılıyoruz.


Yerli malı, yurdum malı; tamam iyi güzel de hani?


Yabancı ülkelere kızdığımız vakit onları protesto etmek için ürünlerini boykot ediyoruz ya bunu kızmadan da yapabilmeliyiz.


Ulusal çıkarlarımızı düşünmek ve onları ön planda tutmak için yabancı ülkelere kızmayı beklemek diye?


Yerli malı kullanımına öncelikle yöresel ürünlerden başlamalıyız.


Örneğin Bartın&[#]8217;da üretilen ürünleri tercih etmeliyiz.


Sonra Türk malına rağbet göstermeliyiz.


Bunun şovenistlikle falan bir alakası yok.


Yabancı malları satın alarak memleketi geliştirip kalkındıramayız.


Yerli malını üretmeliyiz, tercih etmeliyiz, satın almalıyız, istemeliyiz, talep etmeliyiz, tüketmeliyiz.


Yöremize, ülkemize sahip çıkmalıyız.



Bölgesel Kalkınma Projesi ve termik santral



Bartın, Zonguldak ve Karabük illerinden oluşan bölge için Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yıllar önce Fransızlara yaptırılan bir çalışma var.


Bölgesel Kalkınma Projesi adı altında yapılan çalışmaya dünya kadar para harcandı.


Bu çalışma tam 17 kitapta toplandı.


Bu kitaplarda bölge için hani bizim olmazsa olmaz gözüyle baktığımız turizmle kalkınma önerilmiyor.


Hazırlanan rapora göre bölgeye daha çok hippiler, parasız turistler geliyor.


Bartın&[#]8217;da ırmağın, tarihi evlerin, tarihi eserlerin korunamadığı belirtiliyor.


Dolayısıyla turizme soğuk bakılıyor.


Buna karşılık başta kömür olmak üzere yer altı zenginliklerine dikkat çekiliyor ve bu zenginliğin mutlaka değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.


Bu proje açıklandığında; Eşsiz doğal güzelliklerle tarihi ve turistik değerlere sahip olan yöremizde turizmin geri plana itilmesi bize çok şaşırtıcı gelmişti.


Yıllar önce bu çalışmayı eleştiren yazılar yazdığımızı hatırlıyorum.


Bir dostumuz bize bu çalışmanın termik santralle çok büyük ilgisi olduğunu söyledi.


Ona göre Bartın&[#]8217;ın gündeminde yıllardır var olan termik santrallerin temelinde bu bölgesel kalkınma projesi var.


Hani biz burada tarih var, turizm var, turizmle kalkınacağız, turizm olan yerde santral olmaz diyoruz ya devlet bizim gibi düşünmüyormuş.


Dostumuz, Devletin Planlama Teşkilatı (DPT), Fransızlara yaptırdığı Bölgesel Kalkınma Projesi&[#]8217;nde özellikle Bartın yöresine turizmi önermeyerek, santrale zemin hazırlıyor diye konuşuyor.


Bartın, Zonguldak ve Karabük illerine bölge gözüyle bakılıyor.


Bir bütünün parçası olan bu üç ilin sorunları birlikte ele alınıyor.


Ankara bu bölgenin sorunlarını Bölgesel Kalkınma Projeleri ile çözmek istiyor.


Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı da zaten bu yüzden kuruldu.


Devletin Çevre Düzeni Planı Bartın&[#]8217;ı turizm ve deniz ürünleri alanı olarak gösteriyor Filyos&[#]8217;u sanayi bölgesi olarak gösteriyor.


Devletin Bölgesel Kalkınma Planı da başka şeyler söylüyor, gösteriyor.


Dostumuza göre termik santral tartışmalarının bitmesi için bölge için yıllar önce yaptırılan Bölgesel Kalkınma Projesinin dikkate alınmaması gerekiyor.


Dostumuz &[#]8220;Yoksa Hattat gider başkası gelir, bu tartışmalar bitmez, yıllar boyu devam eder&[#]8221; diyor.


Bu görüşler bize mantıklı geldi.


Buna göre Bölgesel Kalkınma Projesi, termik santralin Hattat Holding&[#]8217;in değil devletin projesi olduğunu gösteriyor.


Biliyorsunuz enerjide dışa bağımlılığı gidermek ve enerji açığını kapatmak için yurt çapında çok sayıda santral planlanıyor.


Amasra&[#]8217;da kurulmak istenen termik santral de bu planlamanın bir parçası.


Termik santral tartışmalarının daha uzun yıllar biteceğini sanmıyoruz.