Zonguldak İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Recep Demirtaş, 5 Haziran 2014 tarihindeki sel felaketi sonucu yıkılan Devrek’teki Çolakpehlivan Köprüsü ihalesi haberiyle ilgili olarak kendisini arayıp görüş isteyen arkadaşımız Öznur Güneş’e, “Takmayın kafanızı, boş verin. İt ürür, kervan yürür. Hiç umurumda değil. İstediğiniz gibi yapın, mahkemeler orada, gidin suç duyurusunda bulunun. Kamuoyunu aydınlatmak istemiyorum, siz kamuoyunu daha iyi aydınlatıyorsunuz, boş verin” şeklinde açıklama yapmış.

Recep Demirtaş’ın ağzının bozuk olduğunu yıllardır bilirim.

Ama bir bayanla böyle konuşulmayacağını da hatırlatmak isterim.

Sayın Valimiz Ali Kaban’ın Recep Demirtaş’ı üslup konusunda uyarmasını bekliyoruz.

Ve Recep Demirtaş’ın yaptığı son ihalelerin de incelenmesini talep ediyoruz.

Köprü çökmüş, beş ay sonra davetiye usulü ihale yapıyorsun.

350 gün süre veriyorsun. Bu iş acilse, niye beş ay sonra ihale yapıldı? Niye 350 gün süre veriliyor? Kırım niye 7,56? Bu ihale ilanla yapılsa, kırım en az yüzde 40 olmaz mı?

Recep Demirtaş, sağda-solda “burs parası”ndan söz ediyor. Bu ne bursu, ne kursu?

Sayın Valimiz Ali Kaban’ın bu konulardaki hassasiyetini biliyoruz.

Gereğini yapacağına da inanıyoruz.

Daha güzel işler…

Pusula TV’nin yayın hızı sürüyor.

Saat 11.00’da başlayan haberler, saat başı veriliyor.

Ara haberler; 11.00-12.00-13.00-14.00-15.00-16.00-17.00’da ekrana geliyor.

Saat 18.30’da ise, Balca Aydoğdu ile ana haber başlıyor.

Saat 22.00 ve 00.00’da tekrarı giriyor.

Ve her gün mutlaka yeni bir program geliyor ekrana…

Arkadaşlarımızın heyecanını gördükçe, daha da umutlanıyorum “bu iş oluyor” diye…

Olacak da…

Yeter ki, siz izleyin, yeter ki destekleyin.

Daha güzel işler yapacağız…

Kıssadan Hisse: Kavanoz ve Elma…

Konfüçyüs, bazı insanlara bir şey öğretmenin en iyi yolunun, örneklerle göstermek olduğunu biliyordu. Bu yüzden sınıfın tam karşısına geçti. Eline bir vazo aldı, tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde bir elma vardı. Öğrencilerin meraklı bakışları arasında, elmayı vazonun içinde bıraktıktan sonra, vazoyu yere koydu ve şöyle dedi:

“Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı yiyebilir.”

Çocuklardan biri acıkmıştı, ilk o davrandı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalışıyor, ama başaramıyordu: "Elimi çıkaramıyorum!"

Konfüçyüs, “Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmediğin sürece, elini çıkarman mümkün olmayacaktır” dedi. Çocuk elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda zorunlu olarak bıraktı. Elini vazodan çıkardığında, yüzünde şaşkınlık okunuyordu. “Elmanın vazodan nasıl çıkarılabileceği konusunda sizin bir fikriniz var mı?” dedi.

Konfüçyüs, vazoyu yerden alıp ters çevirdi. Elma vazonun içinden yuvarlanıp avucunun içine düştü. Çocukların hepsi gülmeye başladı. Aslında o kadar basit bir şeydi ki bu! Konfüçyüs, "Fakat bu, göründüğü kadar basit değil" dedi. Elmayı havada tutuyordu konuşurken:

"Bazen bir şeyi gerektiğinde bırakabilmek, zor bir iştir. Onu bırakabilmek de bir beceridir. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız. Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz. Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst davranmıyorsanız, bu hilekarlığı hemen durdurmalısınız. İşte, ancak o zaman hedefinize ulaşabilirsiniz."

Günün Sözü:

Yaşlılıktaki mutluluğumuz veya mutsuzluğumuz, gençlikte yaptığımız işlerin ödülüdür.

Robert Browning