Ekonomik kriz yerel basını ciddi biçimde etkiliyor.


Ereğli Gazeteciler Derneği, ilçede yayın yapan gazetelere sekizer top kağıt dağıtmış.


Krize ilaç olsun diye.


Olur mu?


Aslında olmaz.


Moral açıdan olumlu bir hareket.


Zonguldak merkez de durum çok daha kötü.


Tonerini dolduramayan, kâğıt alamayan, vergisini ödeyemeyen, sigortasını yatıramayan, çalışanının parasını ödeyemeyen gazetelerin sayısı günden güne artıyor.


Farkındaysanız son bir ay içinde yerel basında muhabirler bir o gazeteye, bir bu gazeteye savruluyorlar.


Meslektaşlarımızın maaşlarını alamadığını, evlerine ekmek götüremediğini duyuyor, üzülüyoruz.


Eski bir basın çalışanı olarak, kendimi hala ´çalışan´ gibi görüyorum ve üzülüyorum.


Bende Pusula Gazetesi´nde çalışanlar gibi ücret alıyorum.


Yani kasaya giren para, bizim cebimize girmiyor.


Herkes hak ettiği kadarını, hatta bazıları hak etmediği kadarını belirlenen günlerde alıyorlar.


Eksik olanını özel çabayla kapatıyoruz.


Yıllarca 10-12 gazete patronuyla çalıştım.


Asıl işi gazetecilik olmayanları konuşmaya gerek yok.


Ama gazeteci patronlar hep plansız-düzensiz çalışıyorlar.


Aldıkları paranın tümünü kendilerinin sanıyorlar.


Har vurup, harman savuruyorlar.


Çalışana gelince ´Yok´ diyorlar.


Pusula´da çalışan herkes bugüne kadar parasını eksiksiz, gününde aldı.


Bugün Zonguldak´ın en büyük haber merkezi Pusula´da.


En rahat çalışma ortamı Pusula´da.


Kağıt, kalıp problemi olmaz.


Çay problemi olmaz.


Anadolu Ajansı, İha ve CHA´ya aboneyiz.


Bana göre en iyi muhabirler Pusula´da.


En çok okunan yazarlar Pusula´da.


En iyi Genel Yayın Yönetmeni de Pusula´da.


Muhabirlerin haberi sansürlenmez.


Yazarlarına ambargo konulmaz.


Gazete patronunun hakkında bile yazı yazılır, yorum yapılır.


Bu şartları hazırlamak ve sürekliliğini sağlamak için gece-gündüz çalışıyoruz.


Ve size acı bir itirafta bulunmak istiyorum:


Meslek hayatım boyunca Pusula gibi bir gazetede çalışmadım.


Arkadaşlarıma ise her zaman şunu söylüyorum:


"Siz benim hayalini kurduğum gazete de çalışıyorsunuz."


Biz de muhabir haberini yapar, fotoğrafını çeker, işine bakar.


Eskiden öyle miydi?


Biz gazetenin kâğıdıyla da uğraşırdık, kalıbıyla da, dağıtımıyla da.


Süper haber yapardık, ertesi sabah gazete dağıtılmazdı.


Niye? Dağıtıcı parasını alamamış, işi bırakmış. Elektriklerimiz kesilirdi, telefonlarımız kapalı olurdu. Bugün ulaştığımız şartları sağlamak için saçımızı ağartıyoruz.


Bazen öyle yanlışlar oluyor ki, "Saçımızı boşuna mı ağartmışız" diyoruz.


Bir itiraf da daha bulunayım.


"Ben, Pusula´nın sahibi olacağına Genel Yayın Yönetmeni, Yazı İşleri Müdürü, Haber Müdürü, Muhabiri olmayı elli kere tercih ederim. Bugün kazandığım parayı zaten kazanıyordum. Ben aylık dergi çıkartırken de altımda araba vardı, kira da vermiyordum. Günlük bir gazeteyi, hele hele resmi ilan alan bir gazeteyi yönetmek zor. Tabi ki, çalışanların maaşlarını verirsen, vergi-sigortasını düzgün ödersen zor. Ama aldığın parayı cebine koyarsan, çalışanının hakkını vermezsen, gazete patronluğu süper bir iş. Havası bol. Hala haber yazmaktan büyük keyif alıyorum. O yüzden arkadaşlarıma, "Çalıştığınız kurumun kıymetini bilin" diyorum. Unutanlara hatırlatıyorum. Gazipaşa Caddesi işsiz, maaşını alamayan meslektaşlarımızla dolu. Ve biz her gün onlardan bir-ikisinin sorununu dinlemek zorunda kalıyoruz."