Zonguldak, bundan 70-80 yıl önce Türkiye’nin Küçük Almanya’sı idi.
Başta Karadeniz illeri olmak üzere çok büyük göç aldı!
Tenis kortundan, sosyal tesislere!
Kendi parası vardı, bankası vardı!
Ekonoma adı verilen küçük alışveriş merkezlerine kadar her şey vardı!
Kömür üretimi ve bu üretimi yapan önce EKİ, sonra TTK, kentin can damarı idi!
Zonguldak zamanla Küçük İstanbul’a döndü!
Hele son günlerde daha bir Küçük İstanbul oldu!
Mesela Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun imitasyonu gibi davranıyor!
Ancak Tahsin Erdem, Ekrem İmamoğlu gibi cesur değil!
Çok korkak!
Vizyonsuz!
Beceriksiz!
Benzerliklere bakalım!
İstanbul'da hafriyat işlerini tekeline alarak yıllık 200 milyon dolara yakın gelir sağlayan firari Murat Gülibrahimoğlu var!
Zonguldak’ta da Tahsin Erdem’in izin verdiği bir hafriyatçı var!
İstanbul ekibi özel uçak ile seyahat ediyor!
Zonguldak ekibi Filyos’ta filan siyah minibüs ile geziyorlar!
İstanbul ekibinde sulu/kuru her şey var!
Zonguldak ekibi sulu içiyorlar!
Viskiye Red Bull karıştırıyor!
İstanbul ekibinde çok güzel kadınlar var!
Zonguldak ekibinde büfeci hariç, orta yaş üstü yaşlı ve çirkin kadınlar var!
İstanbul’da başkan ile görüştürülen kadınlara para veriliyor!
Zonguldak’ta başkan ile görüşen kadınlar kandırılıp paraları alınıyor!
Zonguldak’takiler de İstanbul ekibi gibi alkol ve şans oyunlarını çok seviyorlar!
Biz izlemeyi sürdüreceğiz!
Bakalım Zonguldak ekibinin sonu İstanbul’a benzeyecek mi?
Muammer Avcı’ya uyarı!
AK Parti Zonguldak Milletvekili Muammer Avcı, seçildiği günden bu yana Ankara’da Amele Birliği Zonguldak Konukevi’nde kalıyor!
Maden işçilerinin tesisinde eğer ödeme yapıyorsa, sadece bin lira veriyor!
Haftada 3 gün kalsa ayda 12 bin lira!
Bilemedin 15 bin lira ödeme yapıyor!
Muammer Avcı’nın Milletvekili maaşı 273 bin 196 TL!
Emekli Milletvekili maaşı 177 bin 658 TL!
Aylık geliri 450 bin lirayı geçiyor!
Ama o hala günlüğü bin lira olan misafirhanede kalmayı sürdürüyor!
Zonguldaklılarla birlikte olmayı mı seviyor!
Yoksa geceliği bin lira olduğu için mi tercih ediyor!
Vallahi bilemedim!
Ama Muammer Avcı orada kalıyor diye misafirhaneye gidemeyen bir sürü insan var!
Ve ona tahsis edilen odada başka kimse kalamıyor!
Bakalım, bana söz verildi!
İlk fırsatta Ankara’ya gideceğim!
Muammer Avcı’nın kaldığı odayı isteyeceğim!
Odayı bize verebilecekler mi, göreceğim!
Muammer Avcı’ya tavsiyem şu!
TTK işçilerinin parasıyla yapılan bu tesisi gereksiz yere işgal etme!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, merhum Talip Avcı’nın oğlu olduğun için seni babanın hatırına Milletvekili yaptı!
Bedavadan Milletvekili oldun!
Geceliği bin lira olan misafirhanede kalmak sana yakışıyor mu?
Kendine bir ev mi tutacaksın!
Yoksa başka bir otelde mi kalacaksın!
Artık bu işe bir çözüm bul!
Ayıp!
Amele Birliği başkan ve yöneticilerini de sıkıntıya sokuyorsun!
Sor bakalım onlara!
O misafirhanede senden başka bu kadar uzun süre kalan bir Milletvekili olmuş mu?
Milletvekili kalıyor diye oda baştan sona yenilenmiş mi?
Bir oda Milletvekiline kapatılmış mı?
Bu soruları sor!
Cevaplarını al!
Sonra “Ben ne yapıyorum ya! Bu kadar da olmaz” de!
O misafirhaneden çık!
Bırak orada senin gibi aylık 450 bin lira maaş alanlar değil, 25-30 bin lira alan emekliler kalsın!
Zonguldak insanı kalsın!
Tahsin Erdem, kimin mal varlığını merak ediyor?
Haber olarak verdik!
Ama bu konunun bu köşede kalmasını ve tarihe not olarak düşülmesini istiyorum!
“Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle Kent Ormanı’nda düzenlediği etkinlikte gazeteciler ile bir araya geldi.
Tahsin Erdem’in Kanal Z Genel Yayın Yönetmeni Simge Kırlı ile yaşadığı diyalog etkinliğe damga vurdu.
