Zonguldakspor Futbol Kulübü’nün iç saha maçlarında, kulübe hiç katkısı olmayanların koştura koştura şeref tribününde yer kapmaları sizi rahatsız etmiyor mu?
Kulüp yönetimi, şeref tribününde oturmak isteyenlere VIP bilet bastırmalı!
2 bin 500 lira veren şeref tribününde oturmalı!
Ayda iki maç!
5 bin lira yapar!
Bakın yemin ediyorum, şimdi şeref tribününde oturanların çoğu oturmaz!
Maç günleri Fener semtinden geçmezler!
Böylece bütün Zonguldak kimin parasının, kimin şerefinin olmadığını anlamış olur!
Zonguldak markasının bu kadar ucuz kullanılması doğru değil!
Hele kerameti kendinden menkul siyasetçilerin!
Zonguldak’a, Zonguldakspor’a hiçbir katkıları yok!
Ama şeref tribününde oturup bedavadan ‘şeref’leniyorlar!
Zonguldak değerli ve kutsal bir markadır!
Zonguldaklı olmayanların, Zonguldak markasını bu kadar ucuz kullanmasına şiddetle karşıyız!
At sahibine göre kişner
AK Parti Zonguldak Milletvekili Saffet Bozkurt, “Ereğli ve Alaplı’da yaptığımız köprülerle, adımız Köprülü Saffet Vekile, Saffet Paşa’ya çıkacak” diyerek espri yapıyor!
Zonguldak Merkez’de AK Parti Zonguldak Milletvekili Muammer Avcı’nın adı Köstekçi Muammer Paşa’ya çıkmak üzere!
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen Kozlu Sahili Kıyı Yapıları ve Balıkçı Barınağı Mendirek İnşaatı İhalesini, 99 milyon 323 bin 77 lira teklif veren CEZE Yapı kazanmıştı.
Saffet Bozkurt’un takibi ile ihalesi yapılan bu iş ne hikmetse iptal edildi!
Sonra yeniden ihale edildi!
Rakam 200 milyona çıktı!
İhaleyi alan firma henüz yeri teslim almadı!
Fırına geçtikten sonra alacakmış!
Demek ki “Fırtına biraz daha zarar versin, işe ondan sonra başlayalım” diye düşündüler!
Ereğli-Alaplı ve Çaycuma’da böyle olmuyor!
Para yoksa bile müteahhitler çalışıyor!
Ahmet Çolakoğlu ve Saffet Bozkurt, seçim bölgelerinde müteahhitlere nefes aldırmıyorlar!
Zonguldak Merkez’de ise müteahhitler kafalarına göre çalışıyorlar!
At sahibine göre kişnermiş!
Muammer Avcı’nın atı yatıyor!
31 santim!
Karayolları Genel Müdürlüğü, Zonguldak Belediyesi sorumluluk alanı içindeki çevre yoluna iki üst geçit yaptı!
Üst geçitlerin merdivenleri eleştiri konusu oldu!
Merdivenler 25 santim imiş!
AK Parti Zonguldak Milletvekili Muammer Avcı’nın çabaları ile mesafe 30 santime çıkarılmış!
Avcı, bunun için video çekip sosyal medya hesabından paylaşmış!
Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem’in 31’i bitirip 32’sinden gün alan işsiz oğlu Emirhan olsa bu ölçü en az 31 olurdu!
Emirhan, Zonguldak Belediyesi’nin liman arkadasında yaptığı çalışmayı her gün bir şantiye şefi gibi yerinde incelemişti!
Beton, ilk dalgada kalktı!
Olsun, seneye 31 santim kalınlığında bir beton dökerler, sorunu çözerler!
Akın Kavi’nin son dalı!
Akın Kavi’yi eşi ve çocukları ile Gazipaşa Caddesi’nde gezerken, bir mekanda yemek yerken gören oldu mu?
Akın Kavi, tefecilerden korkusuna evini bir gecede toplayıp Zonguldak’ı terk etti!
Ancak tapusunu tefecilere verip, anlaşınca geri dönebildiler!
Parayı ödeyince tabuyu alabildi!
Tabii ki evi kendi üzerine alamadı!
Akın Kavi, kendi adına bankada hesap açamıyor, telefon hattı bile çıkaramıyor!
Para aldığı biri Akın Kavi’ye kuru sıkı tabanca ile ateş etti!
Akın Kavi, Soğuksu’dan geçerken korkudan polis otosunun arkasına yattı!
Bahçesine gelenlere kuru sıkı çekti!
Belinden alıp kafasını kırdılar!
O kadar olay yaşadım!
Bir kere Zonguldak’tan kaçmak aklıma gelmedi!
Her gün işimin başında oldum!
Zonguldak’ın en etkili gazetesini, en çok okunan internet sitesini, en çok izlenen televizyonunu kurdum!
Pusula’yı kurulduğu andan itibaren bir numaraya yaptım!
Akın Kavi’nin kendisinin kurup ayakta tuttuğu tek bir iş var mı?
Ona sattığım, parasını beş yılda zor aldığım televizyonu batırdı!
Şu an internetten bile yayın yapamıyor!
İnternet sitesi yerlerde sürünüyor!
Akın Kavi’ye karşı üç ayrı dava kazandım!
Üzerinde kayıtlı bir mal olmadığı için karısının yanında çalışıyor görünüyor!
Akın Kavi’nin maaşına haciz koydurdum!
Üçüncü haciz işlemiyle 31’inci sıraya girebildim!
Rahmetli babasından annesine geçen, annesi vefat ederse Akın Kavi’ye geçecek olan hisselerden sıraya girmek istedim!
