Kendi kendimize anlatacak değildik.
Yazdılar, şimdi biz de yanıt veriyoruz.
Hani şu "şantaj yapıyor, rüşvet alıyor" diye yayın yapıyorlar ya...
Biz, bu paraları alıyorsak, paralar nerede?
Bağ-Kur ve SGK borcumuz neden var?
Banka kredilerimiz neden bitmiyor?
Bazıları gibi şirket değişikliği yapıp, vergi ve sigorta ödemekten de kaçmıyoruz!
Bankalardan kredi çekiyoruz... Paşa paşa ödüyoruz.
Biz de bilirdik, milletin üzerinden kredi çekip geri ödememeyi!
Sonra gidip o kişiyi bir işe yerleştirmeyi!
Ya da işe yerleştirdiklerimizin üzerine kredi çektirmeyi!
Ama böyle bir şeref eksikliğini kendimize yediremezdik.
32 yıldır onlarca işsizin iş bulmasına aracılık ettik.
Bir kişi de çıksın desin, "Bizim üzerimizden kredi çekti, bizden para istedi" diye...
Bugün itibariyle buradan tüm dünyaya ilan ediyoruz...
Bizim hakkımızda kim şantaj yaptığımızı, rüşvet aldığımızı iddia ediyor, konuşuyor veya yazıyorsa; namussuz, şerefsiz ve erkeklerden para alarak karşılığında onların cinsel zevklerine hizmet eden, bu işi meslek edinmiş olan kadınların çocuğudur!
Yeni günde, yeni bir mücadeleye hazır olduğumuzu tüm dünyaya ilan ediyoruz...
Gazamız mübarek olsun...
Allah, yardımcımız olsun.

İşe koydu, kredi çektirdi!
Mustafa Özdemir, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi'ne taşeron olarak işe koyduğu Z.K.'ye 25 bin lira kredi çektirip ödemedi!
Z.K., o tarihte olayı doğruladı, "Abi, işimden olmayayım" dedi.
Z.K. artık kadroda, işinden olma ihtimali kalmadı, yazabiliriz!
Mustafa Özdemir'in TOKİ'den aldığı evin peşinatlarını da arkadaşları eşten-dosttan toplayıp öyle ödedi!
Parayı toplayanlardan ve ödeyenlerden bizzat dinledim!
Aylarca ödemediği TOKİ taksitlerini de, eline benzin bidonu verdiği çocuk, kendini belediye önünde yakmak isterken fotoğraf çektiği için cezaevine girince, yine arkadaşları ödedi!
Ama sorsanız, siyasetçiler işe koydukları adamlardan para alıyorlar, değil mi Mustafa?
Mustafa Özdemir, Ahmet Öztürk'ün üzerinden kredi çekip ödemedi. Öztürk'ü, önce Turyapı'da işe koydu. Turyapı batınca, Çaycuma Belediyesi'ne başlattı!
Ahmet Öztürk'ten dinledim...
Çıksın "yalan" desin!

Bu haberleri kim yaptı?
Bazı gazeteciler, "Ali Rıza Tığ'a kim 'dur' diyecek?" şeklinde başlıklar atıyor.
Bu yorumları yapan, soruları soran ve kendisini "gazeteci" sanan kişilere soruyorum:
1- Sami Aydın'ın, Hazine ve TTK arazisi üzerine kaçak olarak inşa ettiği, imar barışından yararlanamadığı, işyeri açma ve çalışma ruhsatı olmadığı halde TTK Memurlar Derneği Lokali'nde nasıl düğün yaptığını neden merak etmiyorsunuz?
2- Yasin Hamzaçebi, bankaları, piyasayı dolandırırken, haber yapmak yerine para almayı tercih ettiniz! Zimmetten 20 yıl, nitelikli dolandırıcılıktan 13,5 yıl hapis cezası alan Yasin Hamzaçebi'nin neden hala yakalanmadığını merak etmiyorsunuz?
3- Müteahhit Ali Bulut, siyasetin de desteğiyle İl Özel İdaresi'nde çok fazla iş aldı. Sonra patladı. Özel İdare kasasından teminat mektubu çalındı! Teminat mektubunu kimin çaldığını neden merak etmiyorsunuz?

Zirvede rüzgar sert eser!
Fatih Terim, "Hayat böyle bir şey. Eğer yukarılardaysanız, yalnızsınız. Eğer çok başarılıysanız; düşmanlarınız da, muhalifleriniz de artıyor" demişti.
Zonguldak'ta kimi köşe yazılarını alıp benim köşemde yayınlasak, yer yerinden oynar!
Bunu Osman Sav'ın, Murat Uzun'a attığı iftirada gördük!
O nedenle, böyle çalkantılı günlere alışkınız biz.
Demir ne kadar yüksek ateşe maruz kalırsa, suyla buluştuğunda o derece sertleşir.
Öyle üç-beş kişinin yazması, sivil toplum örgütü, siyasetçi, imar kaçakçısı, nitelikli dolandırıcısıyla baş edecek güce sahip olmasak, bu şehirde 32 yıldır gazetecilik yapıp, 20 yıl zirvede kalabilir miydik?
Herkes, elinden geleni yapsın...
Biz; dimdik, bir çelik gibi buradayız.