Tahsin Erdem’e canlı yayın teklif eden Simge Kırlı, ‘Canlı yayın olacaksa bir tek siz yoksunuz. Elmas Tv de var.’ sözünü duyunca büyük şok yaşadı.
İşte egoların çarpıştığı o diyalog:
“Simge Kırlı: Başkanım canlı yayına çıkaralım sizi. Belediyeden, hizmetlerden konuşalım. Zonguldak’ın tek kanalı var.
Tahsin Erdem: Yayına çıkardıklarınıza neden mal varlıklarını sormuyorsunuz?
Simge Kırlı: Zonguldak’ın tek kanalı var. Canlı yayına çıkalım. Mal varlığınızı açıklayın.
Tahsin Erdem: Mal varlığımı niye açıklayayım? Siz de açıklayacak mısınız? Herkes açıklasın o zaman. Hem canlı yayın olacaksa bir tek siz yoksunuz. Elmas Tv de var. Orada yapabilirim.
Simge Kırlı: Orası yayın yapmıyor. İnternet yayını yok. Nasıl canlı yayın yapacak? Hep kaçamak cevaplar veriyorsunuz başkanım.
Tahsin Erdem: Kaçamak ne demek? Doğru bir cevap değil. Gerekirse Elmas Tv sosyal medya hesaplarından canlı yayın yaparız.
Simge Kırlı: Başkanım sosyal medyadan yeterince canlı yayın yapıyorsunuz zaten. Sosyal medya belediyeciliği yapıyor deyince kızmayacaksınız.”
Belediye Başkanı’nın, bir basın kuruluşunun yöneticisi ile böyle bir diyaloğa girmesi sizce doğru mu?
Sahibi Vakfıkebirli diye Elmas Tv’den yana tavır sergilemesi doğru mu?
“Yayına çıkardıklarınıza neden mal varlıklarını sormuyorsunuz?” demesi doğru mu?
Tahsin Erdem burada kimi kastediyor!
Yoksa son dönemde uzlaşmak istediği, sıcak mesajlar verdiği siyasetçiyi mi kastediyor!
Tay sevildiği çayırı özlermiş!
Bir süredir köşemizi meşgul eden tarama engelli, Nisan’dan sonra başka birini daha düşürmüş!
Eline geçirdiği ‘güç’ aracılığıyla çalıştığı işyerini topa tutmuş!
Eline geçirdiği ‘güç’te başka bir nedenden ötürü intikam almak istiyor!
“Tay sevildiği çayırı özlermiş” sözündeki gibi davranıyor!
Aslında “Beni yakarsanız, ben de sizi yakarım” diyor!
Şubat, Mart, Nisan!
Kaldı üç ay!
Erkeklerden para alarak karşılığında onların cinsel zevklerine hizmet eden, bu işi meslek edinmiş olan kadınların çocukları bir araya gelmiş!
O halde bizim de bu çocuklarla mücadele etmemiz gerekiyor!
Haydi bakalım!
Kıssadan Hisse: Kapıyı çalmayan adamdan kork
Yıl 1876. Osmanlı’nın son demleri. İstanbul’da bir konak. Paşa, konağın avlusunda oturur.
Kapının önünde sıraya dizilmiş insanlar vardır.
Herkes bir şey ister: İş, torpil, affedilme, para.
Bir adam hariç. Adam kapının önünde durur ama içeri girmez. Kapıyı çalmaz. Sesini yükseltmez.
Paşa fark eder:
— Sen niye bekliyorsun? der.
Adam başını kaldırır:
— Bir şey istemeye gelmedim.
Paşa sinirlenir:
— O zaman niye buradasın?
Adam sakin cevap verir:
— Gücünüzü görmek için.
Paşa güler:
— Gücüm ortada.
Adam başını sallar:
— Hayır.
— Güç, kapıyı çalmayana ne yaptığınızdır.
Avlu sessizleşir.
Paşa ilk kez ayağa kalkar.
Adamı çağırır.
— Gir içeri.
Adam geri çekilir:
— Girmem.
— Neden?
— Çünkü girersem sizin gücünüz değil, benim ihtiyacım konuşur.
Adam döner, gider. O gün paşa herkese iş verir. Herkesi memnun eder. Ama yıllar sonra paşa unutulur. O adamın adı da bilinmez. Ama o günden sonra İstanbul’da şu söz dolaşır: “Kapıyı çalmayan adamdan kork.”
Ve selam olsun…
Günümüzde de hâlâ kapıyı çalmayanlara.
Makam önünde eğilmeyenlere, onay dilenmeyenlere, “bir rica” ile var olmayı reddedenlere.
Sessiz kalan ama susmayanlara.
İçeri girmediği için kaybeden sanılan, ama dışarıda kalarak kendini koruyanlara.
Gücü alkışlamayan, gücü ölçenlere…
Selam olsun.
Çünkü her devirde azdırlar.
Ve tam da bu yüzden kıymetlidirler.