Orada devlet bizden önce davranmış!
Akın Kavi’ye kalacak ve oradan çocuklarına pay edilecek mirasa devlet alacakları nedeniyle tedbir koymuş!
Akın Kavi’nin hayatı bu!
Ama konuşurken, yazarken, sevgili peygamberimiz Hazreti Muhammet’in son peygamber olduğunu bilmesek bizi peygamber olduğuna inandıracak!
Akın Kavi’nin nasıl bir insan olduğunu en yakın dostu Mustafa Özdemir anlatsa, biz de dinlesek!
Çöplükte yaşananları… İki kişinin daha tanık olduğu o çirkin, ahlak dışı olayları!
Yıllar önce trafik polisinden borç olarak alınıp hala ödemeyen 100 gram altını!
Ve sonra üzerinden kredi kullandığı kadınları!
Sadece hafriyat yazmıyoruz yani!
Akın Kavi’nin Muammer Avcı ile olan ilişkilerini!
Şoförlüğünü yaptığı Muammer Avcı ile aralarının neden açıldığını?
Konu çok!
Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem, Akın Kavi’nin tutunduğu son daldır!
Kopardığı her yaprak kardır!
O nedenle bize saldırıyor!
Tahsin Erdem için kendini siper ediyor!
Karşılığını hafriyat işiyle aldı!
Yeni işlere yelken açtı!
Kıssadan Hisse: Hayatın pompası
Bir gün, bir adam çölde kayboldu.
Yanına aldığı azıcık yiyecek ve su çoktan tükenmişti. İki gündür bir damla su bile bulamadan umutsuzca dolaşıyordu.
Biliyordu ki, çok yakında su bulamazsa, birkaç saat içinde hayatı sona erecekti.
Ama içinde hâlâ küçük bir umut kıvılcımı yanıyordu. Bu yüzden aramaya devam etti. Vazgeçmedi.
Belki bir yerde su bulabilirim diye düşünüyordu.
Tam o sırada, uzakta bir kulübe gördü.
Önce bunun bir serap olduğuna inandı. Zaten daha önce de çöl, gözünü aldatmıştı…
Ama bu kez inanmaktan başka seçeneği yoktu. Bu, onun son şansıydı.
Kalan son gücünü toplayarak kulübeye doğru yürüdü.
Yaklaştıkça, umudu büyüdü.
Ve nihayet… Kulübe gerçekten oradaydı.
Ama yaklaştığında gördü ki, burası yıllardır terk edilmişti.
Yine de içeri girdi. Belki biraz su bulabilirim diyerek…
Ve işte o an, bir el pompası gördü.
İçini yepyeni bir enerji kapladı, koşarak pompanın başına gitti ve su çekmeye başladı.
Ama hiçbir şey çıkmadı. Pompa kupkuruydu, uzun zamandır kullanılmadığı belliydi.
Yıkılmıştı. Yere yığıldı. Bu sondu, diye düşündü.
Tam o sırada, tavana bağlı bir şişe fark etti.
Zorlukla uzanıp aldı. Tam içecekti ki, şişenin üzerinde bir not olduğunu gördü.
Notta şunlar yazıyordu: “Bu suyu pompayı çalıştırmak için kullan. Ve lütfen… Sonra şişeyi tekrar doldur, senden sonra gelecek yolcu için.”
Bir anda korkunç bir tereddüt yaşadı. Bu suyu içip canını mı kurtarmalıydı?
Yoksa bütün umudunu pompanın çalışacağına bağlayıp suyu içine mi dökmeliydi?
Aklından binbir düşünce geçti.
Ya pompa işe yaramazsa?
Ya yeraltı suyu bitmişse?
Ya bu not doğru değilse?
Ama ya gerçekten çalışırsa ve bol su çıkarsa?
Uzun uzun düşündü. Ve sonunda, notta yazana güvenmeye karar verdi.
Titreyen elleriyle suyu pompanın içine döktü…
Ve pompalamaya başladı, tek gücü; içindeki umuttu.
Birkaç denemeden sonra…
Su fışkırdı! Soğuk, temiz, bolca!
Doyasıya içti. Bedeni canlandı, zihni açıldı, yüreği yeniden yaşama sevinciyle doldu.
Sonra notta yazdığı gibi, şişeyi tekrar doldurdu ve tavana astı.
Tam çıkmak üzereyken, başka bir şişe fark etti — cam bir şişe.
İçinde bir kalem ve bir harita vardı.
Harita, çölden çıkışı gösteriyordu.
Yolu ezberledi, haritayı yerine koydu, mataralarını doldurdu ve yola koyulmak üzere kapıdan çıktı.
Ama birkaç adım sonra durdu.
Geri döndü. Düşündü. Sonra kalemi aldı ve notun altına şunu yazdı:
“İnan bana… bu pompa çalışıyor.”
Bu hikâye hayattan bahsediyor. Bize şunu öğretiyor:
Ne kadar zor durumda olursak olalım, umudu asla kaybetmemeliyiz.
Ve bazen hayatta, büyük bir şeye ulaşabilmek için, en kıymetli olanı feda etmemiz gerekir.
Tıpkı adamın, elindeki son suyu pompa için kullanması gibi.
Bu hikâyede su; bilgi, sevgi, para ya da inanç gibi en değerli şeyleri simgeliyor.
Ve bu şeyleri elde etmek için önce harekete geçmemiz, vermemiz, inanmamız gerekiyor.
Tıpkı hayatın pompasına su dökmek gibi.
Çoğu zaman, hayat bize verdiğimizden çok daha fazlasını geri verir.
Ayrıca şunu da hatırlatıyor: İyilik bulaşıcıdır.