Bizi,
Sert eleştiriyoruz diye,
Kamoyu önünde yargılatmak isteyenler oluyor.
Ona şikayet buna şikayet.
Halbu ki,
Biz işimizi yapıyoruz.
Bir de,
Hiç eleştirilmek istenmeyenler var.
Mesela Tahsin Erdem!
İstiyor ki,
Herkes onu alkışlasın.
Herkes onun yaptıklarına onay versin.
Kimse ‘şu yanlış’ demesin.
Sosyal medyacıları,
Başkanı çekip çekip,
Egosunu tatmin etsin.
İmamoğlu ön seçime girmeseydi,
Cumhurbaşkanlığı için,
Tahsin Erdem ön seçime girerdi.
Öyle bir egoist!
Ama bu iş böyledir.
Ne kadar egoist olursan,
O kadar eleştirilmek istemezsin.
Halbu ki bu yeryüzünde,
Hz.Muhammed bile eleştirilmiş.
Bir hikaye ile bitireyim.
Cahiliye devrinde,
Peygamberimiz Hz. Muhammet’i hicveden şiiirler söylenmiş.
Dönemin gazetecileri gibi düşünelim.
Tenkit ve eleştiriler şiir ile yapılırmış.
Tabi şair,
Sivri dilli.
Peygamberimiz için,
Sert şiirler yazmış.
Haliyle,
Müslümanlar kanadında büyük bir tepki toplamış.
İnanılmaz bir nefret var.
Mekke feth edildiği zaman,
İnsanlara intikam alınmayacağı yönünde,
Söz veriliyor.
Ama bunun yanında,
Dokuz kişi var ki,
Bunların görüldüğü yerde vurulması emri veriliyor.
Şair Ka’b b. Zuheyr de bunların içinde.
Çünkü pegramberi sürekli olarak hicvetmiş.
Düşünün ki Vahş’ı bile affediyorlar.
Vahş’ın affı duyulunca,
‘O bile affedildiyse bizi de affeder’ diyor şair.
Gizli gizli ve tedbil kıyafet,
Peygamberin çadırına giriyor.
Selam veriyor.
Peygambere diyor ki, “Ya Resulallah! Ka’b b. Zuheyr geldi. Dışar bekliyor. Huzura girmek, tövbe etmek ister” der.
Halbu ki dışarıda kimse yok.
Peygamber bakıyor ve gülümseyerek ‘Evet. Gelsin’ diyor.
Peygambe evet der demez Zuheyr ‘Ka’b benim’ der ve anında kılıçlar çekiliyor.
Böyle olunca peygamber ‘Durun ‘ diyor.
Kılıçlar havada kalıyor.
Zuheyr kılıçların gölgesinde peygamberin önünde diz çözüyor.
Ve meşhur kasidesini okumaya başlıyor.
Peygamber aruzun ritmine göre kafa sallayarak ritim tutmuş.
En güzel beytine gelince,
Peygamberin o sözler çok hoşuna gidiyor.
O beyit şudur, “Ya Resulallah! Siz Allah’ın öyle bir kılıcısınız ki o kılıçlar hakla batıl birbirinden ayırdı”.
Bu sözler peygamberin çok hoşuna gidiyor.
Ayağa kalkıp cübbesini Zuheyr’e veriyor.
Tabi sahabeler bunu iziyor.
Kalabalık dağılırken Hz. Ömer kendi kendine söyleniyormuş.
Hz. Ömer, “Yıllardır önünde kılıç sallarız ama iki beyitle hırkayı şair aldı”.
Sözün özü,
Eleştirilmeyecek kimse yoktur.
Bugün kötü gördüğünüzü,
Yarın baş tacı edebilirsiniz.
Hayatın ne getireceği bilinmez!
*    *    *    *    *    *    *    *    *
Geçtiğimiz günlerde,
Aslında yazmıştım.
Kaçak maden ocaklarında yaşanan vahşet,
İnsanlık onurunu ayaklar altına alıyor.
Kolektif bir cinayet demiştik.
Sadece ocak sahibi suçlu değil.
İşsizliğe mahkum eden,
Sigortasız çalışma zemini oluştran,
Ucuz iş gücü yaratmak isteyen,
Küçük ücretle,
Büyük sermaye kazanmak isteyen,
Aç gözlüler,
Haramzadeler de suçlu.
Tek başına işlenen bir suç değil bunlar.
Afgan işçi yakılır...
Zonguldak'ın Kilimli ilçesinde kaçak bir maden ocağında, elektrik akımına kapıldığı söylenen Yetkin Taş, bir araçla Kilimli Semt Polikliniği’nin önüne bırakılır ve ölür...
Mükellefiyet döneminde,
Dedelerimiz zorla madene sokulur.
Askere gideriz.
Yetmez ocağa gireriz.
Yetmez,
Kentimizin en güzel yerleri,
Şehir dışından gelenler tarafından işgal edilir.
Beycuma’da Ölüm Kavşağını yapacağız diye,
Zorunlu Kamulaştırma kararı ile,
Arziler ucuza kapatılır.
Yetmez Filyo Endüstri Bölgesinin artıklarını,
Santrallerin dumanlarını,
Zonguldaklılar solur!
Sonra da,
Öz yurdunda Zonguldaklılar parya muamelesi görür!
Olacak iş mi?
Zülum hep Zonguldaklılara!
Ama bakıyorum da,
Zonguldaklı sermaye de,
Zonguldaklı entelektüeller de,
Bu duruma bir tepki göstermiyor.
Bir kamuoyu da oluşmuyor.
Bir Ali Rıza Tığ yazıyor.
Bir ben yazıyorum.
Sonra da biz ‘Şovenist’ oluyoruz.
Bizim de kendimizi sorguya çekmemiz gerekiyor.
Bu zulme sessiz kalınıyor.
Manidar bir hikaye ile bitireyim.
Padişah bir gün gariban köylüleri test etmek istemiş.
Yüklü br vergiyi sırtlarına bindirmiş.
Bakmış halk ses etmemiş.
Bu sefer vergiye yüklü bir zam yapmış.
Bakmış yine halktan, köylüden ses yok.
Padişah halkın ses çıkarmamasına şaşırmış.
İşi ileri boyuta taşımış.
Her köprü başına adam koymuş.
‘Bu köprüden geçenlere tecavüz edin’ demiş.
Padişah bakmış tecavüze rağmen halktan hala ses yok.
Herkes memnun gibi.
Bunun üzerine padişah halkı meydana toplamış.
‘Ey halk size bu kadar zulm ediyoruz. Neden sesiniz çıkmıyor’ demiş.
Halktan biri söz istemiş.
Padişah, “Oh be sonunda itiraz edecek biri çıktı” demiş.
Söz alan adam, “Padişahım köprü başına akşamları iki adam koysanız! Bu şekilde sıra oluyor da” demiş.
Öyle ya!
Bu gidişle Zonguldaklı’nın başına iki adam koyacaklar.