Bu kentte gazetecilik yapmak çok zor.
Bunun zorluğunu bizden daha iyi kimse göremez.
İşimiz gereği gündemi takip ediyoruz.
Söylemleri ve karşılığında yapılanları not ediyoruz.
Her şey kendiliğinden oluyor sanki.
Bunca sorun, bunca çözüm yolu ortada bizleri beklerken hala bazı şeyler olmuyor.
Acı bir gerçeği paylaşayım.
Kimsenin bu kentin sorunlarını öyle çok ciddiye alıp kendini hırpaladığı falan yok.
Son bir hafta içinde tanık olduklarımla buna bir kez daha inandım.
Siyasetin ve çözümün başında olanlara bakın.
Bir araya gelip "Yahu arkadaşlar bu işte ortak bir karar verelim" diyemiyorlar.
Örneğin Zonguldak´ın göbeğinde bir virane bina var.
Koca bir alan
Zonguldaklı mağdur.
Ama hala bir şey yapılamıyor.
Siyasetçi, Belediye Başkanları, Sivil insiyatif ve medya bir araya gelip bu işe bir ortak karar veremiyor.
Halk dert yanıyor.
Siyasetçi de dert yanıyor.
Ya nerede görülmüş böyle bir şey.
Allah aşkına.
Başka sorunlar var.
Yol, Zonguldak Limanı, Eğitim, Hastaneler, Turizm ve pek çok alanda ciddi açmazlar var.
Sahillerde herkes kafasına göre işler yapıyor.
Gelişi güzel herkes kafasına göre.
Ne imarın bir anayasası var, ve projelerin bir denetçisi.
Keyfe göre, şahsa göre.
Ve her alanda sorunları daha fazla büyütüyoruz.
Gözü kör olası Ankara´nın duasına muhtacız!
Yani Kayseri´nin kolayca çözdüğü sorunların üzerinde Topal Ayşe´nin tavuğu gibi eşelenip duruyoruz.
Herkes kendi çözüm önerisini diğerine benimsetmek peşinde.
Yahu gelin bir araya çoğunluğun kararına uyun.
Tartışın, tartıştırın.
Nerede.
Biz gazeteciler olmasa siyasetçilerin görüş falan belirteceği yok.
Yazık bizlere.
Çok yazık.
Eşelendikçe eşeleniyoruz.
Yemeyin artık bu numaraları!
Sorun siyasetçilerden önce vatandaşta.
Herkes işini yapmıyor.


Medya S.O.S veriyor


Zonguldak´ta bunca olup biten karşısında medyanın durumu da hızla kötüye gidiyor.
Medyanın sustuğu yerde halkın sesi iyice kısılacaktır.
Ben pek anlamam.
Eskiler daha iyi bilir.
Ancak çok seslilik çoğalmalı.
Demeç haberciliği yerine daha çok sorgulayıcı, irdeleyici habercilik yapılmalı.
Bizler her zaman iç içeyiz.
Farklı düşünür farklı yorumlayabiliriz.
Ancak Zonguldak Merkez ve ilçelerde iş kötüye gidiyor.


Başka Filyos yok


Sahillerde istila dönemi hızla devam ediyor.
Filyos Projesi´nin Filyos´a gerçekten yapılıp yapılmaması konusunda öndekilerin arkasına takıldık yıllarca.
Bazen bakıyorum. O güzel doğa ve tarih kokan koy sanayileşme olduğunda ne olacak. Yani bu koyu fabrikalarla doldurmak yerine fabrikaları iç bölgelere taşımak neden olmasın.
İşte sorun da bu?
Bunlara kim karar verecek.
Bu ülkenin sahilleri fabrikalarla dolup taşıyor.
Son bakir bölge Filyos.
Siyasi mekanizma Ankara´dan tamam derse yatırımcılar doluşuverecek.
Bu iyi mi kötü mü?
Yıllardır gazeteciler olarak acaba bizlerde bu ihanete çanak mı tutuyoruz fazla anlayıp dinlemeden.
Çünkü işin mantıklı yanı şu.
Sanayi kuruluşları iç ve verimsiz bölgelerde olmalı.
Oysa bizde tam tersi.
Avrupa artık bunu yapıyor.
Demiryolları ile limanlara ulaştırıyor.
Filyos gibi altında Karadeniz´in Efes´i üzerinde müthiş doğası olan yerlerde olmamalı.
En azından bu düşünce 100 yıldır devam etse de, kamulaştırma adına bunca para harcansa da güncel düşünceler ışığında yeniden değerlendirilmeli.
Çünkü başka Filyos yok.