Cumhuriyet Gazetesi Zonguldak Temsilcisi Ali Ayaroğlu, TTK Genel Müdür Yardımcısı Fazlı Uncu’ya kıyak olsun diye TTK Genel Müdürü Muharrem Kiraz’ı eleştiriyor.
Ancak TTK’dan emekli, Zonguldak Makine Mühendisleri Odası eski Başkanı Tufan Telatar, Sözcü TV yayınına katılan Cumhuriyet Gazetesi Zonguldak Temsilcisi Ali Ayaroğlu’nu sert bir dille eleştirdi.
Cumhuriyet Gazetesi Zonguldak Temsilcisi Ali Ayaroğlu’nun Sözcü TV canlı yayındaki sözlerini eleştiren ve yanlışlarını düzelten Zonguldak Makine Mühendisleri Odası eski Başkanı Tufan Telatar, sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı: “Sözcü TV’deki konuşmanızı izledim.
Farklı görüşüm olarak, mantık ve bilgi açısından bazı düzeltmeler yapma ihtiyacı duydum.
1.’İşçiler zorunlu olarak izine çıkarıldı’ dediniz. Konuşmanızdan bütün işçiler anlaşıldı. Spiker özellikle bu şekilde anladı ve bunu vurguladı.
Düzeltme; sadece, 2025 yılından izni kalan yeraltı işçilerine izin kullandırıldı.
2. ‘İş Güvenliği Daire Başkanı bayan olamaz’ dediniz.
Şaşırdım, herhalde uyarı geldi ki yazınızdan çıkarmışsınız.
Düzeltme; Şu an görevdeki bayan Daire Başkanı mesleğinde yetkin, liyakat sahibidir ve meslek camiamızda da böyle bilinir. Bundan kimsenin şüphesi yok.
3.’TTK'nın Genel Müdürü Makina Mühendisi olamaz, Maden Mühendisi olmalı’ dediniz. Ve bunu, kurumun kötü gidişiyle ilişkilendirerek, kazaları çok yanlış bir şekilde, meslek branşına bağladınız.
Düzeltme ve mantık hatası; Genel Müdürlerin Maden Mühendisi olduğu dönemdeki, yıl olarak, 1983 Armutçuk, 1992 Kozlu, 2010 Karadon, 2022 Amasra Müesseselerinde meydana gelen grizu patlamaları sonucu sırasıyla; 106, 263, 30, 41 işçinin ölümüne yol açan büyük kazalarda, kurumun genel müdürleri Maden Mühendisleri idi. Oysa ki, Genel Müdür’ün Elektrik Mühendisi (sn. Hayrettin Soydaş) olduğu dönemde ne üretimde düşüş, ne de benzeri bir kaza yaşanmadı. O halde, bundan böyle Genel Müdürler Elektrik Mühendisi olmalı gibi bir çıkarım yapmak mümkün olabilir mi?
Ayrıca, müesseselerin kapanmasının nedeni eksiklikler Elektro-Mekanik yönünden belirlenmiştir ve bu açıdan da baktığımızda liyakat eksiği bulamazsınız.
4. Önceki, Halk TV bağlantınızda ‘TTK'daki üretim durmasından dolayı Erdemir ve Kardemir zor duruma düşer ve domino etkisi olur’ demiştiniz.
Düzeltme; Böyle bir şey olamaz..!
Sn. Ayaroğlu, lütfen selden kütük kapmayınız.”
Tufan Telatar, hem bir mühendis, hem bir eski TTK çalışanı, hem de Oda Başkanı olarak söylenecek ne varsa söylemiş!
Bize de konuyu haber yapmak ve bu köşeye alarak tarihe not düşmek kalmış!
TTK’da neler oluyor?
TTK’da üretim durunca bizim eleştiriler de durdu!
Düşene vurulmaz!
Ama lojmanında kedi/köpek besleyenlerle ilgili mutlaka işlem yapılmalı!
Bekliyoruz!
Biliyorsunuz köpeğinin kulübesine kalorifer peteği bağlatan kurum çalışanı vardı!
Kedisi için lojman tutan kadın kurum çalışanı vardı!
Mesaiye kurumda başlayıp, saat 10.00 gibi taksicilik yapan biri vardı!
Bu kişi, kurum içinde de odasında çalışan kadın için taksimetre açıyordu!
Ne kadar yazıyordu bilmiyoruz ama!
Bizim taksimetre çalışıyor!
Kronometre çalışıyor!
Yeraltında üretim duruyor!
Ama yerüstünde film/fırıldak bir türlü durmuyor!
Bizim meşhur Genel Müdür Yardımcımız geçenlerde yine kafayı çekmiş!
Gecenin kör karanlığında Yazı İşleri Müdürümüzü aramış!
Evelemiş, gevelemiş!
Aşırı alkolden dili ağzında şişmiş!
Yazı İşleri Müdürümüz ne dediğini anlayamamış!
Beni arasana ben onun dilinden anlarım!
Ama onun adına beni başkaları arıyor!
Kıramayacağım dostlarım arıyorlar!
Ama mesele, memleket meselesi!
Biz bu hikayede meze ya da çerez olmayız!
Henüz unumuzu elemedik!
Eleğimizi asmadık!
Asarsak söyleriz!
Havalar soğuk!
Deniz soğuk!
Giremiyoruz!
Yazı bekliyoruz!
Emirhan’a bak, Tahsin Erdem’i anla!
Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem’in Kanal Z Genel Yayın Yönetmeni Simge Kırlı ile yaşadığı diyalog etkinliğe damga vurdu.
Tahsin Erdem’in “Yayına çıkardıklarınıza neden mal varlıklarını sormuyorsunuz?” sözüyle başlayan tartışma ahlak sınırlarını zorladı!
Diyaloğa bakın?
“Simge Kırlı: Zonguldak’ın tek kanalı var. Canlı yayına çıkalım. Mal varlığınızı açıklayın.
Tahsin Erdem: Mal varlığımı niye açıklayayım? Siz de açıklayacak mısınız? Herkes açıklasın o zaman. Hem canlı yayın olacaksa bir tek siz yoksunuz. Elmas TV de var. Orada yapabilirim.
Simge Kırlı: Orası yayın yapmıyor. İnternet yayını yok. Nasıl canlı yayın yapacak? Hep kaçamak cevaplar veriyorsunuz başkanım.
Tahsin Erdem: Kaçamak ne demek? Doğru bir cevap değil. Gerekirse Elmas TV sosyal medya hesaplarından canlı yayın yaparız.”
Tahsin Erdem, bir kadın gazeteciye “Mal varlığımı niye açıklayayım? Siz de açıklayacak mısınız?” diyebilir mi?
Kadın gazeteci mal varlığını niye açıklasın?
Sen neyi merak ediyorsun?
Böyle saçma sapan bir diyalog olur mu?
Böyle nezaketsiz bir iletişim olur mu?
“Körle yatan şaşı kalkar” sözünün ne kadar gerçek olduğunu bir kez daha görmüş olduk!
Tahsin Erdem, en sık görüştüğü beş kişiyi değiştirmediği sürece ortalaması giderek düşecek!
“Bir kişinin ne olduğu, çocuklarının ne olduğuyla ilgilidir” sözü aklıma geldi!
Emirhan’a bak Tahsin Erdem’i anla!
Bu kadar basit aslında!
Kıssadan Hisse: Tecrübe
Çok eski zamanlardan birinde kötü bir âdet varmış. Yaşlılar artık iyice ihtiyarlayıp iş yapamaz duruma geldiklerinde ormana götürülür, orada yırtıcı hayvanlara bırakılırmış. Böylece zaten az olan yiyeceklerin, çalışan gençlere yetmesi sağlanmaya çalışılırmış. İhtiyarları belli bir yaştan sonra evde tutmak yasak olduğundan kimse yaşlı anne babasını evde gizleyemez, herkes komşusu görüp ihbar edecek diye korkarmış.
İşte bir gün yaşlılardan birini, oğlu ormana götürüp bırakmak istemiş. Kış mevsimiymiş. İhtiyar, oğul ve küçük torun beraberce ormana gitmişler. İhtiyarı bırakmış dönüyorlarmış ki, küçük torun oyuncak kızağını dedesinin yanında unuttuğunu fark etmiş. Babasına dönüp almalarını söylemiş. Babası umursamayınca da:
– Kızağımı almalıyım, yoksa sen yaşlandığında seni neyle ormana götürüp bırakacağım, demiş.
Oğul o an anlamış ki, ihtiyar babasının kaderi, yaşlandığında kendi kaderi de olacak. Dönüp babasının ellerini çözmüş. Alıp eve geri getirmiş. Samanlıkta saklayıp her gün ona gizlice yemek vermeye başlamış.
Bir süre sonra köyde hayvanlar arasında bir hastalık yayılmış. Hayvanlar birbiri arkasından ölüyormuş. İhtiyar oğluna şöyle demiş:
– Hastaları iyilerden ayır. Onlara şu şu otlardan ilaç hazırla. Sağlıklılara da şöyle şöyle yap.
Oğlan ihtiyar babasının dediklerini yapmış. Gerçekten de onun hayvanları arasında ölüm azalmış. Çoğu kurtulmuş.
Bayram geldiğinde her sene olduğu gibi, o sene de köy halkı kurbanlar kesmeye başlamış. İhtiyar oğluna şu öğüdü vermiş:
– Köyde hayvan çok azaldı. Senin de fazla hayvanın yok. Bu sene kurban kesme.
Gerçekten de bir iki ay içinde bütün köy, tarlalarda çalıştırılacak hayvan sıkıntısı çekmeye başlamış. Ama ihtiyarın öğüdünü dinleyen gencin hayvanı varmış.
İlkbahara doğru köyde artık ekmek yapacak tahıl bile kalmamış. Ama asıl sorun, tohumluk olarak kullanılabilecek kadar bile tahıl olmamasıymış. Tarlaya ne serpeceklerini, gelecek senenin mahsulünü nasıl hazırlayacaklarını bilemiyorlarmış. İhtiyar bu konuda da oğluna öğüt vermiş:
– Yavrum, ahırın çatısı samanla doldurulmuştur. Onları çıkar, yeniden döv. Oradan tohumluk buğday çıkarabilirsin.
Oğlan, ihtiyar babasının dediği gibi yapmış. Köyde tohumluğu olan tek aile onlar olmuş. Bütün köy halkı bu gencin büyücü olduğunu düşünmeye başlamış. Öyle ya, herkesin işi kötü giderken, bu evde garip bir şekilde kötülüklere bir çare bulunuyormuş.
Evi gözlemeye başlamışlar.
Sonunda da gerçek anlaşılmış, ihtiyar babanın hâlâ yaşadığı ortaya çıkmış.
Köylüler genci krala şikâyet etmiş. Kral önce yasalarını hiçe sayan gence kızmış. Ama olup bitenleri dinledikten sonra iyi ve yerinde bir öğüdün çok şeyi değiştirebileceğini kabul edip, ihtiyarlarla ilgili yeni bir kanun çıkarmış. Bundan böyle çocuklar, anne ve babalarına yaşlılıklarında bakacaklar. Onların gönlünü hoş tutacaklar. Çünkü onların hayat tecrübelerinden her zaman için öğrenebilecekleri şeyler var...